'Şiirin satmadığı koca bir yalan'



Artı Gerçek

Kaos Çocuk Parkı’na yönelik eleştirileri Genel Yayın Yönetmeni Lokman Kurucu’ya açık açık sorduk, aynı açıklıkla yanıtlarını aldık.


Önder Birol BIYIK


ARTI GERÇEK - Geçtiğimiz yıl yayın dünyasına adım atan Kaos Çocuk Parkı Yayınları gerek kolektif örgütlenme anlayışı, gerek öne çıkardığı kitapları, gerekse kamuoyuyla paylaştığı bildirgeleri ile çok tartışıldı, hala da tartışılıyor. KÇP şiir dünyasında şairinden para alarak kitap basma anlayışına son vermesi birçok şairin yayınevi etrafında birikmesine neden olurken şimşekleri de üzerine çekmesine yol açtı. Kısa sürede yüzün üzerinde kitap basan, üç alt kuruluş ve dergi kuran Kaos Çocuk Parkı’na yönelik eleştirileri Genel Yayın Yönetmeni Lokman Kurucu’ya açık açık sorduk, aynı açıklıkla yanıtlarını aldık. 

-Sevgili Lokman geçtiğimiz yıl Kaos Çocuk Parkı Yayınları’nı kurdunuz ve kısa sürede onlarca şiir kitabı bastınız. Şiir dünyasında çok da ses getirdiniz, birazdan açacağımız gibi tabiri caizse taşları yerinden oynattınız. Kaos Çocuk Parkı bilindik bir yayınevi olarak değil bir kolektif olarak kendini var ediyor. Nereden doğdu bu fikir? Nasıl bir yapı Kaos Çocuk Parkı? Biraz Kaos Çocuk Parkı’nın örgütlenmesinden söz eder misin?

Kaos Çocuk Parkı kurucu ideolojinin korunaklı camekânlarında “mış” gibi yaparak kendilerini on yıllarca farklı farklı söylem ve etiketlerle pazarlayabilmiş kişi ve grupların yarattığı yanılsamalardan kopuşun edebiyat ortamındaki ifadesidir. Muhalif sanat, muhalif edebiyatın tezgâhlarda bolca satıldığı, muhalif edebiyatçı, muhalif sanatçının kendi köşesinde delirtildiği bu ülkede dört beş huzursuz ve huzursuzluğuyla uyumlu hale gelmeye çalışan “dünkü çocuğun” bir araya gelerek oluşturduğu oldukça huzursuz bir park. Bu parktakilerin amacı dün olduğu gibi bugün de o taşları yerinden oynatmak değil, mümkünse layık oldukları gibi toprağa çevirmek.  Ama bu iş taşı doğrudan toprağa çevirmek kadar zor!  8 yıldır bu taşlarla didişen sanat edebiyat kolektifi KÇP. Merkezinde güncellenmiş hali ile Hıdır Murat Doğan, Emre Hepdeniz,Thalles Al Rhazzess, Zafer Rıfat Irmak, Arif Çimen, Köksal Erdenoğlu, Altuğ Altıntaş, Mustafa Çavuşoğlu, Hakan Unutmaz ve Ercihan Yolcu var. Şu ana dek yapılan hiçbir iş sahipsiz kalmadı. Zira hepsi bir hakikate dayanıyordu. Kaos Çocuk Parkı Yayınevi de onlarca işten sadece bir iş. Bu kadar ses getirmesinin nedeni diğer işlerden daha fazla kişiye hitap etmesi ve dolayısıyla daha fazla insan tarafından desteklenmesi. Yeri gelmişken altını çizeyim; Kaos Çocuk Parkı bir yayınevi ile sınırlandırılamayacak kadar büyük bir oluşum.  Şu ana dek yüzlerce kişi bu parkta oynadı, oynamaya devam ediyor. 

