Türkiye’nin 'kayıplar' utancı (2): İnanılmaz kaçırılma öyküleri



Artı Gerçek

Şubat ayında 15 günlük süre zarfında 3 kentte 6 kişi kaçırıldı. Hepsinin de kafasına çuval geçirildi. Bazıları siyah Transporterlara bindirildi. Yaklaşık 5 aydır hiçbir haber yok.


Derya OKATAN

ARTI GERÇEK- 2016-2018 yıllarında kaçırılan 23 kişinin yeniden “ortaya çıktığı” tahmin ediliyor. Ancak 2019 yılının Şubat ayında kaçırılan Mustafa Yılmaz, Özgür Kaya, Yasin Ugan, Salim Zeybek, Erkan Irmak ve Gökhan Türkmen’den hala haber yok. 6 kişinin de benzer yöntemlerle kaçırılması dikkat çekiyor. Aileleri, eşlerinin, daha önce haftalarca kayıp olan ve gizli gözaltı merkezlerinde işkence gördükleri ortaya çıkan kişilerin yaşadıklarını yaşamasından endişe ediyor. 

Kaçırma öykülerindeki tek benzerlik yöntem değil. Soruşturma aşaması da aynı şekilde ilerliyor. Ailelerin yaptıkları suç duyuruları önce takipsizlikle sonuçlandırıldı, ardından Mustafa Yılmaz dışındaki 5 kişi hakkında 2,5 yıl önce “FETÖ üyeliği” iddiasıyla başlatılan soruşturma dosyasıyla birleştirildi. Soruşturmada gizlilik kararı olduğu için aileler bilgi alamıyor. Başvuru yapılan diğer resmi kurumlardan da yanıt alınamıyor.    

Türkiye’de bilinen ilk kayıp vakası 1948’de kaybedilen yazar Sabahattin Ali. 71 yıldır kayıplar utancından kurtulamayan Türkiye’de bu suç hala işleniyor. 

İşte yaklaşık 5 aydır haber alınamayan 6 kişinin inanılmaz kaçırılma öyküleri…


Fotoğraf: ETHA

MUSTAFA YILMAZ KAFASINA ÇUVAL GEÇİRİLİP KAÇIRILDI

32 yaşındaki Mustafa Yılmaz, Elvankent’te bir tıp merkezinde fizyoterapist olarak çalışıyordu. Daha önce çalıştığı dershanenin FETÖ ile ilişkilendirilmesi nedeniyle 1 Ekim 2018’de gözaltına alınıp tutuklandı. 8 Ocak’ta tahliye edilen Yılmaz’a “örgüt üyeliği” iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Dosyası istinafta beklerken, 19 Şubat 2019 tarihinde kaçırıldı. 

Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik bölümünde araştırma görevlisiyken ihraç edilen eşi Sümeyye Yılmaz, eşinin kaçırılmasında kurgu ve gerçek olmak üzere iki senaryodan bahsediyor. 

Yılmaz’ın Artı Gerçek’e verdiği bilgiye göre, kurgu olan senaryo şöyle: Mustafa Yılmaz, 19 Şubat günü işe gitmek üzere evden çıktı. Önce otobüse, sonra metroya bindi. Sonra bir noktada telefonunu kapattı ve ortadan kayboldu. Polisin iddiasına göre, evini terk ederek kayıplara karıştı. 

Eşinin kaybolduğunu, aynı gün iş arkadaşının aramasıyla öğrenen Sümeyye Yılmaz, bir ay boyunca polisin anlattığı senaryoya inandı. Savcılığa yaptığı suç duyurusu da kaybolmasından 18 gün sonra yeterli delil olmadığı iddiasıyla takipsizlikle sonuçlandı. Ancak polisin tavırlarından şüphelenerek eşinin kaçırıldığını düşünen Yılmaz, İHD’nin yönlendirmesiyle evlerinin civarındaki ve eşinin toplu taşıma araçlarına binip-indiği yerlerdeki kamera kayıtlarını topladı. 

