Sancar: Annelerin acısını ortaklaştırmak zorundayız



Artı Gerçek

HDP Mardin Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Mithat Sancar, üç büyükşehir belediyesine atanan kayyımlar ve Diyarbakır il binası önünde oturan aileler hakkında konuştu.


HDP Mardin Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Mithat Sancar, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanlarının görevlerinden alınıp yerlerine kayyım atanması, 'demokrasi ittifakı' ve demokratik anayasa gündemiyle Ankara'da, İnsan Hakları Derneği (İHD), Türk Tabipleri Birliği (TTB)  ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ni (TMMOB) ziyaret etti.

İHD'de düzenlediği toplantıda açıklamalarda bulunan Sancar, "İktidarı geriletmek yetmiyor onu değiştirmek gerekiyor" derken, demokrasi güçlerinin de bu mücadeleye hazırlıklı olması gerektiğine vurgu yaptı.

HDP Diyarbakır İl Binası önünde oturan aileler için değerlendirmelerde de bulunan Serncer, "Evlatlarını bizim il binamız önünde aramaya gelen, oradan taleplerini yükselten annelerin mesajlarını biz samimiyetle şöyle okuyoruz, demek ki bugüne kadar bu konuda hiçbir yerde çözüm bulamadılar. Barışın gerçek adresi bellidir" dedi.

HDP Mardin Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Mithat Sancar, Demokratik Anayasa, Yargı Reformu ve Demokrasi İttifakları gündemiyle yaptığı açıklamaların saqtır başları şöyle:

DEMOKRATİK ANAYASA: 16 NİSAN REFERANDUMU ÜLKEYİ 12 EYLÜL ANAYASASI'NDAN DAHA DA GERİYE GÖTÜRDÜ

"Görüşmelerimiz planladığımız çerçevede devam ediyor. Esasen 23 Haziran’dan sonra hemen başlamak üzere yaptığımız hazırlıklar vardı. Demokratik Anayasa, Demokrasi İttifakı ve yargı konularında birlikte çalışmanın şartlarını oluşturmak üzere çeşitli kurumları ve siyasi partileri ziyaret etmeyi planlamıştık. Bunların büyük bir kısmını bugüne kadar gerçekleştirdik. Yeni anayasanın, demokratik anayasanın acil ihtiyaç olduğu gerçekliği uzun süredir biliniyor ama 1-1,5 yıllık gelişmeler bu konuya hayati bir aciliyete kavuşturdu. 16 Nisan referandumu ile kabul edilen değişiklikler 12 Eylül Anayasası’ndan kurtulalım derken daha da geriye götürdü ülkeyi. Tek adam rejimi oluşturuldu, hak ve özgürlük güvenceleri iyice zayıflatıldı, sistemin denge-fren mekanizmaları tamamen bozuldu. Üstelik o referandum OHAL şartlarında yapılmıştı ve iktidarın bütün devlet imkanlarını hoyratça kullandığı koşullarda bir kampanya yürütmek zorunda kalmıştı muhalefet ve demokrasi güçleri. Bütün o olumsuz şartlara rağmen ancak yüzde 51 civarında bir oyla kabul edilebildi. Ayrıca unutmayalım o dönemde YSK’nin kararlarının yarattığı çok büyük şaibeler vardı.

Bir büyük anayasa değişikliği, bir hükümet sistemi değişikliği toplumun çok geniş bir kesiminin kabulünü almadan ayakta kalamaz, yaşayamaz, o topluma huzur, barış getirmez. Biz bunu anayasa çalışmalarının ilk temel kuralı ve ABC’si olarak görüyoruz. 

'SİSTEMİN KALICI BİR OHAL REJİMİ ÖNGÖRDÜĞÜ ORTADA'

Bütün bunlarla, toplumsal meşruiyeti neredeyse hiç olmayan bir anayasa değişikliği ve sistemle karşı karşıya bıraktı bizi. Bu sistemin sonuçlarını yaşıyoruz, OHAL şartlarında olgunlaştırılan sistemin kalıcı bir OHAL öngördüğü ortadadır bizler için. Yani anayasa değişikliğinin amacı OHAL’i ebedi hale getirmekti. Kalıcı bir OHAL rejimi yaratmaktı. Biz HDP olarak demokrasi güçleri ve toplumun bütün kesimleri ile yeni bir yol arayışına girmenin hayati önem taşıdığına karar verdik ve Anayasa strateji belgesi hazırladık. Demokrasi ittifakı çerçeve metni hazırladık. Ayrıca yol temizliğinin çok önemli bir unsuru olarak gördüğümüz adalet reformu ile ilgili acil önerilerimizi hazırladık. Bu konuda başta İHD olmak üzere demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin ve emek örgütlerinin çalışmalarının olduğunu biliyoruz. Şimdi bunların hepsini birleştirmemiz gerekiyor.

