PYD: ABD, Fransa ve Rusya Kürtleri masada istiyor



Artı Gerçek

PYD Eş Genel Başkanı Şahoz Hesen: Siyasi süreç, bölgenin askeri kuvvetlerinin özgünlüğünü dikkate almak zorunda.


Yavuz ÖZCAN


ARTI GERÇEK - Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Genel Başkanı Şahoz Hesen, "ABD ve Fransa başta olmak üzere uluslararası koalisyon ülkeleri arasındaki periyodik toplantılar aracılığıyla herkes, Kürtlerin müzakerelere katılımlarını gerekli görüyor. Ruslar, ilgili görüşmelerde Kürt temsilinin olmayışından ve onları dâhil etme gerekliliğinden bahsediyor" dedi.

Şahoz Hesen, Cenevre görüşmelerine katılımı, Paris çalıştayında anayasa, yönetim ve  yeni rejimin nasıl bir şekil alması gerektiği üzerine tartışmaları, tutuklu bulunan IŞİD militanlarının  ve onların kamplarda yaşayan ailelerinin akıbeti ve Türkiye’nin Rojava’ya yönelik tehditleri hakkında Artı Gerçek’in sorularını yanıtladı:

- Türkiye’nin son bir haftadır sınıra yığınak yapmasını ve Rusya’dan alınan S-400 füzelerinin alımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'nin sınırlarımıza yönelik tehditleri hep olmuştur ve hala devam etmektedir. ABD ile Türkiye arasında yaşanan S-400 problemi de bu tehditlere eklenmiş ve ortamı daha da germektedir. Bir diğer mesele de güvenli bölge meselesidir. Türkiye kendi politikalarında ısrarcıdır. Kendi istekleri doğrultusunda şekillenmesini istemektedirler. Bu konuda Türkiye lehine ciddi bir gelişme görülmemektedir. Ve bu durum yerel seçimler nedeniyle ertelenmişti. Şimdi yeniden gündeme alınması için bazı girişimler mevcuttur. Tabii kendi istedikleri gibi yürümediği için hesaplarına gelmiyor. Bu sebeple dikta bir üsluba ve tehdide yönelmişlerdir. İşin gerçeği de bu tehditlerini hayata geçirme tehlikesi de vardır. Ellerinden gelse hayata geçirecekler. Eğer uluslararası güçler müdahale etmezse bu tehditlerini pratiğe dökeceklerdir. Böyle tehlikeli bir durum söz konusudur. Tabii biliyoruz ki bu durum Türkiye'nin iç işleriyle de ilgilidir. AKP-MHP hükümeti seçimlerden sonra içeride sıkışmış durumdadır. Yine AKP'nin kendi içinde de sorunlar baş göstermiştir. Ekonomik durumları pek parlak değil. Tabii daha iç içe bir çok sebep sayılabilir. 

Fakat esas sebep bunların faşistçe yaklaşımlarıdır. Batı Kürdistan'a, Rojava devriminin ortaya çıkardığı demokratik yönetime, özgürlüğe ve değerlere yaklaşımları hep düşmanca ve Afrin'de yapıldığı gibi talan ve ölümler üzerine bir yaklaşım göstererek politikalarını gerçekleştirmek istiyor. Kısaca tüm politikaları düşmanlık üstüne inşa ederek yürüttüler ve hala yürütmekteler.  Bu sebeplerde böyle bir tehlike vardır. Tabii biz de gereken her türlü tedbirimizi almaktayız ve kendimizi ciddi bir karşı koymaya hazırlamaktayız. 

'TÜRKİYE GİRDİĞİ YOLDA ZARAR GÖRÜYOR'

- Peki Türkiye’nin yürüttüğü bu politikada Rusya ile girdiği ilişkinin etkisi de yok mudur ?

Türkiye’nin Rusya ile geliştirdiği ilişkilerine, aldığı silahlar ve girdiği pazarlıklara baktığımızda görüyoruz ki iki süper güç arasındaki çelişkilerden yararlanmaya çalışıyor. Uçak düşürmek, Rus diplomatın öldürülmesi sonrası, Rusya Türkiye'den ticari ve siyasi olarak epeyce tavizler kopardı ki zaten bu en son S-400'ler de bunlardan biridir. S-400'ler alındı ve parası da ödenecek. Kullanır mı kullanmaz mı bu onların bileceği bir iş, izleyip göreceğiz. S-400’lerin alınmasında Türkiye ABD ve NATO ile ciddi sorunlar yaşamakta ve F-35 programından da çıkartıldı. Bunun daha da etkileri önümüzdeki süreçte olacaktır. Ekonomik ve siyasi olarak da etkilerini göreceğiz. Bu konuda şunu söyleyebiliriz, Türkiye'nin bu konuda girdiği ilişkiler sebebiyle geri adım atma şansı yoktur. Bu şansı olmadığı için de ABD ve NATO'yu nasıl ikna edecektir? Yani çıkmaz bir yola girmiştir ki geri dönmesi de başka sorunlar doğuracaktır. Yani ABD de Rusya da artık Türkiye'de nasıl yararlanacağına bakmaktadır ki, bu da sorunları daha derinleştirecektir. Türkiye girdiği yolda zarar görüyor ve bu zarar gittikçe daha da ağırlaşacaktır. 