EMNİYET’TEN AÇIKLAMA: KAÇIRILMIŞ AMA SONRA OTOBÜSE BİNİP GİTMİŞ

Yaşadıkları site ile sitenin yakınındaki büfenin kamera kayıtlarına göre, Mustafa Yılmaz, saat 07.26’da siteden çıkıyor, iki kişi tarafından kafasına çuval geçirilerek ve darp edilerek kaçırılıyor. Kameraların görüşü dışındaki bir noktada bir araca bindirildiği tahmin ediliyor. Güvenlik kamerasında, aynı gün 07.00-08.00 saatleri arasında iki tane siyah Transporter aracın sitenin önünden birkaç kez geçtiği görülüyor. 

Sümeyye Yılmaz, kamera kayıtlarında eşi net olarak görülmese de evden çıkış saatiyle uyumlu olduğunu belirtiyor. 
Yılmaz’ın bu görüntüleri Emniyet’e verdikten sonra aldığı yanıt ise “Evet, kaçırılmış. Ama sonra otobüse binip gitmiş” oluyor. 

Söz konusu görüntüler savcılığın başlattığı soruşturma dosyasına da eklendi. Savcılık, görüntüleri bilirkişiye gönderdi. Can güvenliği tehdit altında olan bir kişiyle ilgili bu görüntüler için savcı, bilirkişiye 3 ay süre verdi.  

Avukatı olmayan ve 2 yaşındaki kızıyla birlikte her gün emniyet-adliye koridorlarında çalmadık kapı bırakmayan Sümeyye Yılmaz, polisin hiçbir araştırma yapmadığını belirtiyor. Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin raporuna da yansıdığı üzere ulusal ve uluslararası 12 merkeze yaptığı başvurudan sonuç alamayan Yılmaz, “Dedektif gibi iz sürdüm ve birçok kanıta ulaştım. Polise 7 adet MOBESE numarası verdim” diyor. 

Mustafa Yılmaz’ın EGO kartını otobüs ve metroda kullandığı biliniyor. Polis, Sümeyye Yılmaz’a, eşinin metro platformundaki bir görüntüsünü de izletti. Ancak Yılmaz, üzerinde eşinin montu olsa da bu kişinin eşi olmadığını düşünüyor. Sümeyye Yılmaz’ın iddiasına göre, bir kişiye eşinin EGO kartı ve cep telefonu verildi, montu giydirildi ve eşinin kullandığı toplu taşıma araçlarına bindirildi. 

Deliller Sümeyye Yılmaz’ı doğrular nitelikte. 

KAMERA KAYITLARI SİLİNMİŞ

Yılmaz’ın ne otobüs içerisinde ne metro turnikelerinde ne metro içerisinde ne de indikten sonra hiçbir görüntüsü bulunmuyor. Mustafa Yılmaz’ın bindiği 214 nolu otobüsün 07.00-08.00 saatlerine ait kamera kayıtları yok. Macunköy metrosunda turnikeden geçtiği anda bir görüntü var. Ancak Mustafa Yılmaz olduğu iddia edilen kişinin kameranın açısına girmemek için özellikle kaçındığı görülüyor. Aynı kişi saat 08.13’de turnikeden geçiyor, saat 08.14’de metro platformuna geliyor. Burada da kamera kaydına giriyor ama yüzü görülmüyor. Metronun içerisinden de görüntü yok. Çünkü saat 08.15-08.30 arası kayıtlar yine yok!

Eğer hem otobüste hem de metrodaki bu kayıtlar olsaydı Sümeyye Yılmaz’ın iddiasına göre, eşinin yerine geçen kişi görülecekti. 

“Gerçeği değiştirmeye çalışıyorlar. Psikolojik baskı uygulayarak vazgeçmemi istiyorlar” diyen Yılmaz, ancak bu işin peşini bırakmayacağını söylüyor. 

Çaldığı tüm kapılar yüzüne kapanan Sümeyye Yılmaz, Birleşmiş Milletler Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubuna da başvurdu. Grup, Mart ayında Adalet Bakanlığı’na yazı yazarak Mustafa Yılmaz hakkında bilgi istedi. Bakanlık da savcılığa yazı yazdı. Ancak savcılık, Yılmaz hakkındaki FETÖ soruşturma dosyasını gönderdi. Bakanlık, savcılığa tekrar yazı yazarak kaybedilmesiyle ilgili bilgi isterken, BM’den de Eylül’e kadar süre istedi. Bu arada, Sümeyye Yılmaz, dosyanın Dışişleri Bakanlığı’na gönderildiğini öğrendi. 