-Kaos Çocuk Parkı’nın şiir kitapları basan diğer yayınevlerinden bir farkı var. Birçok yayınevi şiir kitaplarının masraflarını logo kârıyla birlikte şairinden karşılıyor. Yani şiir yayıncılığında okurdan değil, şairden kazanmak gibi garip bir hal var. Aslına bakarsanız bu, şairi de rencide eden bir şey. Yıllarca uğraşıp didinerek bir şiir kitabı ortaya çıkartıyorsunuz, bir de üzerine tabii paranız varsa, kitabı bastırıp okura ulaştırmaya çalışıyorsunuz. Buna gerekçe olarak da şiir kitaplarının satmaması gösteriliyor. Gerçekten şairden kitap parası almadan şiirin yaşama şansı yok mu? Siz bu çemberi nasıl kırdınız? 

Sonsuza kadar kırabildik mi bilmiyorum. Zira o çember kapitalizmle, piyasa ile ilgili olduğu kadar insanın oluşu ile de ilintili.  Şimdiye dek Thalles’in, Emre’nin ve Köksal’ın ve benim ortaya koyduğumuz paralarla 100’ü aşkın kitap yayımladık.  Bir de 8 ay boyunca gece gündüz verilmiş büyük bir emek söz konusu. Bayağı bir rahatlanma yaşandı ortamda. O meşhur arzu üzerinden dört beş adamın egosu arasında sıkışmış kalemler layık oldukları saygı ve ilgiyi keskin ve dolaysız bir şekilde tanımlamaya, duyumsamaya başladılar. Açıkçası bazıları gönüllülük esasında üretim yaptığımızı unutup bize “işçi” muamelesi de yapmadılar değil! Canları sağ olsun. Bazılarıysa başka yayınevleri tarafından talep edilir noktaya gelince yön değiştirdiler. Bu değişime içli dışlı çok sevindik.  Zira bizim istediğimiz şeyler tam da buydu. Şair dolaylamadan istiyor, şiirse artık yavaş yavaş yayınevleri tarafından talep edilir noktaya geliyor. Bu işi biraz daha sürdürebilirsek o çember tamamıyla kırılacak bunu görebiliyoruz. Bu süreçte bazı yayınevleri “ücretsiz kitap” ilanında bulundu, bazıları kitap basım ücretini yarı yarıya indirdi, İstanbul piyasası ise yavaş yavaş şiire el atmaya başlıyor gibi. Sadece şiir, kitap konusunda değil, diğer alanlarda da üretimin hızlanmasına neden olduk. diyebilirim. Merkeze, merkezdeki algıya saldırdıkça kırk yıllık kümelerde ve onların etrafında sıra bekleyenler arasında parçalanmalar, dağılmalar oluyor. Herkes ikişer, üçer kendi yolunu çizmeye çalışıyor. Her gün bir dergi, bir sitenin çıktığına şahit oluyoruz. Eskilerse köşe kaptırmamak telaşı ile farklı farklı arayışlar içine giriyor, biçim değiştiriyorlar. Yeni oluşumlarda parmakları olduğu algısını yaratmak ya da onları kendilerine bağlamak için birtakım tavizler veriyorlar egolarından kendilerince. Eskiden selamlarını almayı lütuftan saydıklarını şimdi deyim yerindeyse birilerinden kapmaya çalışıyorlar. Bunlar somut olarak gözlemleyebildiğimiz keyif verici gelişmeler. KÇP bu işi sürdürdükçe her şey daha iyi olacak.  Yeter ki etrafımızdaki insanlar KÇP’nin bir kolektif olduğunu, bu işi hep birlikte yapmak zorunda olduğumuzu unutmasınlar.  

-Kaos Çocuk Parkı sadece şiir kitabı değil, deneme, inceleme araştırma roman da basıyor. Şiirle başladınız ama giderek kültür yayıncılığının birçok alanına açıldınız.

Kaos Çocuk Parkı bir okul. Bu okulda sadece şiir öğrenmek, şiir tartışmak, şiir üretmek daraltıcı bir şey olurdu. Yıllardır kitap olarak olmasa da dergi, fanzin, fanzin kitaplar aracılığı ile insanların üretimlerinden yararlandık. Her şeyin başında biz okuduk bize gönderilenleri. Açıkçası bu konuda temel aldığımız şey bizim yayınladığımız şeylerden ne öğreneceğimizdi. Ki bu hala da böyle. Yani ek olarak büyük bir açılma yok, dün olduğu gibi bugün de her alanda söylenenleri, yazılanları kendimize katarak ilerliyoruz. 