- Son dönemde Şam'la her hangi bir temas veya görüşme durumu var mı?

Hem rejimle hem de istisnasız tüm muhalif taraflar ile müzakere ve diyaloğa açığız. Şam ile aramızda gerçek bir müzakere veya görüşme yok. Kısıtlı imkânlarımızla ve zorlu bir mücadeleyle bölgemizi savunduk ve alanlarımızı IŞİD terör örgütünden temizledik. Diyalog için her zaman hazırız. Âdem-i merkeziyetçi ve demokratik bir Suriye’nin inşası için çalışıyoruz. Bu çabalarımız ve bedellerimiz sonucunda  gerçek bir özerk yönetim inşa ettik ve bu konuda büyük bir tecrübemiz var. Öncelikle herkes bu fedakârlıklara saygı göstermelidir. Suriye’nin geleceği, reel gelişmelere dayanmalı, aksi halde sahadaki bazı gelişmeler üzerine riske girilmemeli. Bizim siyasal çözüme yaklaşımımız demokratik esasları  temel alıyor. Diyalog tüm sorunların üstesinden gelebilecek bir sağlıklı yoldur. 

'ELLERİNDEN GELSE KÜRT DİYE BİR ULUS YOKTUR DİYECEKLER'

- Suriye sizin belirttiğiniz bu diyalog yoluna nasıl bakıyor ve Türkiye’nin size yönelik olan tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye  ve Türkiye  rejimlerinin Kürt meselesine bakışları milliyetçi bir temeldedir. Ellerinden gelse "Kürt diye bir ulus yoktur" diyecekler. Ancak mecbur kaldıklarında "Kürtler vardır ama ayrı bir ulus gibi haklarını talep etmemelidir" noktasındalar. Biz sadece Kürtlerin değil, bölgedeki tüm ulusların haklarını savunuyor ve bu temelde demokratik bir sistem öneriyoruz. Bu onları daha çok zoruna gidiyor.

'TÜRKİYE'YLE DOĞRUDAN GÖRÜŞMEMİZ YOK'

- Medyaya bazı iddialar yansıdı PYD ile Türkiye arasında görüşmeler olduğuna dair, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ile doğrudan bir görüşmemiz söz konusu değildir. Türkiye, Fırat’ın doğusuna girme tehdidinde bulunuyor. Bu sorunu çözüme kavuşturmak için, uluslararası koalisyon özellikle de ABD’nin taraflar ile görüşmeleri var.

- Peki Türkiye, PYD ile doğrudan görüşmek isterse bu konuda tavrınız ne olur?

Türkiye’ye yönelik şu ana kadar bizim herhangi bir saldırımız olmadı, aksine Türkiye her zaman bize saldırdı, sivil insanların ölümüne sebep oldu ve Afrin’i işgal etti. Yapılacak her görüşme, Rojava’nın tümünün, özellikle de Afrin sorunun ele alınacağı şekilde yapılmalı. Afrin gündeme alınmaz ve çözüm geliştirilmesi için gerekli adımlar atılmazsa görüşmelerde çözüme ulaşabileceğimizi söyleyemeyiz. Afrin’in Fırat’ın doğusundan ayrılmasını doğru bulmuyoruz. Afrin’de artık hayat normale dönmeli, işgal kalkmalıdır. O zaman diyalog zemini oluşabilir.

- Türkiye’nin YPG olmadan  ‘güvenlikli bölge’ kurma planına ilişkin ne düşünüyorsunuz? YPG’yi dışlayarak bunu yapmaları mümkün mü?

Son dönemde ABD’li yetkililer ve James Jeffrey ile görüşmelerimiz oldu. Yerel güçler,  bölge güvenliği sağlasın deniyorsa, YPG zaten QSD bünyesinde savaşan bir güç. Başka bir bölgenin gücü değil. Bölge halkı kendi kendini yönetmek istiyor. Zaten bizim siyasi ve askeri projemiz de aynı şeyi söylüyor; biz halkın kendi yerel güçleri ile kendisini yönetmesini istiyoruz. Ancak sorun bu değil, sorun şurada ki, Türkiye bölgeye işgalci olarak girmek istiyor. Bu kabul edilemez bir durum.