Sümeyye Yılmaz, kayıp olduğu süre boyunca telefonu kapalı olan eşinin 21 Haziran’ı 22’sine bağlayan gece, dahil olduğu whatsapp gruplarından çıktığını gördü. Bu durumu da Emniyet’e ve savcılığa bildiren Sümeyye Yılmaz, eşinin yerinin tespit edilmesini istedi. 

“Belirsizliği beklemek çok zor. Bir an önce cevap verilmesini istiyorum” diyen Sümeyye Yılmaz, “Zaten yargının elindeydi. Neden böyle bir işe girişildi?” diye isyan ediyor. Etkili soruşturma yürütmeyenlerin de suça ortak olduğunu belirtiyor. 

EŞİ VE ÇOCUKLARININ YANINDAN KAÇIRILDI, 5 AYDIR HABER YOK

Salim Zeybek, hakkında 2,5 yıl önce başlatılan “FETÖ soruşturması” nedeniyle aranıyordu. Eşi Fatma Betül Zeybek’in anlatımına göre, Şubat ayında eşi arayarak görüşmek istediğini söyledi. Fatma Betül Zeybek, 12 Şubat günü iki çocuğuyla birlikte Ankara’dan İstanbul’a gitti. Eşiyle 16 Şubat’ta görüştüler, sonra ayrı evlerde kaldılar. 21 Şubat günü de bir araçla yola çıktılar. Araçta Zeybek ailesinin yanı sıra bir de şoför bulunuyordu. Nereye gittiklerini bilmediğini ama yolda Edirne tabelası gördüğünü belirten Fatma Betül Zeybek’in anlatımına göre, bir aracın takip etmesi üzerine kovalamaca yaşandı, sonra kaza yaptılar ve araçtan çıkarak kaçmaya başladılar. Arkadan silah sesleri duyunca yere yatarak teslim oldular. 

Yakalandıktan sonra Salim Zeybek beyaz bir araca, Fatma Betül Zeybek ve çocuklar başka bir araca bindirildi. “Edirne polisiyiz” diyen kişilerin sürekli yüzlerini gizlemeye çalıştığını anlatan Zeybek, kendisine önce “Edirne Emniyet’e gidiyoruz” dediklerini, sonra İstanbul yoluna dönerek, kendilerini başka bir araca nakledip Ankara’ya getirdiklerini söyledi. 

3-4 KEZ ARACIN PLAKASI DEĞİŞTİRİLDİ

Yolda eşiyle telefonda görüştüklerini ve kendisine “Ankara’ya dönün, hayatınıza kaldığınız yerden devam edin. Rabbim nasip ederse görüşürüz” dediğini aktaran Zeybek’in iddiasına göre, İstanbul’a gidene kadar aracın plakası 3-4 kez gizlice değiştirildi. Arkadan bir aracın daha geldiğini fark eden Zeybek, bu araçta eşinin olabileceğini tahmin ediyor. 
Sabaha karşı Ankara’ya vardıklarında polisler, “İşlerin daha fazla büyümesini istemiyorsan emniyete, savcılığa gitme” diyerek Fatma Betül Zeybek’i evlerinin yakınındaki bir sokakta bıraktı. Polisler, eşiyle kendisini ara ara görüştüreceklerini de söyledi. Zeybek’in “Siz kimsiniz” sorusuna da “Biz devletiz, bize güvenin” yanıtını verdi. 

MEÇHULU BEKLİYORUZ

Kendilerini Ankara’ya getiren kişilerin robot resimlerini dahi çizen ve neredeyse hiçbir detayı atlamayan Zeybek, “Neyi bekliyoruz?” diye soruyoruz. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Meçhul bir zamanı, meçhul bir şekilde bekliyoruz. Akıl sağlığı, beden sağlığı yerinde mi gelecek, bizi ne bekliyor, onu bilmiyoruz. Ben kendimi her şeye hazırlamaya çalışıyorum ama çocuklarımı nasıl hazırlayacağım.” 

