#TanıkOlun



Artı Gerçek

İki hocamız da gerçeğe tanık oldukları için bedel ödüyorlar. Yalnızca onların ödediği bedele tanık olmak yetmez. Böylesi bir tanıklık ancak onların tanıklıklarına da ortak olmakla mümkün.


Aysuda KÖLEMEN - Barış Akademisyeni


İnkârın bir güzelliği, bir şiiri vardır çünkü bastırılamayan bir tanıklığı, üstü kapatılmaya çalışıldıkça taşan gerçekleri barındırır. İnkârın en güzel şarkılarından birine, Ahmet Kaya “ne sen Leyla’sın, ne de ben Mecnun” diye girer ve hemen anlarız ki, aslında onlar Leyla ve Mecnun’dur. İnkâr ettikleri her şeydir onlar: geçmiş aşkların yüküyle yorgun, itiraf edemeyecek kadar mağrur. Ama kendilerini sadece hüzünlü, kederli, sarhoş bir akşamı paylaştıklarına ikna etmişlerdir. Sonradan dönüp baktığında, anlar o akşamı, dillendirilmemiş duyguların varlığını sonradan görür. Sonradan aklı başına gelir, hep olduğu gibi. Ve inkârında gizli tanıklığı çeker çıkarır. Çünkü tanıklığın tam karşısında inkâr durmaz. İnkâr gerçeği görüp, onu reddetmektir. Tanıklığın karşısında ise görmemek durur. Hiç görmemek, duymamak, inkâr dahi etmeyecek kadar yok saymak, varlığını unutana, unutturana kadar susmak. Sonsuz bir siliniş, yok oluş.

Şu meşhur soru vardır ya; bir ormanda bir ağaç düşerse ve kimse görmezse, o ağaç düşmüş müdür? Ağaç düşmüştür elbet ama görülmemiş, dilde çoğaltılmamış, bilgisi paylaşılmamış bir gerçeklik toplumsal bir gerçekliğe dönüşmez. Ağaç orada yatar ve ağacın ayakta durmasıyla düşmüş olmasının hiçbir farkı olmayacağına inandırırız kendimizi. Bir ağaç daha yıkılana kadar… Ve bir tane daha… Ve bir tane daha... Ta ki bir gün orman yok olup, görmezden gelinemeyecek bir çıplaklık yanıbaşımıza varana dek. Ama o ana dek, bu gerçek bizim için yoktur. 

Şehit kelimesi ile şahit kelimesi Arapça aynı anlamı taşır. Şahit ya da tanık. Müslüman olmak, Al-lah’ın varlığına ve birliğine şahit olmakla, yani şehadet getirmekle başlar. Ve yine İslam’ın en yüce mertebesi, Tanrı için can verilmesi de şahitlik olarak adlandırılır.  Ben Allah’ın varlığına şahidim ve bunu dünyaya göstermek için canımı vermeye hazırım, demektir şehitlik İslam’da. Kur’an cehen-nemin gözleri olup görmeyen, kulakları olup duymayanlar için yaratıldığını söyler, onları hayvan-lardan aşağı bir mertebeye yerleştirir. İnsanı insan, inananı inanan yapan temel eylem hakikati -İslam’da hakikati inkârla Allah’ı inkâr birbirlerini tamamlayan eylemlerdir- görmek, duymak ve buna şahitlik yapmaktır. Hakikatten yüzünü çevirmek, insanı en çok küçülten, Tanrısal özünden en çok uzaklaştıran davranıştır. Tanığı tanık yapan gördüğünü anlatması, yayması, gerçekliğine kefil olmasıdır. Hristiyan kültürlerin dillerinin neredeyse tamamında şehit anlamına gelen martyr kelimesi de Yunanca “tanık, şahit” kelimesinden gelir. Dünyanın en yaygın iki dininde en çok yüceltilen kurumun tanıklık ve bu tanıklığı gerçekleştirmek için yapılan fedakârlık olması tesadüf değildir. 

