Türkiye’de popülizmin yeni öznesi: Suriyeli mülteciler



Artı Gerçek

Silâh tüccarlarına ve kaypak siyasilere tek söz söylemeden tribünlere oynamanın adı “entelektüel duyarlılık” değil, düpedüz popülizmdir.


Fuat ATEŞ


Yıllarca Kürt kökenli vatandaşların, Türkiye’nin batısındaki illerde iş bulup çalışmalarını dillerine dolayanlar artık kendilerine yeni bir polemik alanı buldular: Suriyeli mülteciler. Ve maalesef bu konunun alıcısı diğerine göre oldukça fazla… Elbette bu konuyu ele alırken yaşanan sorunlar görmezden gelinmemeli lakin konuya ilişkin argüman üretirken ırkçılığa varan popülist yaklaşımlara boğulmak, konuya bir katkıda bulunmadığı gibi oldukça da sorunlu bir durum.

Bu boğulma metaforunda sıklıkla Suriye’nin bugün yaşadığı sıkıntıların baş sorumlusu olan Türkiye ve Batı hükümetlerine tek laf etmeden salt faturayı mültecilere çıkarmak kolaycılığına kaçılıyor. Mesela nargileli medar-ı saadet fotoğrafları üzerinden ahkâm kesenler, neden ikinci-üçüncü eş olarak alınan 18 yaş altı bir Suriyeli genç kızın trajedisini görmez? Neden asgari ücretin de çok altında maaşlarla günde 12-14 saat sömürülen insanları ve çocukları görmez? Ya da ucube konutlarını iki katı fiyatına kiraya verenlerin riyakârlığını neden görmezler?

BU KONUYLA İLGİLİ HANGİ NOKTALAR TARTIŞILMALI?

Pek tabii mülteci konusunda yaşanan sorunları görmezden gelerek konuya yaklaşmanın sağlıklı bir yöntem olmadığı yadsınamaz gerçek. Bu göç dalgasında konuşulması gereken en önemli konuyu “kayıt dışı mülteciler” başlığı oluşturuyor. Şu anda Türkiye sınırlarında yaşayan 4 milyon fazla Suriyeli mültecinin sadece %89’u kayıt altında. Yani diğer bir deyişle, yaklaşık 600 bin mültecinin herhangi bir kaydı yok. Özellikle istihdam alanında kayıt dışılık tepe noktaya ulaşmış durumda. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre sayıları milyonları bulan Suriyeli mülteciler arasında resmi çalışma izni bulunanların sadece 10-15 bin düzeyinde olduğu ifade ediliyor. Bu kayıt dışı olma durumunu “ucuz işgücü” olarak algılayan sermaye sahiplerinin tavrı, işsizlik verilerini yükselttiği gibi yevmiyelerin de belirgin bir şekilde düşmesine neden oluyor. Bu çelişkiden sermaye sahipleri fayda sağlarken, “hesaplaşma sarmalında” mülteciler ile niteliksiz iş gücü olarak görülen yerli kesim karşı karşıya geliyor veya getiriliyor.

Kayıt dışı olma durumun yarattığı sorunlardan biri diğeri de“güvenlik açığı” olarak tanımlanabilecek bir toplumsal endişe psikozudur. Belki de popülist yaklaşımların en fazla destek buldukları sorunlu alan da burasıdır. Acaba mülteci statüsünde ülkeye sızan IŞİD veya benzeri yapılardan kaç kişi var? Bu kişiler gelecekte Suriye’de yaptıkları barbarlıkların aynısını Türkiye’de de sergilerler mi? soruları gündeme geliyor. Aynı şekilde mültecilerin Türkiye’nin özellikle demografik yapısını değiştirmeye yönelik bir tehdit unsuru olarak görülmeleri de tartışmaya muhtaç konulardan. Lakin çözüme ilişkin argümanlar üretmek yerine konuyu “Türkiye Türklerindir” sığlığı üzerinden ele aldıkça yeni bir linç kültürünün inşasına da bilinçli veya bilinçsiz katkıda bulunulmuş olunuyor.