Fotoğraf: ETHA 

YASAL EV BASKINI, YASADIŞI GÖZALTI

Özgür Kaya ve Yasin Ugan, haklarında yakalama kararı olduğu için uzun süredir kaçak yaşıyordu. 13 Şubat günü saat 14.30 civarı Ankara’nın Altındağ ilçesi Çamlık Mahallesi’nde onlarca polis bir eve baskın düzenledi. Mahalleyi ablukaya alan ve birkaç apartmanda arama yapan polis, daha sonra bir evde saklanan Özgür Kaya ve Yasin Ugan’ı gözaltına aldı. Üzerlerinde sivil kıyafetler ve TEM yelekleri olan polisler, Kaya ve Ugan’ı ters kelepçeleyip kafalarına çuval geçirerek araçlara bindirdi. Ev sahibinin “neden gözaltına alıyorsunuz” sorusu üzerine de polis, bir soruşturma numarası verdi, “buradan takip edebilirsiniz” dedi. Dosya numarasının Kaya ve Ugan hakkında daha önce başlatılan FETÖ soruşturmasına ait olduğu ortaya çıktı. Soruşturmada gizlilik kararı bulunuyor.

Özgür Kaya’nın eşi Aycan Kaya, aynı gün saat 23.00 civarında gelen bir telefonla eşinin gözaltına alındığını öğrendi. 
Emniyet’i arayan Kaya, “Bizde yok” yanıtını aldı. Ertesi gün, eşi hakkındaki soruşturmayı yürüten ve eşini sormak için daha önce kendisini de gözaltına aldıran savcıya gitti. Savcı ise “Biz eşini yakalayamadık, yurtdışına kaçtı” diyerek, apar topar Aycan Kaya’yı odadan çıkardı. 

Önce “Bizi burada bırakıp gitti” diye düşünen Aycan Kaya, daha sonra eşinin gözaltına alındığı mahalleye gitti. Kaya, olayı şöyle anlatıyor: “Mahalleyi 40’a yakın polis ablukaya alıyor. Sokak başlarını tutmuşlar, kimlik kontrolü yapmışlar, çevredeki apartmanlara bu ikisini tanıyor musunuz diye sormuşlar. Sonra daireyi tespit edip sert bir şekilde kapıyı kırarak girmişler, ters kelepçe takıp, kafasına torba geçirip götürmüşler.” 

POLİS ARAMA TUTANAĞI BİLE TUTTU

Üstelik ev sahibinin diğer dairesinde arama yapılıp tutanak tutulduğunu belirten Kaya, mahalleye farklı zamanlarda gidip farklı kişilerle görüştüğünü ve herkesin olayı aynı şekilde anlattığını belirtiyor.  
Aycan Kaya, eşinin kaçırıldığına dair savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak suç duyurusu dilekçesi, Kaya ve Ugan hakkındaki soruşturmayı yürüten savcılığa gönderildi. Söz konusu soruşturmada gizlilik kararı olduğu için aileler hiçbir gelişmeden haberdar olamıyor. Kaya, savcının etkili bir soruşturma yürütmediğini, mahalledeki tanıkların dahi dinlenmediğini söylüyor. 

“Suçlu ise yargılansın, cezalandırılsın. Kaçırmak nedir?” diye soran Kaya, “Biz neyi bekliyoruz, neyin tamamlanmasını bekliyoruz? Hangi yetki, hangi makam böyle bir kaçırmayı ve kaybedilmeyi meşru hale getirir” diyor. 

13 KURUMDAN TEK BİR YANIT YOK

Kaya, savcılıkla birlikte tam 13 kuruma başvuru yaptı. Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, “incelenemezlik” kararı verdi. İHD’nin başvurusu üzerine Emniyet “böyle bir olay olmadı” dedi. Anayasa Mahkemesi, tedbir talebini reddetti. AİHM, hükümetten bilgi alıncaya kadar askıya alma cevabı verdi. BM’den henüz yanıt gelmedi. Ankara Valiliği İnsan Hakları Kurumu, emniyet ve savcılıktan yazı bekliyor. TBMM Dilekçe Komisyonu yanıt vermedi. Hafıza Merkezi, Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Başkanlığı henüz cevap vermedi.  

CUMARTESİ ANNELERİ’NİN NELER YAŞADIĞINI ŞİMDİ ANLIYORUZ

Yasin Ugan’ın eşi Selda Ugan da “Başına çuval geçirilerek, elleri arkadan kelepçelenerek bir minibüse atılıp götürüldü. Bizi en son bu bilgi ile bıraktılar. Diğer yaşananları okudukça… Başvurduğumuz hiçbir resmi kurum bizleri aksini düşündürecek hiçbir açıklamada bulunmadı. İşkence merkezlerini reddetmemelerini kabul edemiyorum. Eşimin o merkezde bir an bile kalmamasını istiyorum” diyor. 

