Şehit kime denir?



Artı Gerçek

Şehit kavramı devletin ve sosyal ampirizmin şekillendirdiği anlamıyla biçimlenip algılanıyor. Devletin kurumları, medya ve tetikçileri algı pompalıyor, temiz yürekler algının fedaisi oluyor.



Şehit sözlüklere bakarak tanımlanıyor da tanım konuyu anlamaya yetmiyor.
Şehitlik, devletin yıllardır topluma yaşattığı bir olgu, fakat dini bir mertebe olduğu için din uzmanlarınca, devlet dışında ele alınması gerekiyor.
Bugünkü sonuçta toplumun inancı ve devletin aritmetik tanım ve ödülleri, ama daha çok da onu besleyen mahallenin dünyevileşmiş propagandası etkili.
Hemen her mahalle ampirik "bilge"yle dolu.
Durum bu maalesef, uzmana bırakılmayan işler böyle yürüyor.
Esasında genellikle böyle yürüyor, kavram ve terimler yerinde kullanılmıyor.
Mesela kişi entelektüel de olsa, okul konulu bir muhabbette, "okul şövenizmi yapma!" diyebiliyor.
Şovenizmin bir ırkı ve ulusu üstün görmek olması önemsenmiyor. 
Ve bir partinin kadından sorumlu "uzmanı", kadın milleti dediğinde dinleyenlerin kadın cinsi demek istediğini şıp diye anlaması bekleniyor.
Hemen her siyasi tartışmada benzer bir durum mümkün, bir siyasi "uzman", "feodal faşizm"den ve yoğunlaşmış artı değerinden dem vurabiliyor.
Anlat anlatabilirsen, fedolitede faşizm olmayacağını, kapitalizmin ürettiği bir rejim olduğunu, her baskıya faşizm denemeyeceğini.
Veya parka, bot giymiş birkaç "anti emperyalist" bir araya gelip gariban  ABD erini döverek emperyalizmi yenmek istiyor.
Zor, Türkiye burası, burada işler böyle, 'yarım imamın dinden, yarım doktorun candan ettiği' biçimde yürüyor.
E, işte şehit kavramı da öyle; gerçek anlamıyla değil, devletin ve sosyal ampirizmin şekillendirdiği anlamıyla biçimlenip algılanıyor.
Devletin kurumları, devlet çarkı dişlisine dönmüş medya ve tetikçileri sürekli algı pompalıyor, inançlı temiz yürekler algının fedaisi oluyor. 
Hal böyleyken sözlüklerin verdiği tanımlarla şehidi anlamak ve anlatmak çok zor, hatta imkansız..
O yüzden dini bir kavramın dünyevi kriterlerle değil dini platformda biçimlenmesi gerekiyor.
Aksi halde kavramın anlamı piyasa girdabında paramparça, Müslümanlar üzüntüye gark oluyor.
Öyle göreceli fiiller ortaya çıkıyor ki, şehitlik, malını, ailesini korurken ve hayatın içinde bir haksızlığa karşı tutum alırken diye tanımlanıyor, edimlerin din ve Allah'la bir bağı kurulup solcuların diyalektiğine taş çıkartılıyor.
Kavram güncelden, kültürden etkileniyor, bir yerlere giriyor, çıkıyor, kendi ile ilgili kim neye inanıyorsa inansın, çok da karışmamak gerekiyor. 
Ama şehit, Türklük'le, dünyevi çıkar ve iktidar hesaplarıyla tanımlanınca ortaya kavga, dolayısıyla huzursuzluk çıkıyor; zaten üzen, problem üreten de bunlar oluyor.
Öyleyse ilkeli olmak, dini ve kavramlarını kendi aleminde, kendi duru manasında bırakmak, hiçbir şeye alet etmemek gerekiyor.
Yani devletin ve örgütlerin bu kavramı sahibine iade etmesi, kendi sıfatlarını bulması şart!
Çünkü toplum vadesinde ölüm ve onuruyla huzur içinde yaşamak istiyor. 
Sonuç olarak Kur'an'da şehidin anlamına dair 5 eylül 2015 tarihinde yayınlanan videoda Sayın İlahiyatçı yazar Mustafa İslamoğlu'nun sözleri, siyasallaşmamış İslamın topluma nasıl barış ve huzur için bir tutkal olacağının müjdesini veriyor:
"Ölen askerlere, ana kuzularına Allah'tan rahmet dilerim. 
Şehitlik devletin dağıttığı bir ünvan gibi anlaşılıyor. 
Devlet şehitlik dağıtmaz, Allah dağıtır. 
Şehit; hayatını imanına şahit kılana denir. 
İslamın şahidi olarak Allah yolunda yaşanmış bir hayat Allah yolunda son bulur; sona eren yerin yatak, cephe, kurşun veya trafik kazası olması farketmez. 
Devletin ana kuzularını cepheye sürmesi, gençleri gaza getirmesi şehitliğin istismarıdır. 
Gerçekten şehitliğe inanıyorlarsa, önce kendi en yakınlarını öne sürsünler de görelim. 
Yoksa istismar etmesinler. İnanmadıkları şeyi yapmasınlar!" diyor.
Burası Türkiye deyip yanlışa fit olmamak, arayışı sürdürmek gerekiyor.