'Buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim'



Artı Gerçek

Ahmet Altan ve Mehmet Altan savunmalarını yaparken mahkeme başkanı 'Mikrofonunuzu kapatırım' diyerek ikisinin de savunmasına müdahale etti.

HABER MERKEZİ - Ahmet Altan, akademisyen kardeşi Mehmet Altan ve gazeteci Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu 7 sanıklı davanın beşinci duruşmasının ikinci oturumu, bugün Silivri'de yapılıyor. 16 Şubat'a dek sürecek duruşmada mahkemenin hükmünü açıklaması bekleniyor

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün başlayan ve Cuma gününe kadar sürmesi planlanan duruşmanın bugün yapılan oturumunda Ahmet Altan ve Mehmet Altan savunma yaptı. "Buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim" diyen Altan'ın savunması şöyle:

"Ben bugün buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim. Bırakın darbe yapmayı, kendilerini hedef alan zulme itiraz etme imkânına bile sahip olmayan binlerce masum adına da konuşma hakkına sahibim. Çünkü onların uğradıkları haksızlıkları gördüm, taş duvarlar arasında onların kaderini paylaştım. Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz. Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur. Biz, bugün bu davada ölmekte olan bir yargının çürüyüp dağılmakta olan acınası bedenini teşrih masasına yatıracağız. Türkiye’de artık adaleti 'ötekinin cezalandırılması' olarak gören bir yargı ve medya var. “Öteki” de biziz. AKP’nin bütün muhalifleri. Bir zamanların 'ahmaklığının' şimdi 'adalet' sanıldığı bir ülkede yargılanıyoruz biz. Hukuk, yargı, adalet üçgeninde vurulabilecek, yaralanabilecek, ölebilecek tek zayıf halka yargıdır. Bu yüzden her zorbanın ilk hedefi yargı olur. Bir yargı vurulduysa mutlaka ihanete uğramıştır. Hiçbir gerçek savcı, hiçbir gerçek yargıç, hiçbir gerçek hukukçu bu ihanete alet olmaz. Yargıdaki meslek hainlerini bulmak mı istiyorsunuz? Kimin utanmadığına bakın. Kim utanma duygusunu ruhundan silip attıysa yargının haini odur. Bugün Türkiye’de Mezarlıklar Müdürlüğü dışında düzgün çalışan tek bir müessese bile kalmadı. Çökmeyen hiçbir şey kalmadı. Bir adamın “mutlak iktidara” sahip olduğu her toplum eninde sonunda çöker. O mutlak iktidar, toplumun içine akıp kaybolduğu bir kara deliğe dönüşür. Bugün iktidarı mutlaklaştırıp tek bir noktada toplamak için atılan her adım o kara deliği büyütüp onun uğursuz çekimini artırıyor. Hiçbir iktidar korku ve şiddetle uzun süre ayakta kalamaz. Talleyrand’ın dediği gibi 'süngüyle her şeyi yapabilirsiniz ama üstüne oturamazsınız.' Bu devlet bizi 15 Temmuz darbesini yapmakla suçluyor. Açık bir yalan bu. Bizim darbeyle hiçbir ilgimiz olmadığını yıllarca bizi izlemiş olan istihbarat teşkilatı da, polis de, bu iddianameleri yazan savcılar da biliyorlar..."