Uzan, diğer aileler gibi yaşananları çocuklarından saklamamış. Gerekçesini de şöyle açıklıyor: “Bu ülkede hukuk dışına çıkıldığında neler yaşandığını bilsinler, hukuka sıkı sıkıya bağlı olsunlar diye çocuklarımdan gizlemiyorum.” 

Yasin Ugan’ın ağabeyi de “Cumartesi Anneleri’nin neler yaşadığını şimdi anlıyoruz” derken, polislerin verdiği soruşturma numarasını sıradan bir vatandaşın bilmesine imkân olmadığına dikkat çekiyor. Ugan, “Polis ise devletin açıklama yapması gerekiyor. Değilse yine açıklama yapması gerekiyor” diyor.

EVİNİN ÖNÜNDEN KAÇIRILDI

15 Temmuz darbe girişiminin ardından hakkında soruşturma başlatılan Erkan Irmak da Yasin Ugan ve Özgür Kaya gibi kaçak yaşıyordu. Zaman zaman ailesinin yanına gizlice giden Erkan Irmak, 16 Şubat günü yine gizlice İstanbul’un Ümraniye ilçesindeki evine gitti. Eşi ve çocuklarıyla görüştükten sonra saat 23.00 civarında evden çıktı. Pencereden bakan Nilüfer Irmak, eşinin, evin bulunduğu sokaktan diğer sokağa geçer geçmez iki kişi tarafından tartaklanarak götürüldüğünü gördü. 

Diğer aileler gibi Emniyet’e ve savcılığa başvurularından yanıt alamayan Irmak, işkence gördüklerini açıklayan kişileri gördükçe endişesinin arttığını belirtiyor. Irmak, “Nerededir, nasıldır, neler yaşadı bilmiyoruz. Bir insana bu nasıl yapılır?” diyor ve belirsizliğin artık son bulmasını istiyor.

7 ŞUBAT’TA EVDEN ÇIKTI, BİR DAHA HABER ALINAMADI

Gökhan Türkmen de aynı soruşturmada aranıyordu. 9 Ağustos 2016’da Ankara’daki evi basılan Türkmen, uzun süredir ortalıklarda yoktu. Son olarak 2 Şubat 2019’da annesini aradı ve “Benden 10 günden fazla haber alamazsanız polise başvurun” dedi. 7 Şubat’ta ailesinin Antalya’daki evine gitti. Akşamüzeri motorsikletle evden çıktı ve bir daha haber alınamadı. 12 Şubat’ta hakkında kayıp başvurusu yapılan Türkmen’ın bulunması için hiçbir çalışma yapılmıyor. 

GERGERLİOĞLU: DEVLET ACZİYET İÇERİSİNDE

Tüm bu yaşananları konuştuğumuz HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, kaçırılan 6 kişiden 5’inin ortak noktasının bir soruşturma dosyasında isimlerinin geçmesi olduğunu söylüyor. 

Meclis’e defalarca soru ve araştırma önergeleri veren Gergerlioğlu, şunları belirtti: “Her taraf kapı duvar. Hiç kimse cevap vermiyor, hiç kimse araştırmıyor. Savcılıklar baştan savma takipler yapıyor. İşkence sümen altı edilmeye çalışılıyor. Gözden kaçırma, suskunlukla gerçeği geçiştirme…”

Gergerlioğlu, en çok da Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na öfkeli: “Adeta insan hakları ihlallerine göz yumma komisyonu haline geldi. İnsanlık için çok üzücü bir durum. Siyasi görüşlerinizi bir tarafa koyun, makata cop sokma, ağzından burnundan kan getirme, aylarca yıkanmasına izin vermeme, Filistin askısı, bunlardan bahsediyorum, kılınız kıpırdamıyor. Artık tuzun koktuğu yerdir.” 
6 kişi bir yerlerde işkence görürken eşleri ve çocuklarının da dışarıda işkence çektiğini söyleyen Gergerlioğlu, resmi yazışmalara bakınca devletin acziyetinin görüldüğünü ifade ederek, ekledi: “Üç maymunu oynayan bir devlet var karşımızda.” 