-Birçok çevrede Kaos Çocuk Parkı’nın kolektif örgütlenmesinin piyasa koşullarında sürdürülebilir olmadığı yönünde görüşler var. 

Bu görüşler Kaos Çocuk Parkı’nı salt bir yayınevi olarak gören kişilerden kaynaklı sanırım. Geçmişte dünyanın en büyük fanzin dağıtımını yapmış, her ille bağlantısı olan bir oluşumdan bahsediyoruz. Kitap basamayacak hale gelirsek daha önce yaptığımızı ona katlayarak ülkeyi fanzin cehennemine çeviririz. Merak etmesinler. Bu oluşum bir gün yayıncılığı bırakırsa bu piyasa koşulları yüzünden değil, can sıkıntısından olur herhalde. Hiçbirimizin ömür boyu bu işle uğraşma gibi bir planı yok. Her birimiz kitaplarını yayımladığımız şair, yazarlar gibi üreten insanlarız. Aramızda çok ciddi sanatçı arkadaşlarımız var. Mesela Emre Hepdeniz, çok sağlam bir tiyatrocu. Aynı zamanda çevirmen. Şahsen ben Emre’nin bu yayınevi için ömür boyu sanatından uzak durmasını istemem. Thaless bir ressam, Hıdır Murat Doğan çok sıkı bir öykücü, Hakan Unutmaz da öyle. Benim bir sürü müzik projem var.  Kafayı mı yedik! Elbette amaçladığımız şeyler gerçeklediğinde, hiç olmazsa bu kadar üretim yapmayacağız. 

-Kimi çevrelerde Kaos Çocuk Parkı topu attı atacak diye bir beklenti varken bir de bakıyoruz Kaos Çocuk Parkı Klaros Yayınları, Klaros Merdiven, Ayol gibi yeni isimlerle çalışma alanlarını genişletiyor. Siz yayıncılıkta kimsenin bulamadığı sihri mi buldunuz? Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Çok mu paranız var?

Çok paramız yok. Ayrıca bir değirmenimiz de yok. Suyla çalışan bir yapı da değiliz. “Batmak” dediğiniz şey belli bir parayı feda etmekse evet biz battık! Geçmiş olsun. Battığımız yer çok güzel bir yer, diğerlerini de bekleriz.  İşin hala sürdürülebiliniyor olmasına gelince; her platformda belirttiğimiz bir şey var; biz yayın dünyasında çoktan keşfedilmiş bir şeyin farkına vardık; dijital baskı! Butik yayınevleri bir tarafa, koca koca yayınevlerinin bazıları bile dijital baskı yöntemi ile çalışıyorlar yıllardır. Çünkü dijital baskıda 500-1000 kitap basmak gibi bir zorunluluğunuz yok. İster 200 ister 300 kitap basarsınız. Elbette bu da bedava bir şey değil,  her kitabın editi, kapağı, mizanpajı, basımı, dağıtımı, işçiliği, gecesi gündüzü var ki bu büyük bir yük. Ama evet, matbaaya kıyasen daha ucuz ve daha sürdürülebilir bir şey.  İlk başladığımızda her kitaptan 100 ile 200 arasında basıyorduk ve bunun nedenlerini şair yazarlara uygun bir dille anlatıyorduk. ( Bu kitapların çoğu sonradan 2. baskı yaptı.)  Dağıtım ağımız genişledikçe bu sayılar yetmemeye başladı tabii ki. Geldiğimiz noktada bazı kitapların basımı bin adeti aştı. Tahminlerimize göre bu yılın ortalarında artık dijital baskıdan çıkıyoruz. Biz çıksak bile dijital baskının bahsettiğimiz çemberi kırmak açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Buraya bir işaret koyalım!

-Kaos Çocuk Parkı’nın bilindik yayınevlerinin tarzını izlemiyor. Mesela biz kolay kolay başka bir yayınevinin bu kadar yazılı açıklama yaptığına tanık olmuyoruz ya da genel yayın yönetmeni bu kadar gündemde kalmıyor. Ama Kaos Çocuk Parkı kamuoyuna sık sık açıklama yapıyor. Doğrusu bu sizi dinamize de ediyor. Bunu özel bir iletişim biçimi ya da hadi diyelim piar yöntemi olarak mı tercih ediyorsunuz? 