AHMET ALTAN SAVUNMASINA 31 MART AYAKLAMASINI ANLATARAK DEVAM ETTİ

"Ben şimdi size benzerlikleri anlatacağım ve çok şaşıracaksınız. Nasıl oldu da İttihatçılara karşı olan bir askerî kalkışma İttihatçıların, Erdoğan’a karşı olan bir askerî kalkışma Erdoğan’ın mutlak iktidarına yol açtı? '15 Temmuz’u sen yaptın' diye yalan söyleyip beni hapse atmak kolay ama bu sorulara cevap vermek o kadar kolay değil. Neydi bu 31 Mart” diye soranların “hain” ilan edilmesi gibi 'neydi bu 15 Temmuz' diye soranlar da “hain” ilan ediliyor. 15 Temmuz’un toplumun tabanında da bir karşılığı yoktu. Darbeye karşı yiğitçe sokağa çıkan kitleler bunu kanıtladı zaten. Toplumun bütün kesimleri bu kanlı ve kalleş girişime karşı çıktı. Toplum bir bütün hâlinde bu ahlaksız vahşeti lanetledi. 31 Mart’tan sonra her İttihatçı muhalifine 'mürteci' yaftası yapıştırıldığı gibi 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan binlerce insana da “FETÖ’cü” damgası vuruldu. Bir de, suçluların, benim de aralarında bulunduğum bir kategorisi bulunuyor. Bunlar hem FETÖ’ye hem de PKK’ya yardım ediyorlar. Benim de aralarında bulunduğum bu 'elit' suçlular artık nasıl bir manyaklarsa nerede silah görseler oraya koşuyorlar. Siyasi iktidar artık generallerden korkmuyor. Ama yazarlardan korkuyorlar. Silahlar değil kalemler korkutuyor onları. Çünkü kalem, silahın ulaşamayacağı bir yere, toplumun vicdanına ulaşıyor. İddianamede benim 2016’da yapılan 15 Temmuz darbesine katıldığımın “kanıtı” olarak 15 Temmuz’dan 6 yıl önce yayımladığım bir haber gösteriliyor. İddianamede benim 2016’da yapılan 15 Temmuz darbesine katıldığımın “kanıtı” olarak 15 Temmuz’dan 6 yıl önce yayımladığım bir haber gösteriliyor. Ben nasıl bir güce sahipsem subayları tasfiye ediyorum, yerine örgüt mensuplarını atıyorum, kritik pozisyonlara örgüt mensuplarını getiriyorum.

SAVCI, AKP'Yİ ELEŞTİRMEYİ 'BİR DARBECİLİK KANITI' OLARAK GÖRÜYOR

Bunların hepsini ben yapıyorum. Sanki yazar değil de TSK Personel Dairesi Başkanıyım. 6 yıl boyunca ordunun içinde her istediğimi istediğim yere yerleştiriyorum. Böylesine gayriciddi bir suçlamayla müebbetle yargılanıyorum. Tanık ifadesine göre Alaattin Kaya, 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar Taraf’a gelerek bana belgeler getirmiş. Savcı aynı iddianamede benim 2012’de Taraf’tan ayrıldığımı da yazıyor. 2012’de gazeteden ayrılan adama 2013’te belge nasıl gelebiliyor? Savcı, AKP’yi eleştirmeyi “bir darbecilik kanıtı” olarak görüyor ve bunu yaptığım için hapishanede ölmem gerektiğini söylüyor. Darbe suçlamalarına delil gösterilen “Ezip Geçmek” başlıklı yazısından bahsediyor. Yazı, Altan aleyhine açılan PKK propagandası davasında da delil. Bu davada bu yazı benim FETÖ destekçisi bir darbeci olduğumun kanıtı, ikinci davada PKK destekçisi olduğumun kanıtı. Ben bu yazıda darbe girişimini çağrıştırıcı bir ifade kullanmışım. Darbe girişimini çağrıştırıcı ifade ne demek? Ne tür bir suç bu? Bir savcı 'darbeyi biliyordun' dediği zaman benim bu bilgiyi kimden, ne zaman, nasıl, nerede aldığımı kanıtlarıyla ortaya koyması gerekir. Bu savcı darbeyi ne sanıyor? Darbe “yorumlarla” yapılmıyor, silahlarla yapılıyor. Türkiye'de "ifade özgürlüğü olmadığını" söylemişim. Aman Allah'ım, ne korkunç bir darbecilik! Savcı orada oturuyor, göstersin "darbenin olacağını beyan ettiğim" cümleyi. Gösteremez. Bize karşı '15 Temmuz darbesini siz yaptınız' diye dava açarsanız yalan söylemekten başka çareniz kalmaz. Bu dava, 'ifade özgürlüğünü' güvenceye alan Anayasa’ya aykırı. “Anayasa’yı zorla değiştirme” suçunda cebir ve şiddet arayan yasaya aykırı. Bir kişinin bu suçtan yargılanabilmesi için ya “cebir ve şiddet” uygulaması ya “cebir ve şiddet uygulayan” birine emir vermesi ya da böyle birinden emir alması gerekir. Bu dava Anayasa’ya, yasaya ve Yargıtay kararına aykırı olarak sürdürülen bir dava. Hukuken asla olmaması gereken bir davada müebbetle yargılanıyoruz.