- Suriye Müzakere Yüksek Kurulu’ndan bir davet aldınız mı?

Gerek katılım gerekse de aynı çatı altında çalışmaya yönelik olarak 'Müzakere Yüksek Kurulu’ndan resmi bir davet almadık. Ancak basın aracılığıyla MSD'nin katılımının gereğine ve müzakerelerin kapsamının genişletilmesine ilişkin bir eğilim olduğu izlenimi var. Suriye diyaloğunu geliştirmenin kapısının aralandığını görüyoruz. Bu önemli bir aşamadır elbette.

Elbette bu diyalogun ırk taassubundan uzak demokratik esaslara dayanması gerekiyor. Fakat bu noktada önemli gördüğüm bir şeye temas etmem gerekiyor. Özellikle muhalefetin bir kısmı ile aramızda birtakım sorunlar var. Kürt kenti olan Afrin'in hala bu muhalefete bağlı olan gruplar tarafından kontrol edildiği herkes tarafından bilinmektedir. Bu gruplar Türk ordusunun koruması altında hareket ediyor. Herhangi bir katılım durumundan veya diyalogdan bahsedilmeden önce güven artırıcı önlemlerin alınması ve Afrin kentinin Afrin halkına teslim edilmesi gerekiyor.

'TÜRKİYE AFRİN'DE İŞGALCİ OLARAK GÖRÜLÜYOR'
 
- Afrin’de olup bitenleri her gün basın işlemekte, Afrinliler oldukça zor koşullarda yaşamlarını sürdürüyorlar, Afrin sorunu nasıl çözülecektir ?

Afrin’de yaşanan sorunlara uluslararası koalisyonun gözetiminde bir çözüm bulunması gerekiyor.Suriye’nin kuzeyinde bileşenler Türkiye’yi işgalci bir devlet olarak görüyor. Türkiye’nin bölgeye müdahale etmesini istemiyorlar ve bunu çok açık bir şekilde uluslararası koalisyon yetkililerine de söylediler. 

- Fransa’nın girişimiyle PYD ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi'ni (ENKS) birbirine yakınlaştırma çabalarını nasıl değerlendirmek gerekiyor ?

Bu konuda tarafların Rojava halkının çıkarları doğrultusunda ciddi adımlar atmasından yanayız. Rojava özerk yönetimi ve savunma güçlerimiz bu sistemi kurmak için binlerce şehit verdi. Biz Kürt taraflarının bu sistem içerisinde yer almasını destekliyoruz.

 - Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen’in, Suriye hükümeti ve muhalif 'Suriye Müzakere Yüksek Kurulu' ile yaptığı görüşmelerinin sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuzeydoğu Suriye bileşenleri terörizme karşı savaştı ve IŞİD'i yenilgiye uğrattı. Öte yandan söz konusu bileşenlerin siyasi sürece ve anayasa komitesi istişarelerine katılımı olmaksızın görüşmelerin başarısından söz edemeyiz. Uluslararası koalisyon ülkelerinin Suriye için ‘Küçük Grup’u, QSD ve özerk yönetim temsilcilerinin katılımını destekliyor. ABD ve Fransa başta olmak üzere uluslararası koalisyon ülkeleri arasındaki periyodik toplantılar aracılığıyla herkes, Kürtlerin müzakerelere katılımlarını gerekli görüyor. Ruslar, ilgili görüşmelerde Kürt temsilinin olmayışından ve onları dâhil etme gerekliliğinden bahsediyor. Ama bugüne kadar komiteye katılımımız yönünde herhangi bir resmi davet almadık ve bu kapsamda gerçek bir adım atılmadı.

- Sizin katılımınıza kimler karşı çıkıyor?

Suriye Kürtlerinin bir anayasa komitesi oluşturulmasına yönelik diyaloglardan ve ilgili görüşmelerden dışlanması, milliyetçiliğe ve otoriter zihniyete dayanıyor. Türkiye ve Suriye rejimleri için söylüyorum.  Ancak sürdürülebilir bir barışa ve tüm tarafları tatmin eden gerçek bir politik çözüme ulaşmak istiyorsak bu zihniyetin üstesinden gelmeliyiz. Çünkü asıl sorunun kaynağı budur. Kürtler tüm bileşenlerle birlikte bölgenin IŞİD'den temizlenmesi için savaştılar ve bugün özerk yönetim yoluyla gerçek bir demokratik model oluşturdular. Bu nedenle Suriye krizi ile ilgili bütün uluslararası görüşmelerde temsil edilmeleri gerekiyor.

