'Ya faizler artacak ya da kur kontrolden çıkacak'



Artı Gerçek

İktisatçı Mustafa Sönmez, TL faizi artışlarına Saray ve sermaye gruplarının karşı çıktığını bunun da Merkez Bankası’nı basınç altında tuttuğunu belirtti.


Türkiye ekonomisinde bir süredir devam eden zorluklar sürekli seçim gündemleriyle daha da artıyor. Ekonomide yapısal reformlara odaklanılması gerekirken arka arkaya yapılan seçimler hem popülist uygulamaları artırıyor hem de germek gündemlere odaklanılmasını zorlaştırıyor.  

İktisatçı Mustafa Sönmez, Merkez Bankası’nın rezerv daralmasının sık sık uluslararası medyada haber konusu yapıldığı günlerde, kamu bankalarına döviz sattırarak döviz kurunun kontrolden çıkmasını önleme çabasının da  sürdürülebilir görünmediğini ifade etti. Sönmez, "Merkez Bankası ya kuru kontrol için TL faizlerini artırmak zorunda kalacak ya da kur kontrolden çıkıp gidebileceği yere kadar gidecek. TL faizi artışlarına Saray ve arkasındaki iç pazara bağımlı sermaye gruplarının şiddetle karşı çıktıkları biliniyor. Bu durum, Merkez Bankası’nı bunaltıcı bir basınç altında tutmaya devam ediyor" dedi.

Mustafa Sönmez'in Al Monitor'de yayınlanan değerlendirmeleri şöyle

"Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bir “hukuk katliamı” olarak nitelenen kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenecek olması, Türkiye genelinde, özellikle ekonomide yeni bir türbülansa yol açtı. Bu türbülansın etkisinin, seçimlerin yenileneceği 23 Haziran’a, belki sonrasına sarkma ihtimali yüksek.

Türkiye ekonomisi, son birkaç yıldır sendeleyerek ayakta durmaya çalışırken araya giren çeşitli seçimler kırılganlıkları artırdı. Ekonomide yapısal bazı reformlarla iyileşmeler beklenirken ve bunlara odaklanılması sık sık dile getirilirken önce 24 Haziran 2018’de yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili erken seçimi, ardından 31 Mart 2019’da yapılan yerel yönetim seçimlerinin popülist uygulamaları, bu odaklanmaya imkân vermedi.

31 Mart ertesi para ve maliye politikalarında sıkılaştırma ile el ele gidecek onarım programına geçiş umulurken, bu kez CHP adayının kazandığı seçimlere iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) yaptıkları itirazlar, 35 günlük bir “bekle-gör” süresine mâl oldu. YSK’nın 6 Mayıs’ta uluslararası hukuk garabeti olarak nitelenen gerekçe ile seçimleri iptal etmesi ve seçimin 23 Haziran’da yenilenmesini karara bağlaması ise topyekûn bir türbülansa kapı araladı, en şiddetli sarsıntı ekonomide oldu.

Kararın açıklandığı saatlerde hızla tırmanan döviz kuru, izleyen günlerde yapılan müdahalelere rağmen sakinleşmedi. Dolar fiyatı, karar öncesi 6 TL’nin altında bir bantta seyrederken, YSK kararı ile birlikte 6.15-6.20 TL aralığına sıçradı ve orada basamak yaptı.

TL’nin değer kaybı ya da doların fiyatında daha hızlı artışın, kamu bankalarına döviz satışı yaptırılarak önlenmeye çalışıldığı iddiası yaygın. ABD merkezli yayın kuruluşu Bloomberg, iki piyasa uzmanına dayandırdığı haberinde dolar/TL kurunun 6.00 seviyesini aşması sonrası, 6 Mayıs Pazartesi günü kamu bankaları üzerinden 400 milyon dolardan fazla satış yapıldığını iddia etti. Bu iddia sonra 1 milyar dolara yükseltildi.

Merkez Bankası’nın rezerv daralmasının sık sık uluslararası medyada haber konusu yapıldığı günlerde, kamu bankalarına döviz sattırarak döviz kurunun kontrolden çıkmasını önleme çabası sürdürülebilir görünmüyor. Merkez Bankası ya kuru kontrol için TL faizlerini artırmak zorunda kalacak ya da kur kontrolden çıkıp gidebileceği yere kadar gidecek. TL faizi artışlarına Saray ve arkasındaki iç pazara bağımlı sermaye gruplarının şiddetle karşı çıktıkları biliniyor. Bu durum, Merkez Bankası’nı bunaltıcı bir basınç altında tutmaya devam ediyor.

Dövizi yukarı iten rüzgar sadece iç iklimden, seçimlerin getirdiği yeni belirsizlikten kaynaklanmıyor. Aynı zamanda dış dünyada yaşananlar da Türkiye ekonomisine yardımcı olmak yerine, sorunları büyütüyor.