MAHKEME BAŞKANI ALTAN'I UYARDI

Ahmet Altan'ı savunmasının içeriği konusunda uyardı. "Bu şekilde devam ederseniz mikrofonunuzu kapatacağım." Bu uyarının ardından savunmasına devam eden Altan'ı mahkeme başkanı tekrar uyardı: "Savunmanızı esas hakkında mütalaaya karşı beyan olarak sınırlamazsanız savunma hakkınızı kötüye kullandığınızı kabul edeceğim."

Altan ise "Bunları söylemek için mikrofona ihtiyacım yok" diyerek savunmasının birkaç sayfasını atladı. Müebbet demek hapishanede ölmek demek. Bizim için istenen de hapishanede ölüm. Anayasa, yasa, Yargıtay dinlemeyen bir yargı siyasi iktidarın emirlerine uyarak bizi “hapishanede öldürmek” için yargılıyor. Vereceğiniz ceza sizin kader haritanıza da aynen kaydedilecek” sözleriyle savunmasını bitirdi.

"AYM KARARI BU MAHKEMEYİ KAPSAMIYOR MU?"

Ahmet Altan'ın ardından Mehmet Altan, esas hakkındaki savunmasını yapmak üzere mikrofona davet edildi.

Altan, savunmasına Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) "hak ihlali" gerekçesiyle kendisi ve Şahin Alpay hakkında verdiği, ancak yerel mahkemelerce uygulanmayan tahliye kararından bazı bölümleri okuyarak başladı. Mahkeme Başkanı, "Savunma dışına çıkıyorsunuz. Böyle devam ederseniz kesmek durumunda kalacağım" diyerek Mehmet Altan'ın da savunmasına müdahale etti. Altan, "AYM kararı bu mahkemeyi kapsamıyor mu?" diyerek itiraz etti ancak Mahkeme Başkanı, iradesini sürdürdü. Bunun üzerine Mehmet Altan, iddianamedeki delillerin dayanaksızlığına dair görüşlerle savunmasını sürdürdü.

MEHMET ALTAN'IN SAVUNMASINA MÜDAHALE

Savunması sırasında yaptığı bütün açıklamalara rağmen savcılık ve mahkeme tarafından dikkate alınmadığını yineleyen Mehmet Altan'a, Mahkeme Başkanı "İsim ciddiyetiyle devam edelim. Sürekli laf atarak devam etmeyin, yoksa keserim" diyerek müdahale etti.

Mehmet Altan, "İnşallah, kimse benim gibi yargılanmaz. Empati lazım" karşılığını verdikten sonra savunmasında vurguladığı iddianame çelişkilerinin dosyada mevcut olduğunun altını çizdi. Altan'ın bu sözlerini Mahkeme Başkanı "Biliyorum, okudum" karşılığını verince Mehmet Altan, "Biliyorsunuz, ama bir işe yaramıyor" dedi. Altan'ın cevabı üzerine Mahkeme Başkanı "Okuduğunuz her şeyin bir işe yaraması gerekmiyor. Burada yargılama yapıyoruz. Size ben fırsat veriyorum. Fırsatınızı iyi kullanın" dedi.