- Suriye Demokratik Konseyi temsilcileri ve Suriye’deki muhalif isimler anayasayı görüşmek üzere Paris'te bir toplantı gerçekleştirdiler. Yine Viyana'da, anayasa taslağını görüşmek üzere ikinci bir toplantı yapılacak. Bu toplantılara uluslararası koalisyonun desteği var mı? 

Paris toplantısı bu yıl ülke içerisinde düzenlenen toplantıların bir parçası olarak yapıldı. İki kez Eyn İsa’da bir kez de Kobani’de muhalif partiler, hareketler  ile bir araya geldik. Daha geniş bir muhalif katılımın sağlanması amacıyla Batı ve Arap ülkelerinde bir dizi toplantı ve çalıştay yapacağız. Böylece ortak bir vizyon oluşturmaya ve siyasi katılımı genişletmeye çalışacağız. Paris çalıştayında anayasa, yönetim ve siyasi rejimin şekli üzerine tartışmalar yaptık. Muhalefet güçleri arasında Suriye'nin kuzeydoğusundaki özerk yönetim temsilcilerinin Cenevre ve anayasa komitesi istişarelerine katılımına yönelik genel bir eğilimi var.

- Bu şekilde yani özerk olarak kalma yönünde bir talebiniz var mı?

Suriye’deki durum , uluslararası ve bölgesel müdahaleler nedeniyle daha karmaşık hale geldi. Astana süreci, Suriye'de savaşan devletleri bir araya getiriyor. Her ülke bölgedeki birtakım savaşan unsurları ve tarafları destekliyor. Bir yandan Rusya ile Türkiye arasında, diğer yandan Türkiye ile İran arasında birtakım anlaşmazlıklar var. Bu durum, sahadaki gelişmelerin üzerine gölge düşürüyor. İdlib kentinde yaşananlar, söz konusu anlaşmazlıkların ve ortada gerçek bir çözümün yokluğunun en büyük göstergesidir.

IŞİD'le mücadele eden,büyük fedakârlıklar yapan ve binlerce kurban veren halkımızın kazanımlarını koruyacak ve öz yönetim modelini geliştirmeye çalışacağız. Siyasi süreç, bölgenin ve bölgenin askeri kuvvetlerinin özgünlüğünü dikkate almak zorunda.

- Siz Amuda kentinde IŞİD konulu uluslararası bir forum düzenlediniz ve Avrupa’dan gelen heyetleri karşıladınız. Sıkça Avrupa’dan gelen bu heyetlerin çokluğundan, özerk yönetimi meşrulaştırmaya yönelik uluslararası bir eğilimin bulunduğu sonucu çıkarılabilinir mi?

Evet, bazı ülkeler özerk yönetim deneyimini meşrulaştırmak ve tanımak için geldiler. Diğer bazı ülkeler ise burada tutuklu bulunan örgüt unsurlarının ailelerinden olan kadınları ve çocukları iade amaçlı geldi. Bizi yakın zamanda ziyaret etmiş olan devletlerin çoğu, IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun üyeleridir.

Birçok ülke IŞİD elemanlarının ailelerinin akıbetinin ne olacağını ayrıntılı bir şekilde tartıştı bizimle. Terör suçlarıyla ilgili uluslararası bir mahkemenin kurulması konusunda özerk yönetim temsilcileri ile görüşmelerde bulunuldu. Uluslararası forumda ön plana çıkan meselelerden biri de buydu. Bu elemanlar farklı milletlere mensuplar ve bu devletlerin vatandaşlarına karşı ahlaki yükümlülükleri var. Onlardan uygun hapishaneler ve gözaltı merkezleri oluşturmaya yönelik çalışmalar yapmalarını ve yeniden inşa sürecine katkıda bulunmalarını talep ettik.

- QSD denetiminde tutuklu bulunan IŞİD elemanlarının ve onların kamplarda yaşayan ailelerinin akıbeti ne olacak?

Hapishanelerde terör örgütüne mensup yüzlerce yabancı eleman bulunuyor. Sayıları binleri bulan aile üyeleri ile birlikte bizim için ağır bir yük oluşturuyorlar. Koalisyon ülkelerine sorumluluklarını yerine getirmeleri ve vatandaşlarını kendi topraklarında yargılamaları çağrısında bulunduk. Ülkelerin çoğu bu konuda tereddüt etti ve bizde uluslararası özel bir mahkemenin kurulmasını talep etti.