Kaos Çocuk Parkı  “ücretsiz kitap basımı” ile ortaya çıktığında beklediğimiz gibi bazı çevreler rahatsız oldu. Bu çevrelerin söylem ve eylemlerine kayıtsız kalamazdık.  Bu kolektifin koordinatörü ve sözcüsü olarak iş en çok bana düşüyordu. Birilerinin kimseden çekinmeyeceğimizi, gerektiğinde fazlasıyla cevabımızı vereceğimizi bilmeleri gerekiyordu. Bize çoluk çocuk muamelesi yapan insanların sahiden çoluk çocuk olduğumuzu ve çoluk çocukla uğraşılmaması gerektiklerini iyice kavramaları gerekiyordu. Kavradılar mı bilmiyorum. Ama sanki geçici bir kabullenme söz konusu. Bu çevreler tarafından kabullenmeyi çok önemsemesek de öyle oluyor olması enerjimizi başka şeylere harcamamız açısından güzel oldu. Diğer açıklamalar ise yaptığımız, yapacağımız üretimlerin gidişatı ve dönüşümü ile ilgili. İçinde yüzlerce insanın üretimde bulunduğu bir oluşumun tek sözcüsü olarak ayda birkaç kez açıklama yapmak hevesten değil, mecburiyetten. Bu dışarıdan piar olarak görülüyorsa bir şeyleri yanlış yapıyoruz demektir. 

-Kaos Çocuk Parkı şiir kitapları basan pek çok yayınevini isim vererek eleştirmekten çekinmedi. Aslında bir rest hali bu… 

Kaos Çocuk Parkı isim verdi gerekirse bir daha verir. İsim veriyor olmamızın nedeni tüm yayınevleri ve emekçileri ile ilgili aynı şeyi düşünmüyor olmamız. Hatta yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekir;  isim vererek sert bir dille eleştirdiğimiz yayınevlerinin bile ne karşılığında olursa olsun şimdiye dek verdikleri emekleri ve üretimlerini hiçleştirmedik.  Sekiz yıldır bu ortamda emek veren bir kolektif olarak böyle bir vandalistliği kendimize yakıştıramayız. Biz anarşistiz, saygısız değil! Bu rest hali de özel olarak kitap yayını konusunda gelişmedi. Herkesin karşı olduğu ama herkesin kendini üzerine kurduğu, beslendiği bu zeminde nereye dokunsak birilerinin menfaatine ters düşüyoruz. Yıllardır neye nasıl ne için karşı olunması ile ilgili yazdıklarıyla kendini var etmiş insanların bizim rest halinde olduğumuz şeylerden beslendiklerini, aslında karşı olunması gerektiğini söyledikleri şeylerin onların var olma nedeni olduklarını gördük. Kırk yıldır ortamda kutuplaşma ve düşmanlaşma üzerinden kendilerine taraftar toplayan kişileri bir araya getirdi bu rest hali. Ama geçmiş olsun, balyoz düştü, zemin çatladı, nar dağıldı, biz gitsek başkası gelecek, geliyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu özellikle sağda solda bize karşı diğerinin aynısı kamplar yaratarak varlıklarını sürdürebileceklerini düşünen köşeler için söylüyorum; Kaos Çocuk Parkı herkesi zehirledi! Bu zehrin panzehri yok! 
-Altı ay gibi kısa bir sürede 80’nin üzerinde şiir kitabı bastınız. Bunu birçok büyük yayınevi bile yapamıyor. Aslında yaparlar da yapmak istemiyorlar. Şiir rantabl değil onlara göre. Ancak ben başka bir şey soracağım, bu kadar çok kitap basarken kaliteden taviz verdiğinizi düşünüyor musunuz?
KÇP yayın kurulu sorumluluk duygusuyla kendisine gönderilen her dosyayı kendi bütünlüğü içinde hakkaniyetli bir şekilde değerlendirmeye çalıştı. Herkesi ilgilendirdiğini düşündüğümüz ve salt şiir edebiyatla açıklanamayacak genel algılara eleştirilerimizi yapmakla birlikte, şu ana dek yayımladığımız herhangi bir kitap bize pişmanlık vermedi. Yayımladığımız her kitabın arkasındayız. Her platformda tartışmaya hazırız. 