AKP rejiminin ABD ile gerginliğinin ağustos ayında kur şokuyla sonuçlandığı hatırlanacaktır. Rusya’dan tedarik edilecek S-400’lerin teslim takvimi yaklaşırken ABD ile gerginlik ve görüşme trafiği yine tırmanıyor. Gerginliğin etkilediği kur şoku ile tetiklenen ekonomik küçülme de sürüyor.

Bir de ABD’nin dünyaya yaydığı gerginlik var. 5 Mayıs gecesi Trump’ın tweet’i ile ABD ile Çin geriliminin aniden tırmandığına tanık olan piyasalarda yeni bir çalkantı yaşandı. ABD, Çin’e ticari görüşmeleri pozitif yönde sonlandırmak için bir süre verdi. Aksi taktirde gümrük duvarlarını yükselteceği tehdidini savurdu.

Ticaret savaşının yeniden kızışmasıyla iki devin de gayri safi hasılasında kayıplar olacak. Bunun, Çin tarafında 1 puan, ABD tarafında 0.45 puan olarak gerçekleşeceğine dair hesaplar yapılıyor. Yani, Çin’de 1.2 trilyon dolar, ABD’de 870 milyar doları bulacak kayıpların toplamı 2.1 trilyon dolar ediyor.

İki büyük filin tepişmesi tüm dünya sahasını etkiliyor, özellikle de Türkiye’nin de aralarında olduğu çevre ülkelere olumsuzluğu daha yüksek. Çünkü dünya ekonomisinde daralma, çevre ülkelerin ihracatlarını, dış kaynak bulma ve borçlarını çevirme alanlarını da daraltıyor.

ABD-Çin geriliminin yanı sıra ABD-İran petrol gerilimi de Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. İran’dan tedarik edilemeyen petrolün daha yüksek fiyatla başka tedarikçilerden ithali, cari açıkta artışlara yol açarak enerjinin maliyetini ve fiyatını da yükseltecek.

İçeride siyaseti ve ekonomiyi yönetmekte güçlük çeken AKP rejiminin dış iklimden de oldukça olumsuz etkilenmesi, göstergeleri daha da iç karartıcı hale getiriyor. Bahçeşehir Üniversitesi araştırma kuruluşu Betam, 2018 son çeyreğini yüzde 3 daralma ile kapatan Türkiye ekonomisinin ilk çeyreğindeki performansının yüzde 4 küçülme olacağını tahmin ediyor. İlk çeyreğin resmi büyüme verisi mayıs ayı sonunda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanacak.

Mayıs ayı başında açıklanan tüketici fiyatlarının yıllığı yüzde 19,5 ve gerilememekte ısrar ediyor. Hele ki gıda enflasyonunun yıllık yüzde 32’yi bulması, seçmenlerin oy tercihlerinde çok belirleyici bir değişken.

İş arayan işsizlerin sayısının 5 milyonu geçtiği, iş aramayanlar ile birlikte geniş tanımlı işsiz sayısının 8 milyonu bulduğu Türkiye’de, geniş tanımlı işsizlik oranı yakında yüzde 22 olarak ifade edilecek.

Yeni İstanbul seçimlerinin yarattığı belirsizlik, bu parlak olmayan küçülme, enflasyon, işsizlik göstergeleri, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından en önemli göstergesi olan risk primini (CDS) de yükseltti. Seçim iptalinin ardından Türkiye’nin CDS’i 465'i gördü, 9 Mayıs’ta da 480'i aştı. Aylık ortalamalar olarak alındığında bu orana en yakın tırmanış, 2018’in en sert türbülansının yaşandığı Ağustos ve Eylül aylarında yaşanmış 457'yi bulmuştu. Seçim iptali sonrası yaşanan sert türbülans ile Türkiye’nin risk primi, en yakınındaki Güney Afrika risk priminden yüzde 60, Brezilya’nınkinden yüzde 70 yukarıda, iyice ayrışmış durumda. Riski bu denli sivrilmiş bir ülkenin dış kaynak bulması da iyice zorlaşıyor, dış borç faizine ödenen faizler fahiş ötesi meblağları buluyor.

Bir hukuk katliamı yapılarak iptal edilen İstanbul belediye seçimlerinin ardından Türkiye’nin en kırılgan dönemlerinin birine daha giriş yaptığını söylemek mümkün. Bu türbülansın 23 Haziran’a kadar İstanbul seçmenlerinin gündelik geçim sorunlarını daha da zorlaştıracağını ve oy tercihlerini iktidar aleyhine etkileyeceğini söylemek yanlış olmaz." (HABER MERKEZİ)