TANRIKULU: AKP O PRATİĞİ DEVRALDI

Komisyonun bir diğer üyesi CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 1990’larda yaşananları da yakından bilen bir isim. En ağır insan hakkı ihlali olarak tanımladığı zorla kaybetme için “90’larda idari pratik haline gelmişti, derin devlet yöntemi olarak muhaliflere karşı uygulanıyordu” diyen Tanrıkulu, bugün yaşananlar için şunları söyledi: “Şimdi o pratiği devralan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti yargılamadan insanları maalesef ortadan kaldırmakta. Ankara’nın orta yerinde çok sayıda silahlı kişinin denetimsiz bir biçimde insanları zorla alıkoyması bir devletin bilgisi yoksa imkansıza yakındır. Bu kadar MOBESE kamerası, diğer kayıt cihazlarının devrede olduğu bir dönemde bu kişilerin akıbetleri hakkında bilgi verilmemesi hükümetin sorumluluğunu daha da ağırlaştırmaktadır.” 

Tanrıkulu, “Bu kişiler nerede tutuluyor olabilir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Daha önce bu şekilde gözaltında tutulan ve serbest bırakılan kişilerin anlatımları var. Ankara’da özellikle istihbarat teşkilatlarının kullandığı yerleşkelerde tutulduğu konusunda beyanları mevcut.” 

“MİT binasından mı bahsediyorsunuz” sorumuza da “Beyanları bu yönde” yanıtını verdi. 

İŞÇİ: CEZASIZLIK POLİTİKASI UYGULANIYOR

İHD Genel Sekreteri Osman İşçi, OHAL ile birlikte kolluk kuvvetlerine verilen aşırı yetkiler sonucunda derneğe işkence, kötü muamele ve zorla kaybetme başvurularının arttığına işaret etti. 

Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre OHAL ve savaş dahil hiçbir koşulda işkence ve zorla kaybetmenin mazur gösterilemeyeceğini belirten İşçi, AKP iktidarının “işkenceye sıfır tolerans” söylemini hatırlatarak, ekledi: “Ama gerçek böyle olmadı, gerçek cezasızlık politikası oldu.” İşkence yasağını ihlal eden kamu görevlilerinin korunduğunu belirten İşçi, aslında bu yöntemin 90’lardan bu yana uygulandığını söyledi. 

ÜNSAL: DEVLET MAFYA ÖRGÜTÜNDEN FARKLI OLARAK HUKUKLA BAĞLANTILI OLMALI

Kayıplar raporunu hazırlayan Hak İnisiyatifi’nden Fatma Bostan Ünsal, “Devlet meşru şiddet kullanma tekeline sahip tek örgüt ve bu yüzden kayıtlı olması gerekiyor. Gözaltında kayıplar bu korkutucu gerçekle yüzleştiriyor bizi. Devlet olmanın tek meşru gerekçesi yaşam hakkını korumak, başka hiçbir şey yapmasın yol, su yapmasın. Devlet bunun için var ve mafya örgütünden farklı olarak hukukla bağlantılı olması gerekir. Reddetmek, işkence gerçeğine gözünü kapamak demektir” diyor. 

MASİDE OCAK: AİLELERİN YAŞADIKLARINI EN İYİ BİZ BİLİRİZ

1995’den bu yana önce ağabeyi Hasan Ocak için, sonra tüm kayıplar için mücadele eden Maside Ocak, şunları söyledi: “Darbe girişiminden bu yana ürkütücü bir tablo var. Yeniden 90’lara dönüş hazırlığı da olabilir. 90’ların beyaz Toroslarının şimdi Transporterlara dönüştüğünü düşünüyoruz. Kimi ajanlaştırılmak, kimi korkutulup sindirilmek isteniyor. Gizli gözaltıları, gözaltında kaybetmenin yatağı olarak görüyoruz. Biz Galatasaray’da düşmanımız dahi olsa hiç kimsenin bizim yaşadıklarımızı yaşamasını istemediğimizi defalarca söyledik. Kim olursa olsun, siyasi kimliği ne olursa olsun, insanların kaybedilmesine karşıyız ve bunun önünde durmak için bir araya gelmiş olan aileleriz. 6 kişinin ailelerinin yaşadıklarını en iyi biz biliriz. 745. hafta eylemimizde de konuk ettik aileleri. Kayıpların çoğalmasını istemiyoruz.”