Temelli: Türkiye'yi müzakere sürecine davet ediyoruz



Artı Gerçek

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli 'Türkiye siyasetinin bu tekçi anlayışa mahkum olmadığını çok güçlü bir şekilde ortaya koyduk' dedi.


Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin Ege Bölge Konferansına katıldı. Güncel gelişmelere dair değerlendirmeler yapan Temelli, HDP'nin siyaset yapma hakkını gasp etmek isteyenlerin Türkiye'yi içinden çıkılmaz hale getirdiğiğini belirterek, "Farklı siyaset yapma anlayışlarını yok sayan bu tekçi anlayış bugün Türkiye'nin önüne kara bir tablo koydu. 23 Haziran'da yaptığımız bu tabloyu parçalamaktı, bu gidişata dur demekti. 23 Haziran'da yaptığımız insanları siyasete yeniden davet etmekti" dedi.

'TÜRKİYE HALKLARININ BEKLEDİĞİ UMUDU YARATTIK'

23 Haziran'ın sadece bir belediye başkanlığı seçimi olmadığını belirten Temelli, "Bir umut olduk, 31 Mart'ta, 24 Haziran'da olduğu gibi. Tüm Türkiye halklarını emekçilerin, kadınların beklediği o umudu yarattık. HDP olarak bunu yaptık, bunu başardık" dedi.

HDP'nin Türkiye siyasetinin kulvarını değiştirdiğini dile getiren Temelli, "Türkiye siyasetinin bu tekçi anlayışa mahkum olmadığını çok güçlü bir şekilde ortaya koyduk. Bunu ancak biz yapabilirdik" dedi.

'ADALETSİZLİK CENDERESİNE SIKIŞTIK'

Temelli sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tam 4 yıl boyunca ülke bir hukuksuzluk, adaletsizlik cenderesine sıkıştırılmıştı. Mutlak tecridin başladığı 5 Nisan 2015'ten bugüne kadar ülke her gün yeni bir hukuksuzluğa yeni bir adaletsizliğe tanık oldu. Her hukuksuzluk, her adaletsizlik bir öncekinden daha büyük bir şekilde üzerimize yıkıldı. Güvenlikçi politikalar adı altında insanların güvensizlik hissine sahip olduğu bir toplumda yaşar hale geldik. Kentlerimiz yıkıldı, arkadaşlarımız, belediye başkanlarımız, geçmiş dönem eş genel başkanlarımız, vekillerimiz tam 5 bin arkadaşımız tutsak edildi. Birçok arkadaşımız cezaevine girdi çıktı. Gazeteciler, Barış Akademisyenleri, barıştan yana fikrini söyleyen herkes ya tutuklandı ya gözaltına alındı ya da hala cezaevinde hükümlü. Adeta ülke tecritleştirildi.

'TECRİDİN KIRILMASI KRİTİK BİR HAMLEYDİ'

Bu tecridi kırmak gerekiyordu. Bu tecridin kırılması kritik bir hamleydi. Tecridin kırılması için bir direniş var edilmeliydi ve o direniş var edildi. Leyla Güven şahsında binlerce direnişçi açlık grevleriyle, toplumun önemli bir kesiminin de duyarlılığı ile bu direniş var oldu. Bu önemliydi ama bunun ötesinde siyasete doğru yerden müdahale etmek de kritik bir öneme sahipti. Bunu da hep birlikte başardık. 24 Haziran'da sandıklara giderken, 31 Mart'ta sandıklara giderken ve 23 Haziran'da sandıklara giderken demokrasi ve barış mücadelesinde tüm Türkiye'yi ayağa kaldırdık.

'DEMOKRASİ ZEMİNİNDE BULUŞMADAN SİYASET YAPMA ŞANSIMIZ YOK'

Bize oy vermiş olsun, olmasın bunlardan öte bir şey var ettik. Bir demokrasi zemininde buluşmanın yolunu açtık, bunun olanaklı olduğunu söyledik, toplumu buna ikna ettik. Umut buradaydı. Bir demokrasi zemininde buluşmadan siyaset yapma şansımız yok. O demokrasi zeminini var etmeliyiz. 4 yıl boyunca bu iktidar ve bu iktidarın çevresine kümelenenler bu ülkede faşizmi kurumsallaştırmaya çalıştılar. Ve bunda da başarılı olma adına neredeyse birkaç hamleleri kalmıştı. Tam da buna itiraz etmek, bunun karşısında dikilmek ve bu itirazı örgütlemek önemliydi. Faşizme karşı mücadele bu anlamıyla önemli. 'Tecridi kıracağız faşizmi yıkacağız' anlayışımızla bu süreci ördük. Eğer bu süreçte başarılı olamazsak bu tekçi anlayış tüm coğrafyayı zapturapt altına almaya çabalayacak.