'ÇÖKTÜRME PLANIYLA İRADE TESLİM ALINMAYA ÇALIŞILDI. ŞİMDİ O PLANI BOŞA ÇIKARMA ZAMANIDIR'

Daha önce Kürt illerinde devreye soktukları Çöktürme Planı, şimdi Çürütme Planı olarak devam etmektedir. Yani Çöktürme Planı 2015’te devreye sokuldu. Çöktürme Planının amacı iradeyi teslim almak ve diz çöktürmekti. Fakat bütün askeri siyasi polisiye yargısal baskılara rağmen bizlerin iradesini teslim alamadılar. Diz çöktüremediler. Şimdi bunu çürütme planı ile sağlamaya çalışıyorlar. Çürütme Planı’ndan kastımız şudur: Bölgede kayyım politikaları ile rant ağlarını genişleterek insanları etik ilkelerden uzaklaştıran bir yönetim inşa etmektir. Burada da aynı çürütme politikası demokrasi güçleri arasındaki ilişkileri bozma üzerine oturmuştur. Her türlü yolsuzluk mubah görülüyor. Her gün sayısız yolsuzluk belgesi ortaya çıkıyor. Kayyım bölgesinde olsun olmasın her yerde yolsuzluk, keyfilik almış başını gidiyor.

Aklıma burada Heinrich Mann’ın çok değerli güzel romanından uyarlanan Mavi Melek filmi geliyor. Mavi Melek filminin özü şu: Orada yozlaşmış bir tip olarak tasfiye edilen Profesör Unrat, kendi yozlaşmışlığını sürdürmek için o şehrin tümünü yozlaştırmaya çabaları geliyor. Yani romanda esas olarak o figür kendisi her türlü yozluğun içindeydi, fakat kendi itibarını, hatta gücünü korumak ve daha da iktidar olmak için o şehrin tamamını bu yozlaşmaya ortak etmeye çalışıyor. Şimdi bu iktidar da toplumun bütün kesimlerini yozlaştırmaya ve toplumu çürütmeye çalışıyor. Bir toplumu çürütmek isterseniz ilk el atmanız gereken yer adalettir. Adaleti çürütürseniz toplumun çürümesini zaten çok hızlı gerçekleştirirsiniz. Çöktürme Planı’nı boşa çıkardık, bütün demokrasi güçleriyle birlikte çöktürme planını boşa çıkardık, şimdi Çürütme Planını boşa çıkarma zamanıdır.

'ANNELERİN ACISINI ORTAKLAŞTIRMAK ZORUNDAYIZ'

Bir süredir Diyarbakır il binamız önünde aileler oturuyor. Sayıları giderek artıyor. 3 grup ailenin orada bulunduğu görüyoruz. Bunlardan bir kısmı gerçekten muhtemelen evlatları dağda olan ailelerdir. Onlar kayıp diye belirtiyorlar ama PKK’ye katılan çocukların aileleridir. Bir grup aile de PKK’nin elinde uzun süredir bulunan asker ve polis aileleridir. Bir kısmı da bu işin magazinleşmesi çerçevesinde bir şekilde bu durumu fırsata çevirmeye çalışanlardır. Şimdi magazin kısmını bir kenara bırakarak; oradaki bütün ailelerin, annelerin evlat acısı ve hasreti bizim için gerçektir, önemlidir. Hepimizin yüreğimizde hissettiği bir hasret ve acıdır. Ama şunu da söyleyeceğiz. Bu konuda asla acılar ve hasretler arasında ayrım yapılmasını kabul edemeyiz. Bütün annelerin; evladı dağda olan annelerin, evlatları kayıp olan Cumartesi Annelerinin, bu savaşta büyük acılar yaşamış Barış Annelerinin, hepsinin acısını ortaklaştırmak zorundayız. Biz HDP olarak buna hazırız. Bizim il binamız önünde oturan annelerin bütün duygularını saygı ile karşılıyoruz. Bütün taleplerini ciddiye alıyoruz ama bilsinler ki ve bütün toplum bilsin ki bunun, evlat acısının ve hasretinin temel sebebi savaş politikalarıdır. Bunu bitirecek kesin çare barıştır. O nedenle biz bütün annelere çağrı yapıyoruz: Herkes barış için elinden geleni yapsın.

'ANNELER BARIŞ UMUDUNUN NEREDE OLDUĞUNU BİLEREK İL BİNAMIZA GELDİLER'

 Ayrıca evlatlarını bizim il binamız önünde aramaya gelen, oradan taleplerini yükselten annelerin mesajlarını biz samimiyetle şöyle okuyoruz: Demek ki bugüne kadar bu konuda hiçbir yerde çözüm bulamadılar. Barışın gerçek adresi bellidir. Hangi sözleri kullanırlarsa kullansınlar medya nasıl yansıtırsa yansıtsın barış umudunun nerede olduğunu hissederek oraya gelmişlerdir. Biz de söz veriyoruz. Barış politikalarından, barışı aramaktan ve savunmaktan, barış için elimizden geleni yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Barış politikası bizim varoluş sebebimizdir. Tıpkı demokratik siyasette ısrar etmenin varoluş sebebimiz olduğu gibi. HDP 2 konuda kararlıdır. Barış talebinden ve çalışmalarından asla vazgeçmeyecek, demokratik siyasette durmaktan asla vazgeçmeyecektir. Çünkü çözümün barışa ulaşmanın yolunun demokratik siyaset olduğunun farkındayız." (HABER MERKEZİ)