Türkiye'de artık 'üç farklı enflasyon' var



Artı Gerçek

Prof. Dr. Veysel Ulusoy, 'Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi' tespitinde bulundu.


Yeni Ekonomi Programı'ndaki hedeflerle birlikte Türkiye'de artık üç farklı enflasyon olduğunu belirten Prof. Dr. Veysel Ulusoy, bunları kamunun enflasyonu, tüketicinin enflasyonu ve halkın enflasyonu olarak sınıflandırdı.

Ulusoy, "Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi. 
Hafife almayalım bu yeni finansal ürünü, bu yeni enflasyonu..." dedi. 

Prof. Dr. Veysel Ulusoy'un Cumhuriyet gazetesinde yer alan Üç enflasyon başlıklı köşe yazısındaki değerlendirmeleri şöyle:

"En “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) geçen günlerde hayatımıza girdi. Girdi de ne oldu, başkalarından bir farkı mı var, yine aynı cümleleri duyduk, gördük diyebilirsiniz. 

Demeyin! 

Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi. 
Hafife almayalım bu yeni finansal ürünü, bu yeni enflasyonu... Cebimize örtülü bir vergi olarak etki edecek, gelir dağılımını bozacak, açıkçası tüm dengeleri değiştirecek bir etki alanına sahip olacak nitelikte... Nasıl mı olacak bu?
Bunun yanıtı YEP’teki şu cümlede saklı: “Kamunun fiyat belirleme ve yönlendirme politikasına tabi belirli alanlarda, geçmiş enflasyon verisi yerine YEP’te yer alan enflasyon hedefleri dikkate alınacaktır.” 
Kısa ama etki alanı çok fazla olacak bir enflasyonla karşı karşıyayız! 

İsterseniz her birini ve doğurdukları sonuçları iredeleyelim! 

BİRİNCİ ENFLASYON: KAMUNUN ENFLASYONU

Karar vericiler, kamu hizmetleri zamlarını Üretici Fiyat Endeksi’nde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı kapsamında yapar. Diğer bir deyişle, kamunun yönlendirdiği veya doğrudan ürettiği çay, şeker, ulaşım, sağlık, vergiler, enerji vb. hizmet ve ürünlerin fiyatlarına bu endekse göre artış yapılır. 

Örneğin 2018 yılı için bu oran yüzde 23.73 gerçekleşmiş, 2019 için beklediğimiz ÜFE artışı ise yüzde 22 civarında şekillenecek, 2020 yılında kamu zamları eğer düzenleme yapılmaz ise bu oran kullanılarak yapılacaktır. 
Şimdi bu oranı aklınızda tutun lütfen... 

İKİNCİ ENFLASYON: TÜKETİCİNİN ENFLASYONU

Ücret artışlarının temel alındığı bu enflasyon ise çalışanları enflasyona ezdirmeyeceğiz politikasına dayalı ölçüm birimidir. Son dönemde “güvenilirliği” üzerinde kamuoyunun farklı düşüncelere sahip olduğu tüketici fiyat endeksi verileri, ücretlerin seviyesini belirleyen veri olarak karşımıza çıkıyor. Kamu çalışanları ücretdüzenleme toplantılarının anlamsızlığını bir kenara bırakırsak, karar vericilerin belirledikleri ücret artışının enflasyondan düşük çıkması halinde ise aradaki farkın ücretlere yansıtıldığını görüyoruz... Görüyorduk ama artık görmeyeceğiz. 

YEP ile bundan vazgeçiliyor... 

Artık kamu çalışanları bu yöntemle değil de, YEP hedeflerinde belirtilen enflasyon oranlarına göre zam alacaklar. 

Nasıl mı? 

Şöyle... 

YEP kapsamında 2019 yılı için yüzde 12, 2020 için yüzde 8.5 ve 2021 yılı için yüzde 6 olarak hedeflenen enflasyon, ücretleri ve diğer hakların seviyesini belirleyen veriler olarak karşımıza çıkacak. Çalışanlar karar vericilerin bu enflasyon beklentilerine göre zam alacaklar, diğer bir deyişle... 

ÜÇÜNCÜ ENFLASYON: HALKIN ENFLASYONU

Hislere ve cüzdana dayalı en gerçekçi enflasyondur bu. Hiçbir endekslemeye, anketle veri toplamaya ve bunlara ağırlık vermeye gerek olmadan hesaplanan enflasyondur. Gelir gruplarına göre yıllık yüzde 30, 40 ve 50’lerden aşağı değildir oran. 

Son dönemde bu hislerin seviyesi ile resmi veriler arasında oluşan büyük farklar, hayatın ne kadar pahalı hale geldiğini gösteren “eş” göstergeler olmuştur. 

SONUÇ 

Kamu, hayatımıza giren her tür veri toplama ve bunları açıklama konusunda tekel gücüne sahiptir. Enflasyon için de geçerlidir bu. Farklılaşan enflasyonları kullanarak uygulanan ücret ve fiyat politikaları ise tüm kesimleri etkileyen bir durum ortaya çıkarmaktadır. 

Kamu çalışanlarının ücret ayarlaması için düşük oranları kullanmak, kamunun ürün ve hizmetlerine ise daha yüksek enflasyon oranlarını uygulamak, karar vericilerin “dengelenme” diye tanımladıkları süreci rayından çıkaracak, yüksek kamu hizmet ve ürün fiyatları ile düşük ücretler arasındaki fark olan örtülü vergi ise gelir dağılımını bozacaktır. 

Bu arada, gelir dağılımı bozukluğunun ekonomik krizlerin baş nedenleri arasında olduğunu tekrar belirtmekte de yarar var."