BAŞKA BİR SİYASET MÜMKÜN

Sadece Türkiye değil Orta Doğu coğrafyasında da Suriye'ye, Irak'a baktığımızda bu zihniyetin nereden nereye gittiğini anlamak çok kolay. Hatırlayın Suriye meselesinde de aynı sığ siyaseti görmeniz mümkün. Hatta insanların aklı ile alay eder gibi Suriye siyasetini 'stratejik derinlik' olarak gösteren bir zihniyet. Suriye'nin içine sürüklendiği yer bugün karşımızda. Aynı şey Türkiye'de de yaşanıyor. Bu anlayışa karşı başka bir siyasetin mümkün olabileceğini ortaya koyma zamanıdır.

'FAŞİZME KARŞI MÜCADELE KARARLI BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRECEK'

Faşizme karşı bu mücadeleden asla vazgeçmemeliyiz. Çünkü Faşizm, tüm farklılıklara, halklara, emekçilere, kadına düşmandır. O yüzden kadınlar, emekçiler, Türkiye halkları, Kürt halkı faşizme karşı mücadelesini dün olduğu gibi bugün de, yarın da kararlı bir şekilde sürdürmelidir. HDP de faşizme karşı mücadelesini kararlı bir şekilde sürdürecektir. Bütün yapıları, kurumları ile. Örgütlenme çabamızla bu anlamıyla büyük anlam taşımaktadır. Dünün bu anlayışına karşı mücadeleyi yükseltirken yarını da örgütlemeliyiz. Yarını da siyaseten biçimlendirmeliyiz.

'MÜZAKERE SÜRECİNE GEÇ KALMADAN BAŞLAMALIYIZ'

O yüzden de radikal demokrasinin gereği olarak müzakere sürecine geç kalmadan, bugünden başlamalıyız. Örgütsel yaşamımız içinden tüm politik zemine yayılacak bir müzakereci anlayışı yaratmalıyız. Radikal demokrasi müzakereci demokrasidir. Yarını örgütlemek ve kurmak açısından hiç geç kalmadan bugünden adımlarımızı atmalıyız. 

'GELİN KONUŞALIM, TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ YOLUNU HEP BİRLİKTE AÇALIM'

Demokrasi ittifakı dediğimiz mesele bu çağrıdır. Gelin Türkiye'nin tıkanmış yollarını, demokrasi yolunu hep birlikte açalım. Gelin demokrasi ittifakında buluşalım. Gelin konuşalım. Gelin Öcalan'la konuşalım. Gelin Türkiye'nin bu en önemli sorununun çözümünü üretmiş olan Sayın Öcalan'la konuşalım. Meselenin muhatabı ile muhatap olalım. Sadece HDP olarak değil. Türkiye’deki bütün toplumsal kesimler ve politik özneler bu inisiyatifi almalı ve konuşmalıdır. Geçmişin karalamaları ve hesaplaşmaları üzerinden değil geleceğin kurucu öznesi olma hakkıyla hareket etme zamanıdır.

'TÜRKİYE'Yİ MÜZAKERE SÜRECİNE DAVET EDİYORUZ'

Biz demokrasi ittifakı ile tüm toplumu konuşmaya, müzakere etmeye ve ortaklaşmaya davet ediyoruz. Geleceği hep birlikte kuracaksak, ortak iyiyi hep birlikte arayıp bulup var etmeliyiz. Siyaset budur. Bunun siyasetini var etmek önemli. Bir tarafımızla faşizme karşı mücadele ederken bir tarafımızla kurucu özne olma vasfımızla tüm Türkiye'yi bu müzakere sürecine davet ediyoruz.

