hangisi sünnet?

musawah’nın çok çeşitli çalışmaları var. insan hakları yüksek komiserliği’ne gönderdikleri bir raporda türkiye’deki bazı güncel tartışmalar açısından ilginç olabilecek noktalar var.


“bizler, hep batılılaşmış elitler olmakla, islam-karşıtı, şeriat karşıtı olmakla suçlanırız; inancından dönen kadınlar olduğumuz, akidemizin ve imanımızın zayıf olduğu söylenir. hakkımızda polis raporları hazırlanır, dini makamların bize karşı harekete geçmesi, bizi susturması, bizi islam’a hakaret etmekle suçlaması, gruplarımızı yasaklaması istenir.

“ama susmayacağız ve sinmeyeceğiz. eylemciler olarak, değişim sağlamak için, gerçeği gördüğümüz biçimiyle anlatmaktan, adaletsizlik karşısında öfkelenmekten, zor pozisyonları savunmaktan, marjinalize edilmekten ve kınanmaktan korkmamamız gerektiğini biliyoruz. çoğumuz için, islam’ın adil olduğu ve allah’ın adil olduğu inancımızın bir parçasıdır. eğer adalet islam’a içkinse, islam adına düzenlenmiş yasalar ve siyasetin tedvini ve uygulanması nasıl olur da adaletsizlik ve ayrımcılık sonucunu verir?”

bu satırlar, musawah adlı uluslararası örgütün, 14 şubat 2009 yılında, kuala lumpur’da gerçekleşen kuruluş toplantısında, zeyna anwar’ın yaptığı konuşmadan. tamamını müslümanların, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu musawah, adını arapça “eşitlik” kelimesinden alıyor ve hedefini, müslüman ailede eşitlik olarak tanımlıyor.

musawah’nın çok çeşitli çalışmaları var, bu konuda yapılmış araştırmaları da derliyor. ben bu yazıda, 13 aralık 2013 tarihinde insan hakları yüksek komiserliği’ne gönderdikleri bir rapordan bazı kısımları aktarmak istiyorum çünkü bu metinde türkiye’deki bazı güncel tartışmalar açısından ilginç olabilecek noktalar var.

birleşmiş milletler gibi kurumların bu konularda müdahil olması gerektiğini savunan musawah, sık sık karşılarına çıkan “toplum buna hazır değil”deki toplumun bir bahane olduğuna işaret ederek bugünün müslüman ailesini biçimlendiren pre-modern adalet kavramıyla modern adalet kavramının uyumlu hale getirilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.

bilindiği gibi, hz muhammed’in altı yaşındaki ayşe ile evlenip bu evliliği, o dokuz yaşına gelip de buluğa ulaştığında tamamlamasının, müslümanların riayet etmesi gereken sünnetin parçası olduğu ve bu yüzden erken evliliği yasaklamanın islam öğretisine ters düştüğü söylenir. buna karşılık musawah şöyle diyor:  

“peygamber’in pratiğinin bir model olarak kullanılması metodolojisine ilişkin olarak: bu, sünnet de dahil olmak üzere, islami kaynaklara dayanarak kurallar oluşturulmasıyla ilgili iktidar ve metodoloji meselesini gündeme getiriyor. peygamberin HANGİ pratiğinin müslümanları bağlayacak bir kural haline getirileceğine nasıl karar vereceğiz? bunu seçecek olan otorite KİMDİR? seçim HANGİ temelde yapılır? bu dine değil iktidara ve otoriteye dair bir meseledir. gerçek şu ki ayşe, peygamberin evlendiği tek genç kadındı. bütün diğer eşleri, onun zamanında yaşlı sayılacak dul ve boşanmış kadınlardı. bunların içinde en uzun –kendisinin de tekeşli olduğu süre boyunca- süreni ilk eşi hatice ile olan evliliğidir. öyleyse neden müslümanların izleyeceği sünnet olarak bu seçilmez? çağdaş zamanlarda, peygamber’in hatice ile olan evliliği daha eşitlikçi ve adil bir evlilik vizyonu, günümüze ve değerlerimize daha uygun bir pratiktir. neden peygamber’in bugün öykünmeye değer pratiğinin örnek modeli olarak bu alınmaz?”

musawah, iki araştırmanın, evlendiği sırada ayşe’nin yaşının 19 olmasının daha kuvvetle muhtemel olduğunu iddia ettiğine değindikten sonra bir kere daha soruyor: “neden bu evlilik müslümanlar için örnek teşkil edecek bir pratik olarak seçiliyor da kendisinden 15 yaş büyük bir dul olan hatice ile evliliği ve başka dul ve boşanmış kadınlarla evlilikleri gözardı ediliyor?” 

aslında bunları aktarmak bana düşmezdi, türkiye’de islam üzerine derin bilgi sahibi olan, düşünen, başka birçok kaynağı izleyen çok sayıda müslüman kadın –çoğu da ilahiyatçı- şüphesiz ki var. onların arasında, aktardığım metindeki kadar açık konuşanlar bulunmamasının sebebini biraz da konca kuriş’in öldürülmesi gibi olaylarda aramak gerek bence. bu konularda türkçe konuşanların çoğunun erkek olması, yine çoğunun erkeklerin haklarından söz etmesi tesadüf değil. ama gerçeği bilen müslüman kadınlar, yarın kızlarının bu tür adamlarla evlenmesini, kızlarını bu tür adamların evlendirmesini, bu tür kafaların koyacağı kurallara göre evlendirilmelerini istemiyorlarsa, bugün müftünün kıyacağı nikâha, güçlü ve cesur bir sesle hayır demeli, bence. hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesi, her dilde, her inançta, her coğrafyada veriliyor. ve haktan yana olmadan, hakk’ın hakkı verilmez desem, umarım haddimi aşmış olmam.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…