Tanıklık bedel ödetir. Çünkü herkesin gördüğünü, herkesin konuştuğunu göstermek için tanıklık gerekmez. O zaten görünürdür, o zaten bilinir, o zaten paylaşılır. Başkalarının görmek istemediğini görmek, göstermek, paylaşmak, yani tanık olmak ise fedakârlık gerektirir. Çünkü görmenin can acıttığı, rahat kaçırdığı, düzeni bozduğu şeyleri görmemek, gördüğünü göstermemek, görülmesi için çabalamamak kolaydır. Başını başka yöne çevirmek tek bir hareket, tek bir an, tek bir seçimdir. Oysa görmek, göstermek, hatırlatmak hiç bitmeyen seçimler gerektirir. Tanıklık yorucudur. Dönük başlara, kapalı gözlere rağmen tanıklık etmek, ağaç düştü diye bağırmak, mahallenin delisi olmaktır, huzur bozmaktır; bir suskunluk anlaşmasına ihanet etmektir. Görmezden gelmenin rahatlığını alır görmezden gelenlerin elinden. Artık yeni bir seçim yapmaları gerekir. Ya göreceklerdir, ya da inkâr edeceklerdir. Ama işte inkâr da bir gerçeğe tanıklık barındırır içinde. Ağacın varlığını, düşmüş olma ihtimalini konuşmayı gerektirir. Düşmedi derken, düşmüş olması ihtimali, hatta çoğu zaman düşmüş olduğu gerçeği havada asılı durur, elle tutulur bir rahatsızlık vermeye başlar. Tanıklık inkâra zorlar. İnkâr eylemi, bu eylemin failini gerçekle yeniden ilişkilendirir, onun gerçekle ilişkisini ifşa eder. 

Tanıklık inançla başlar, bunun dini bir inanç olması gerekmez. Gerçeğe, doğruya, adalete, iyiliğe inanç; ama illa ki erdemli bir inanç gerekir. İnanan insan, inandığına tanık olmak zorundadır. Böylesi bir zorunluluk hissetmiyor, gerçeğin sorumluluğunu üstlenmiyorsa, aslında inanmadığını da kabullenmiştir içten içe. İnanç vicdanın yüküdür; görmemeyi, işaret etmemeyi seçenek olmaktan çıkaran bir yük. İnanç, rahat olanı, kabul edileni, kolay olanı seçmeyi imkânsız, inancın gereğini yapmayı mecbur kılar. 

Hal böyle iken, #TanıkOlun kampanyası ne istiyor olabilir muhatabından, ne demeye çalışıyor ola-bilir?

Barış Akademisyenleri Füsun Üstel 44, Tuna Altınel ise 41 gündür hapiste. #TanıkOlun kampanyasının hatırlatmayı umduğu gerçek şu: İki hocamız da gerçeğe tanık oldukları için bedel ödüyorlar. Yalnızca onların ödediği bedele tanık olmak yetmez. Böylesi bir tanıklık ancak onların tanıklıklarına da ortak olmakla mümkün. İşaret eden parmak onlar, o parmak kesilse de işaret ettiği gerçek orada duracak. Dahası o gerçeğin gerçekliği inkâr edildikçe güçlenecek.

Tanık olun! Çünkü bu tanıklık, hapishanelere gönderilen akademisyenlerin yaşadıklarına tanık olmanın ötesinde bir manaya sahip… Görmek öyle bir şey ki, başlayınca devamı geliyor. Gözünüzün önündeki perde kalktığında, vicdanınıza bir yük binecek. Yüksünmeyin o yükten. Çünkü bu, insanlık yüküdür. Göreceksiniz. Zayıfı göreceksiniz, çaresizi göreceksiniz, ezilmişi göreceksiniz; kurban edilmişi göreceksiniz, sesi kısılmışı göreceksiniz, hakkı gaspedilmişi, ekmeği çalınmışı göreceksiniz. Kimselerin görmediklerini göreceksiniz. Tarafına bakmadan adaletsizliğe uğrayan her insanı göreceksiniz. Güçlü ezer, güçsüz ezilir. Ezenin ezdiğini, ezilenin ezildiğini göreceksiniz. Görmekle kalmayın. Tanıklık edin. Sizden canınızı değil, sözünüzü isteyen bir tanıklık bu. Dünya dev bir oyun sahnesi değil, dünya dev bir mahkeme salonu. Suçlar, suçlular, suçsuzlar, yargılananlar ve yargılayanlar var. Bir de tanıklar... Bu mahkeme salonunda kimse gerçeğin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasını mümkün kılacak olan tanıklar kadar önemli değil. Gerisi kuru kalabalık. Kuru kalabalık olmaya itiraz etmenin de bir yoludur tanıklık. 