'TÜRKİYE BİR AN ÖNCE ANAYASASINI YAPMALI'

Bunun bir yolu hiç geç kalmadan anayasamızı yapmaktır. Toplumsal muhalefetin bütün özneleri ile kadınlar, gençler, emekçiler, STK'lar, sendikalar ve siyasi partilerle ve bir an önce Türkiye anayasasını yapmalı, eşit yurttaşlık temelinde anayasasını var etmelidir. Herkesin kendini içinde bulacağı aidiyet duygusunu taşıyacağı bir toplumsal sözleşmeyi hep birlikte var etmeliyiz.

'DUYMAZDAN GELMEK YERİNE 2013'E BAKALIM'

Bugün İmralı'dan gelen tavsiye de bu yöndedir. Toplumu demokratik anayasa konusunda bir uzlaşmaya davet etmektedir. Eğer bizim en kadim sorunumuz, baş edemediğimiz sorunumuz Kürt meselesiyse buradan başlamakta yarar vardır. Tıpkı Dolmabahçe Mutabakatında altı çizildiği gibi. Duymazdan gelmek yerine, 2013'e dönüp bakmakta yarar var. Biz bunun için bir yola çıktık ve herkesi de davet ediyoruz.

'ARTIK ÖNÜMÜZE BAKMA ZAMANI, SEÇİMLER GERİDE KALDI'

Bugün siyasetteki var olan bu gelişmeleri doğru okumak zorundayız. Seçim başarılarına kilitlenip sandığa hapsolmak çözüm üretmez. Evet sandık başarılarıyla birkaç gün övünebilirsiniz. Ama siyaseti yeniden statükoya teslim ederseniz o sandık başarılarından geriye hiçbir şey kalmaz. Şimdi artık önümüze bakma zamanıdır, seçimler geride kalmıştır. Bir an önce inisiyatif alma zamanıdır.

'AKP'Sİ, MHP'Sİ, İYİ PARTİ'Sİ, CHP'Sİ; HDP'YE KULAK VERMELİDİR'

Diğer taraftan bir an önce toplumsal barış konusunda adım atılmalıdır. Bu iktidar 4 yıl boyunca toplumsal barışı dinamitledi. Bu büyük bir tahribattır. Bunu ortadan kaldırmamız lazım. Bunun için atmamız gereken adımlar var. Bunun için ilk adımı parlamento atmalıdır. Bütün partiler AKP'si, MHP'si, İYİ Parti'si, CHP'si, HDP'ye kulak vermelidir. Sabah akşam HDP ile didişerek yol alamazsınız. Siz parlamentersiniz. Birbirinizi görmek, dinlemek zorundasınız. Türkiye'nin sizden beklediği toplumsal barış. Bu konuda adım atmalısınız.

'YARGININ BU HALİNİN SORUMLUSU İKTİDARDIR'

Bugün en büyük mağduriyet yargı alanında yaşanmaktadır. Bugün haksız hukuksuz yere binlerce insan cezaevindedir. Bu akıl almaz yargı mağduriyetine bir an önce son vermeliyiz. Yargı reformu paketiymiş bunları geçelim. 17 yıl sonra yargı bu noktaya sürüklenmişse sorumlusu bu iktidardır. Bu sorumluluğu öncelikle taşıması gereken AKP'dir. Bu sorumlulukla hareket etmeleri lazım. Artık Türkiye'de siyasi çıkar hesaplarıyla toplumun öncelikleri yerine kendi önceliklerini koyma zihniyetinden bu parlamentodaki partiler kurtulmak zorundadır.

'İÇİMİZDE AYRILIK GAYRILIK YOK; YAN YANAYIZ, BİR ARADAYIZ'

Diyorlar ki, 'HDP’nin içinde ayrılık gayrılık varmış.' Biz de buradan diyoruz ki içimizde ayrılık gayrılık yok. Yan yanayız, bir aradayız. Kimimiz içeride, kimimiz tecritte, kimimiz dışarıda. Ama nerede olursak olalım aynı duygu, aynı hisle, aynı anlayışla mücadelemize kararlı bir şekilde devam ediyoruz. Gönül istiyor ki bütün yoldaşlarımızla bir arada olalım. Gönül istiyor ki bu ülke de tecrit bitsin, tüm tutsaklar özgür kalsın. Bu gönül isteği ile olmaz bunu ancak mücadele ile başarabiliriz. Mücadelenizde başarılar diliyorum, hepinizin yolu açık olsun." (HABER MERKEZİ)