-Tabii bir de bu kitapların dağıtım sorunu var. Bu konuda eleştiriler olduğunu da biliyorum. Dağıtım sorununu nasıl çözüyorsunuz?

Bu konuda eleştiri getirenlere biraz da “el insaf” diyorum! İlk kitabı 6 ay önce dağıtıma girmiş ve şiir ağırlıklı çalışan bir yayınevinden bahsediyoruz. Buna rağmen pek çok yayınevinden daha iyi bir noktadayız dağıtım konusunda. Elbette gün geçtikçe daha da yayılıyoruz, yayılacağız. Biraz zaman gerekiyor bu işler için, biraz sabır. Bu konuda çok orijinal planlarımız, çalışmalarımız var. Eleştiren arkadaşlar eleştirmeye devam etsinler ama bazen de eleştirdikleri şeyleri çözmeye yönelik hiç olmazsa bir adım atsınlar. Bir kitapçıya girip Kaos Çocuk Parkı’nın kitaplarını sipariş etmek herkesin yapabileceği bir şey. Ki yapanlar, bize destek veren birçok şairimiz, yazarımız ve okuyucumuz var. 

-Büyük yayınevlerinden söz etmişken Yapı Kredi Yayınları, İş Bankası Kültür Yayınları gibi banka sermayesine dayalı yayınevleri şiirimizde en azından bugün için kalıcı olduğu düşünülen çok şairin toplu şiirlerini koleksiyon haline getirirken ne hikmetse hali hazırda yazan şairlerin kitaplarına yüz vermiyor. Butik yayınevleri ise ciddi bir finansman ve dağıtım sorunuyla karşı karşıyalar. Best seller olan bir kitapla trilyonlar kazanan büyük yayınevlerinin yılda 30 şiir kitabı basmasının onlar ciddi bir mali yükü olmasa gerek ama yapmıyorlar.  Banka yayınevlerini geçtik İletişim, Can gibi soldan gelen ve büyük yayınevi konumuna ulaşmış yayınevleri de şiir basmıyor. Sorduğunuzda şiir satmıyor, yanıtını alıyorsunuz kestirmeden.  Yayın dünyası şiiri gözden çıkarttı mı? Sorumluluk kimde? Okurda mı, yayıncıda mı, yoksa şairde mi?

Başta solun entelektüel birikimine konarak şirketleşmiş yayınevlerinin sola olan ihanetidir şiirin şu an içinde bulunduğu durum. İlk sorunuza verdiğim cevabı da bu cevaba ekleyerek devam edeyim. Şiirin satmadığı koca bir yalandan ibaret. Şiir satar. Ama satıldığı ölçüde onların beslendiği, varlıklarını borçlu olduğu temelleri sarsar. Bu dediğim sloganik bir şeyden ibaret değil. Şiir tüm duygulanım biçimlerinin en keskini ve -artık edebiyatın bile insanın kendisi ile olan iletişimini sekteye uğratmasına hizmet ettiği bu çağda- kendine dönmenin en kestirme yoludur. Kendine dönen, kendindeki hakikati yeniden tanımlayan, değiştiren, dönüştüren insanlardan bu şirketlere hayır gelmez! Bunların on. yirmi ölmüş ya da yaşayan şairi putlaştırmalarının nedeni ticari olduğu kadar “yeniyi, farklılığı” hapsetmek. Mesele 30 ya da 100 kitap değil. Sistem bazen geçmişi geleceğe, bazen geleceği geçmişe hapseder. Bu şirketlerin şiir konusundaki görevi de geleceği geçmişe hapsetmek gibi geliyor bana! Olaya buradan bakarak bunlardan yüz çevirmek gerek. Kendi başımızın çaresine kendimiz bakacağız. Bu ülkeye şiiri beraber okutacağız.  Tabi bu da “armut piş ağzıma düş” kafasıyla olabilecek bir şey değil. Şair ağaca çıkıp o armudu dalından kopartabilmeli. 

