Suzan Samancı'nın Kürtçe Romanı: Mîrzayê Reben



Artı Gerçek

Suzan Samancı, Türk edebiyatındaki özgün eserlerinin yanı sıra ilk kez ana dilinde yazdığı yeni romanı 'Mîrzayê Reben' ile okurlarıyla buluşuyor.


Deniz MAHABAD*


Suzan Samancı, 2015’te de “Ew Jin u Mêrê Bi Maske” adlı öykü kitabıyla anadilinde okurlarına merhaba demişti. Bir diaspora romanı olan Mîrzayê Reben Avesta Yayınları'ndan çıktı.

Romanda, Avrupa ve Ortadoğu toplumlarının keskin çizgilerle birbirinden ayrılan sınırları, Doğu-Batı arasında kalan ana karakter üzerinden şekilleniyor. Gelenekler ve toplumun ortak inançlarıyla yoğrulan insanların öğrendiklerinden kurtulmalarının zorluğunu, hatta çoğu zaman imkânsızlığını dillendiriyor. Bu nedenle "coğrafyanın kader olduğu" ve üzerlerine işlenen kişilikten kurtulamayanlar, farklı ve modern görünme adına öz benlikleriyle de sağlam bir ilişki kuramayacak kadar bir hiçlik ve acı içindeler.  

Samancı, Türkçe yazdığı kitaplarından farklı olarak Kürtçe'de şiirsel ve örtük bir dil yerine daha sade bir dil kullanıyor. Bu durum ise kitabın kurgusu ve dildeki akıcılığıyla kısa sürede okunmasına imkân sağlıyor.

Mirzayê Reben'in psikolojik bir roman olduğunu da söyleyebiliriz. Samancı, kendi yurtlarından, kentlerinden sürgün edilen, farklı bir dil, kültür ve coğrafyayla buluşanların, nasıl bir psikoz içine girdiklerini, tutunmak için sarf ettikleri çabaların ana karakter Mirza üzerinden ustalıkla anlatıyor. Elbette feodal kültürün  yansımaları sadece Ortadoğu’da yaşayanlarla sınırlı bir problem değil. Samancı, köyünden kopup gidenlerin kolay değişmediklerini, entelektüel maskelerle yetersizliklerini kabullenemeyen, kişilik erozyonuna uğrayanların karaktersizliklerini politik duruşlarıyla maskelemeye çalışmalarını, insan hallerini, içsel dünyalarını tahlil ediyor.

Binlerce yıllık bilinçaltından kurtulamayan erkek modelinin kadına, paraya, başarıya, ve erke sahip olma istemi bir zincirin halkaları gibi bir bir sıralanıyor romanda. Mirza, salt bir diaspora karakteri olmaktan çok insana dair her türlü karmaşık ruh halinin somut göstergesi.

Mirza, bilinçaltını ve iç sesini “Pışo” olarak adlandırıyor. Çoğunlukla Pışo ile diyalog içinde olan ana karakter, sonunda yenilgiyle karşılaşıyor. Romanda (çok belirgin olmasa da) klasik erkek modelini çözümleyen kadın karakterlerle ve film karakterlerine göndermelerle Mirza'yı daha çok tanıma fırsatı buluyoruz. Kurduğu sahte dünyasındaki arayışın, aslında değer bulma ihtiyacından başka bir şey olmadığının farkına varan ve iç sesinden kurtulamayan Mirza’nın kendisiyle yüzleşmeye cesaretinin olmadığı görülüyor. Zedelenen öz benliği, karmakarışık, doyumsuz ruh hali ve bir kalkan olarak kullandığı maskesi onu kurtarmaya yetmiyor. Her şey olmaya çalışırken hiçbir şey olamamak!

Güce tapınma! Parayı bir güç olarak görürken bilginin ve sanatın daha önemli bir güç olduğunu bilecek kadar zekidir de Mirza. Caka satmak için bölük pörçük okur, bir yığın filozofların adını sıralar.  Fakat bu zekâ, hastalıklı ve travmatik iç dünyasına yön veremeyecek kadar hırpalanmıştır. Maymun iştahlıdır, çabuk sıkılır. Güçlü, paralı ve  yaşlı kadınların kanatlarına sığınır. Aslında Mirza bir mizojîndir. Babasını sindiren "Seyrika Hemobeşô"  dediği erkeksi duruşu olan annesine de düşmandır. Hatta çocukluğunda doğum yapan Nergis’in bacak arasını görünce irkilir ve bu sahne aklından hiç çıkmaz. Romanda Sigmund Freud’un belirlediği “id, ego ve superego” çatışmalarıyla “Oedipus kompleksi”ni görürüyoruz.

Modernleşmeyi başaramayan bireylerin, gittikçe kendi gerçekliğinden de uzaklaşası romanın bir başka parçasını oluşturuyor. Göç edilen yer Avrupa olsa da tarihiyle, kültürüyle, diniyle ve insanlar arası ilişki biçimleriyle değişimde ciddi zorlukların yaşandığı bir gerçek. Bu bakımdan Mirza, tipik Ortadoğulu ya da dünyalı bir erkek karakterinin canlandırılması olarak çıkıyor karşımıza.

Devlet sınırıyla bölünmüşlüğünün acısını diasporanın çatlaklarında daha net hissediyor yurdundan uzakta olanlar. Özellikle etnik normların baskısı çoğu yerde karşısına çıkıyor göçmenlerin. Mekânsal formlardan manevi boyuta her anlamda kendini hissettiren sıkıntılarla karşımıza çıkan değişimleri, Suzan Samancı Mirza’nın karakterinde okuyucuya sunuyor. Roman, kültürler arası sıkışmanın yarattığı ruhsal çalkantıları ele alsa da yaşanan bunalım kültürle sınırlı değildir. Kitapte en küçük aileden diasporada bir şekilde örgütlenmeyi başarmış topluluklara kadar her yaşam biçiminin izine rastlıyoruz.

Mirzayê Reben unutulmayacak ve edebiyat tarihine iz bırakacak bir diaspora karakteri. Kitabın sonunda şu soru geliyor akla: İçimizdeki Mirzalarla yüzleşecek cesaretimiz var mı?


*Deniz Mahabad

1985’te Diyarbakır’da doğdu. Öğretmenlik yapan Mahabad ani yamanda öykü ve şiir yazıyor. Yazıları “Bianet, Duvar, Ogitto, Mevzu Edebiyat ve Cumhuriyet Kitap ekinde” yayımlanıyor.