Füsun Üstel ve Tuna Altınel hapisteyse ama kimse buna tanık değilse, bu adaletsizlik yaşanmış mıdır aslında? Tanıklığınız olmadığı sürece fark etmez. Bir gün fark edersiniz belki, umarım fark edersiniz, sonradan da olsa gelir aklınız başınıza. İnkâr ettiklerinizi kabul eder, görmediklerinizi görürsünüz. Ama iş işten geçmiş olur, sonradan akla gelen baş sadece pişmanlık getirir. Yaşanmış adaletsizliğin telafisi olmaz. Ne haksız yere çekilmiş acılar, hapislerde geçirilmiş zamanın telafisi vardır, ne alınmış canların. Ama tanıklık edip bedel ödeyenler ödedikleri bedelin telafisini istemiyor kimseden. Geleceğe yönelik bir çağrı yapıyorlar. Geçmişe tanıklık yaparken, bugünle ve gelecekle yüzleşmeye, yüzleştirmeye çalışıyorlar. Bir ağaç düştü, biri daha düşüyor, biri daha düşecek. Orman yok olmadan önce, çevrenizde, ülkenizde, dünyanızda yaşanan adaletsizliğe, haksızlıklara tanık olmanızı istiyorlar. 

Gerçeği görmekle başlayacaksınız. Ne kadar iyi saklanmış gerçek, ne kadar da haklısınız özenle saklanmış olanı görmemekte. Gazetelerin manşetlerinden uzakta, televizyon kameralarının kapsadığı resmin dışında, bir sürü yalanla doldurulmuş kalabalık bir meydanın kıyısında, görmeye, duymaya, paylaşmaya korktuğumuz bir gerçeklik duruyor. Tanıklık korkutucudur. Korkmak ayıp değil. Korku insanca. Ama inanç korkudan güçlüdür. İnanın. İnanın ki, tanık olduğunuzda ödediğiniz bedel insan olmanın bedelidir. Dünyanın yükünü taşıdığımız kadar, kardeşlerimizin -ki tüm insanlar kardeşimizdir- yükünü paylaştığımız kadar insanız. 

Tanık olun, nasıl yapabiliyorsanız o şekilde. Komşunuzla, arkadaşınızla sohbetinize taşıyın tanıklığınızı. Tanık olun. Resim paylaşarak; davaları takip ederek; Füsun Üstel'in kitaplarını okuyup, altını çizdiğiniz cümleleri paylaşarak; Çağlayan'a gidip, mahkeme salonlarında Barış Akademisyenlerince verilen beyanatları dinleyip yayarak, bir Twitter etiketini paylaşarak. Görün, gösterin. Ne olduğunu ve neden olduğunu hatırlatın. 

Bitecek. Her şey gibi sonludur zulüm de. Ama geleceğin bugünden temiz ve güzel olması için bize gereken tanıklıktır. Görmeyenlerin yürek hafifliğini taşımak, ne ağır bir yük o. Ne ağır bir yük. Size bir vicdan yükü hediye ediyor Barış Akademisyenleri. Alın onu, acı bir ilaç gibi değil, bayram şekeri gibi dağıtın. Beraber tanık olup bir döneme, beraber yürüyelim, beraber düze çıkabilelim. Tanık olun.