-Siz birçok yeni şaire kapınızı açtınız. İçlerinde ilk kitabı olduğu halde çok değerli kalemler göze çarpıyor. Bu yazar ve şairlerle ilişkinizi nasıl kuruyorsunuz? Bu soruyu biraz da Dip dergisi ile bağlantılı olarak soruyorum; Dip dergisinde ürünlerini yayınlatan şairlerin başka dergilerde ürün yayınlatmama gibi bir şartınız var sanırım. Mesele Eskilerden Yeditepe, Ant, Papirüs gibi dergiler birer ekoldü ve kendi yazar kadroları vardı. Şimdi herkes her dergide çıkıyor. Bilemiyorum, belki de çağın bir getirisidir bu…  Ne de olsa katı olan her şey buharlaşıyor. Peki, siz bunun dışında bir çizgi izleyip geçmişe dönerek kendi yazar kadronuzu mu oluşturuyorsunuz? 

Bu arkadaşlarımızın çoğu ile zaten bir şekilde iletişimimiz, tanışıklığımız vardı. Bu ortamda Kaos Çocuk Parkı’nı bilmeyen yok gibi. Pek çok gönüllü ve yaptığımız işi sahiplenen arkadaşımız var. İletişim tek kanaldan değil pek çok kanaldan sağlanıyor. Eserleri ile katılım yapan arkadaşlar bizimle ilgili az çok fikir sahibi. Özellikle şiir edebiyat konusunda aynı olmadığımızı, farklı bir yerde durduğumuzu biliyorlar zaten. Kolektife bağlı Kaos Çocuk Parkı Yayınevi artık kendi şiir ve edebiyat anlayışımız üzerinden ilerleyecek.  DİP dergisi de öyle. Yazmakta olduğumuz şeylerde derinleşebilmek için bir süreliğine de olsa ayrışmanın gerekli olduğunu düşündük. Şiirinin, yazısının olmadığı dergiyi almayan okurdan farklı bir okura hitap etmek istiyoruz. Bu yüzden bütünlüklü, derdi anlaşılabilir bir çalışma ortaya koymamız gerekli. Her yerde okunabilen şair ve yazarlarla bunu yapamayız. Bir özelliğimizin olması için ayrışmamız gerek. Bu ayrışmanın şu ana dek olageldiği gibi dışlamaya dönüşmemesi için Klaros Yayınları’nı kurduk, Klaros dergisinin hazırlıklarına başladık.  Kaos Çocuk Parkı bölünerek büyüyen bir park. Bölünüyoruz ama bir aradayız, gerektiğinde ortak işler de yaparız, yapıyoruz. 

-Biraz Dip serisinden söz etmek istiyorum. Dip serisinin bütün kitaplarını okuma şansım oldu. Siz  Kaos Çocuk Parkı’nın şiir anlayışını Dip serisinden yayınlanan kitaplar olarak tarif ettiniz. Bu kitapların biçem, biçem ya da içerik bakımından uçlarda gezinen kitaplar olduğu tartışılmaz. Ancak her marjinal şiir, avangart anlamına gelmez.  Marjinal bir kulvarda imge kurarken has şiiri bulamamış da olabilirsiniz. Doğrusunu isterseniz Dip Serisi’nden Cihan Oğuz’un Tanrıyla Konuşmalar, Dilek Özkan’ın Birkaç Porsiyon Hayat, Aykut Akgül’ün Manhattan ve Rakı gibi sağlam kitaplar okuduğum gibi Kaos Çocuk Parkı’ndan Salih Aydemir’in Araz, Murat Esmer’in Ahraz Alfabe, Gizem Türkmen’in Kırk İkinci Yol, Hıdır Işık’ın Öpülmemiş Şehla, Kemal Güler’in Kırmızı Sonbahar gibi önemli bulduğum kitapları da gördüm. Şunu sormak istiyorum; Dip serisini yayınevinin şiir anlayışınız olarak yansıtırken diğer bastığınız kitaplara haksızlık ettiğinizi düşünmüyor musunuz? 