Özellikle uyum konusunda dikkat çeken başlıklardan biri de hiç şüphesiz mültecilerin “Eğitim Düzeyi” olarak karşımıza çıkıyor. Suriyeli mültecilerin eğitim düzeyi oldukça düşük.15 yaş ve üstü Suriyeli mültecilerin üçte biri (%31,3) şimdiye değin hiçbir formel eğitimi almamış. Yaklaşık %48’i ilköğretim mezunu (ilkokul %26 veya ortaokul %22). Yükseköğrenim görece daha düşük olmasına karşın Suriyeli mültecilerin %21’inin en az lise mezunu. Yüksek eğitimli Suriyelilerin, Türkiye’de kalmak yerine Avrupa ülkelerini tercih ediyor olmaları da bu negatif ayrışmanın etmenlerinden biri.

Diğer tartışmalı konulardan biride “sosyal yardımlar”.İnsan Gelişme Vakfı tarafından hazırlanan ‘Suriyeli Mülteci Hayatlar Monitörü’ adlı raporda; 10 Suriyeliden neredeyse 9’u şimdiye kadar hiçbir sosyal yardım almadığını ifade ediyor. Peki, bu kadar yüksek bir oranda Suriyeli mülteciler sosyal yardım almıyorsa, Recep Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla dile getirdiği mültecilere harcanan 35 Milyar Dolarlık kaynak nereye aktarıldı? 

AVRUPALI TÜRKİYELİLER İLE SURİYELİ MÜLTECİLERİN KARŞILAŞTIRILMASI BİR SAPMADIR

Tüm bu tartışmaların ortasında sıklıkla dile getirilen Avrupa’da yaşayan Türkiyeliler ile Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin karşılaştırılması en kaba tabirle “Elma ile armudu birbirine karıştırma” durumudur. Göçmenlik ve mültecilik kavramlarının kamuoyu tarafından yeterince anlaşılamamasının yarattığı kaotik durum, popülist yaklaşımlar tarafından da malzeme olarak kullanılmaktadır.

Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin büyük bir çoğunluğu misafir işçi statüsünde yaşadıkları ülkelere göç ettiler. Yani Avrupalı ülkelerden gelen bir davet eşliğinde ekonomik nedenlerden dolayı ortaya çıkan bir göç dalgasından bahsediyoruz. Oysa Suriyeli mültecilerin hikâyesi “savaştan kaçmak” ve “hayatta kalmak” gibi nedenlerden dolayı zorunlu bir göçe dayanıyor.

Bu iki grupla ilgili benzerlik kurulacak en önemli nokta ise “yabancı düşmanlığına” hedef olmaları. Her iki grup da yerli olarak nitelendirilen toplumsal kesim tarafından “İşlerimizi elimizden alıyorlar”, “Hiçbir pozitif katkı sağlamadan sosyal yardımlardan yararlanıyorlar” eleştirilerine muhatap oluyorlar. Kontrolsüz göç dalgasının ortaya çıkardığı “korku psikolojisi” ise aşırı sağ ve popülist argümanlarla siyaset yapan partilerin güçlenmesine neden oluyor. Avrupa’da yaşayan Türkiyeliler ile Türkiye’de yaşayan Suriyeliler “günah keçisi” damgası eşliğinde siyasi rant aracına dönüştürülüyor. Bu durum ise hâlihazırda ‘nefret söylemleri’ olarak değerlendirilmesi gereken argümanların normalleşmesine neden oluyor. Ve ırkçılığın yeniden inşasında kitlelerin gönüllü veya gönülsüz birer yapı malzemesine dönüşmesinin önü açıyor. 

SONUÇ YERİNE

Elbette hükümetlerin yanlış ve yetersiz mülteci politikalarının yarattığı sorunlar var ama muhatabımız kesinlikle mülteciler değildir. Gelişmiş ülkelerin ve onlara taşeronluk yapan sözüm ona gelişmekte olan ülkelerin Ortadoğu’daki hastalıklı ve siyasi ihtirasların yarattığı kaosun hesabını, yine kurbanlara ödetmek ne kadar vicdani ve meşru bir yaklaşım olabilir ki? 

Silâh tüccarlarına ve kaypak siyasilere tek söz söylemeden tribünlere oynamanın adı “entelektüel duyarlılık” değil, düpedüz popülizmdir. Ve tehlikelidir! 6-7 Eylül Olayları’nı yaşamış bir ülkede topyekûn bir azınlığın hedef gösterilmesinin nasıl sonuçlanacağını anlatmaya gerek yok sanırım…


Kaynakça: İnsan Gelişme Vakfı (INGEV) Suriyeli Mülteci Hayatlar Monitörü Raporu - 2018