Mehmet Altan, savunmasının sonuna doğru iddianameyi hazırlayan ve savunan savcıları eleştirirken 30 yıldır akademisyen, 25 yıldır profesör olduğunu hatırlattı ve "Ben doçentken doğmuş olan savcıları böyle mi yetiştiriyoruz' diye düşünüyorum" dedi.

Heyetin kıdemli üyesinin, "Fethullah Gülen ile görüştünüz mü?" sorusuna Mehmet Altan'ın yanıtı, "Aralarında Ardan Zentürk ve Mahmut Övür'ün de bulunduğu 10 kişilik bir grupla görüştük" dedi.

Altan "Bylock konuşmalarını yapan şahıslar sizden 'şunu yapın', 'şöyle beyanda bulunun' gibi isteklerde bulundu mu?" sorusuna da "Aydınları dolaşıp avam toplantısını yapıp yapmamayı soruyorlardı. O kadar" yanıtını verdi. Altan, bu soruyu soran kişinin kim olduğunu hatırlayamadığını, ancak dönemin Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Erkam Tufan Aytav olabileceğini söyledi. 

NAZLI ILICAK: "40 YILI AŞAN MESLEK HAYATIMDA HİÇBİR CEMAAT YAYININDA ÇALIŞMADIM"

Daha sonra sanık Nazlı Ilıcak'ın savunmasına geçildi. Bu arada Mahkeme Başkanı Kemal Selçuk Yalçın, Nazlı Ilıcak'ın Silivri'de değil, yeniden Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde kalmak istediğine yönelik talebini kabul ettiklerini belirtti.

Sanık Nazlı Ilıcak, Alaeddin Kaya vasıtasıyla Fetullah Gülen ile sürekli irtibat kurduğu iddiasının yalan olduğunu savundu. Sanık Ilıcak, "40 yılı aşan meslek hayatımda hiçbir cemaat yayınında çalışmadım. Çalışmayı tercih etmedim. Suç gibi gördüğüm için değil. Cemaat yapısı içinde gazetecilik faaliyetini serbestçe yerine getiremeyeceğim endişesini taşıdığım için hep oralardan gelen tekliflere kapalı kaldım. 2013 Aralık ayında Sabah'taki işime son verilince hem Bugün, hem Zaman'dan teklif aldım. Tereddüt etmeden Bugün'ü tercih ettim. Bugün, bir işadamına aitti. Akın İpek hakkında da o tarihte bir soruşturma yoktu" diye konuştu.

ZEKERİYA ÖZ RÖPORTAJI: "NE O RÖPORTAJIN, NE DE O FOTOĞRAFIN DARBEYLE İLGİSİ VAR"

'FETÖ' iltisakı bulunduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilen firari eski savcı Zekeriya Öz ile röportajının suç sayıldığını anlatan Nazlı Ilıcak, "Burada darbenin somut delili, röportaj içeriği değil, bir fotoğraf. Aslında ne röportajın, ne de o fotoğrafın darbeyle bir ilgisi var. O röportajın yapıldığı tarihte Zekeriya Öz terör örgütü üyesi değil. Terör örgütü üyeliği ile suçlansa, elini kolunu sallayarak serbestçe dolaşabilir miydi? Zekeriya Öz, o sırada, HSYK tarafından, Dubai seyahatini Ali Ağaoğlu'na finanse ettirdiği iddiasıyla açığa alınmıştı. HSYK'nın suçlamasında da terör örgütü üyesi olma isnadı yoktu" şeklinde konuştu. "Fuat Avni", "Son Vesayet", "Kaç Saat Oldu" gibi hesaplardan  paylaşım olmasının aleyhindeki deliller arasında yer aldığını kaydeden Nazlı Ilıcak, tweetlerde suç unsuru olmadığını söyledi.  Nazlı Ilıcak, 18 aydır mağdur olduğunu iddia ederek beraatini talep etti.

Nazlı Ilıcak'ın savunmasını tamamlamasının ardından mahkeme heyeti duruşmayı yarına erteledi.