Saydığın ve saymadığın tüm dosyalar yüzlerce dosya arasından seçilip yayınlandılar. Şu ana dek reddettiğimiz dosyaların sayısını bilmiyorum desem bu bir şeyler anlatır sanırım. Kaos Çocuk Parkı Yayınevi iddiası olan bir yayınevi ve yayınladığı her kitap bir meydan okumadır. Bazı dosyaları gömüldüğü topraktan çıkardı bu kolektif, bazılarını belki 50 yıl sonrasından günümüze getirdi. Bu yayınevindeki herhangi bir kitabın Dip’tekilerden “önemsiz” görülmesi başta bunca maddi manevi emek veren bu parkın çocuklarına haksızlık olur. Tekrara düşeceğim ama olsun;  Hangi seride olursa olsun, Kaos Çocuk Parkı’ndan bastığımız her kitabın arkasındayız. Her platformda tartışmaya hazırız. Dip serisine genlince; Dip’e genel anlamda birçok kişinin tam olarak şiir diyemeyeceği metinler bile girebilir. Burada ölçü aldığımız şey kümelerin dışında yer alan ya da bunları zorlayan eserler. Kıyıda köşede farklı şeyler deneyen, başka ufukları zorlayan kaşifler var, Dip onlar için bir alan, her gün biri bizi buluyor; şaşırıyoruz. Bunlar şiirde fazlasıyla risk alabilen insanlar. Şiirde yeni kapılar açmak konusunda elbette önemli buluyoruz. 

-Kaos Çocuk Parkı bilmiyorsam düzeltin, bugüne kadar yayın dünyasında yapılmayan bir şeyi yaparak LGBTİ+ temalı kitaplar basmaya karar verdi. Ki benim de şahsen çok desteklediğim bir karar. Biraz Ayol hakkında konuşalım. 

KÇP kimi aktivist ama hepsi kimlik bilinci taşıyan LGBTİ+  bireylerin öncülüğünde kurulmuş olsa da LGBTİ+ vurgusu üzerinden bir alan yaratmaya çalışmadı şu ana dek. Aksine böyle bir alan açmamaya özen gösterdi. Zira bu altından kalkabileceğimiz, sorumluluğunu taşıyabileceğimiz bir şey değildi. Kolay şeyler değil bunlar. Ciddi emek ve samimiyet ister. Özellikle samimiyet ister zira suiistimale açık bir alan. Biliyorsun ki LGBTİ+ örgütlendikçe her alanda görünür hale gelmeye başladı. Bu örgütlülükten politik ve ticari olarak yararlanmaya çalışıyor her kesim. Tabi yayınevleri de boş durmadı, durmuyor, durmayacak; sembolik işler yaparak buradan alan kapmaya çalıştı, çalışacak. Burada samimiyet testi yapmak gereksiz ama artık cılkı çıkmış şeyleri dillendirmek gerek ki bazı şeyler içselleştirilsin. Bazen köprüyü geçmeye çalışmaktansa, ayı ve dayı ile birlikte suya gömülmek daha iyi sonuçlar doğurabilir. Yoksa oyna oynat nereye kadar! Tüm yayınevleri ile birlikte tüm partiler, kurumlar, ticari işletmeler, barlar, cafeler,  LGBTİ+ye müşteri muamelesi yapmayı bırakmalılar. Çünkü bu muamele, bu yaklaşım LGBTİ+nin sorunlarına kalıcı bir çözüm sağlamıyor. KÇP olarak geldiğimiz noktada hiç olmazsa edebiyat ortamında sembolik olanı aşan, kalıcı ve işlevi olan bir alan açabilecek bir noktaya geldiğimizi düşünüyoruz. Çünkü LGBTİ+nin durumu bu ortamda da farklı değil. Yer yer saldırı, yer yer hiçleştirme var. En yumuşak hali ile LGBTİ+ bir renkten, bir görüntüden ibaret bu ortam için. Hal böyle olunca LGBTİ+ şiiri, edebiyatı, sanatı, yani duygusu tüm derinliği ile ortaya çıkmıyor. Ayol Serisi ve yakında açacağımız Ayol şiir edebiyat sanat platformu ile tüm bunları önemli ölçüde aşabileceğimiz düşüncesindeyiz. Tabi bu konuda yalnız değiliz. Bu konuda birçok emek, bedel veren vermekte olan arkadaşlarımızın yönlendirmeleri ile ilerliyoruz.