Hitler Faşizminden kaçarak Türkiye’ye sığınan Alman bilim insanları

1933'te Nazi Partisi, 288 milletvekili çıkardı. Hitler çoğunluk elde edememişti. Komünist milletvekillerini tutuklayarak çoğunluk hükümetini kurdu. Ülkeyi kararnamelerle yönetmeye başladı.


Kemal YALÇIN

Alman Parlamentosu’nun nazi ajanları tarafından yakılmasından beş gün sonra, 5 Mart 1933 tarihinde yapılan genel seçimlerde Nazi Partisi oyların %43.9’unu alarak 288 milletvekili çıkardı. Fakat Hitler güçlü bir çoğunluk elde edememişti. Komünist milletvekillerini tutuklayarak 24 Mart 1933 tarihinde çoğunluk hükümetini kurdu. Ülkeyi kararnamelerle yönetmeye başladı. İlk yaptığı saldırılardan biri üniversitelerdeki Nazi karşıtı tüm bilim insanlarını görevlerinden atmak oldu. Kısa bir sürede 3100 kadar bilim insanı görevlerinden uzaklaştırıldı. Üniversitelerden uzaklaştırılan bilim insanlarının diplomaları geçersiz sayıldı. Almanya’nın son üç yüz yıldaki bilgi birikimi, akademik altın çağı Naziler tarafından ayaklar altına alındı. Bilim ırkçı bir ideolojinin hizmetine sokuldu. Hitler hızla Nazi diktatörlüğünü kurma programını uygulamaya koydu.

1 Nisan 1933 tarihi “Yahudileri Boykot Günü” ilan edilmişti. Yahudilerle her türlü ilişkinin kesilmesi isteniyordu. Yahudiler kaçabilecekleri yer arıyordu.

11 Mayıs 1933 günü Almanya’nın bütün büyük meydanlarında törenlerle, bandonun çaldığı müzik eşliğinde Naziler tarafından “Komünist, zararlı neşriyat” olarak nitelendirilen yüz binlerce kitap, dergi yakıldı.

Görevlerinden uzaklaştırılmış olan Alman bilim insanları kaçabilecekleri bir ülke, canlarını kurtarabilecekleri güvenli bir yer aramaya başladılar. Hollanda güvensiz bir ülkeydi. Naziler her an işgal edebilirlerdi. Fransa kaçak Alman bilim insanlarına kucak açmıyor, çalışma imkânı çok zor veriyordu. Amerika çok uzaktı ve Alman bilim insanlarını çok zor kabul ediyordu. İsviçre sınırlarını kapatmıştı. Alman bilim insanlarının İsviçre’ye geçmeleri çok zordu.

 

 

 

Yurtdışı Alman Bilim İnsanları Yardım Birliği’nin kurulması

İşte bu zorlu, karanlık günlerde Almanya’nın değerli evlatları hem kendilerini, hem de anayurtlarını Milliyetçi Sosyalist rejimin barbarlığından korumak ve kurtarmak için çabalıyor, düşünüyor, çeşitli örgütler kuruyordu. Almanya’dan İsviçre’ye kaçabilmiş bilim insanları, üniversite hocaları Zürih’te ufak bir Akademik Mülteciler Kolonisi kurmuşlardı. Bazı bilim insanları en yakın sığınma yeri olarak gördükleri İsviçre’ye gelmeye başlamışlardı.

1933 Mart aynın sonunda, Frankfurt Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji ve Patolojik Anatomi Profesörü PhilippSchwartz da üniversitedeki görevini, evini barkını geride bırakarak Almanya’yı terk etti. Kayınpederi Prof. Dr.Tschulok’un yaşadığı Zürih’e geldi. Tschulok, Rusya’daki 1905 Devrimi’nden sonra Rusya’dan ayrılmak zorunda kalmış, Cenevre’ye gelerek yerleşmişti.

O günlerin çok zor şartlarında, Fransa’da, İsviçre’de, İngiltere’de, Amerika’da Yahudi göçmenlere, mülteci durumuna düşmüş Almanlara yardım örgütleri kuruluyordu.

Prof. Dr. PhilippSchwartz’ın önderliğinde, Zürih’te Alman bilim adamları için, paniğe engel olmak ve yeni iş sahaları bulabilmek amacıyla, bir dayanışma bürosu kuruldu.

Bu haber Almanya’da hemen duyuldu ve umut dolu başvurular başladı. Önceleri bütün işlerini küçük bir odada gerçekleştiren büro, kısa zamanda İsviçreli yardımseverler sayesinde yeterli bina ve paraya sahip oldu. Bu küçük organizasyon, daha sonraYurtdışındaki Alman Bilim Adamları Yardım Birliği adını aldı. Uzun yıllar “Yardım Birliği” kısaltılmış adıyla anıldı.

“Yardım Birliği” siyasi bir örgüt ya da bir siyasi partinin yan kuruluşu değildi. Bir yardım kuruluşu olarak bağımsızlığını korumayı kendine ilke edinmişti.

 

Umutlu bir haber: İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşu

29 Ekim 1923 tarihinde Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman Türkiye’de sadece medrese anlayışıyla öğretim yapan Darülfünun adlı bir İmparatorluk Üniversitesi vardı. Darülfünun 1900 yılında Almanya’nın desteği ile kurulmuştu. Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde özgürce bilim yapılan batılı anlamda bir üniversite yoktu. Darülfünun, 1920’den itibaren Mustafa Kemal hareketine, Ankara Hükümeti’ne destek olmuyor, yapılan reformlara karşı çıkıyordu.

İnönü Hükümeti, Mustafa Kemal’in önerisi doğrultusunda 1931 yılında Türkiye’de üniversite reformu yapmak, özgür bilim yapılan bir üniversite kurmak için hazırlıklara başladı. Maarif Vekili Dr. Reşit Galip, diplomatik kanallardan Avrupa’da bu işi yapabilecek uygun bir bilim adamı arıyordu. Sonunda Dr. Reşit Galip, diplomatik kanallardan Prof. Dr. Albert Malche hakkında bilgi aldı. Elde ettiği bilgilere göre Prof. Dr. Malche, Cenevre Üniversitesi’nde pedagoji profesörü idi. Orada rektörlük de yapmış ve batı pedagoji dünyasında kendini tanıtmıştı. Aynı zamanda sosyal demokrat bir politikacı olarak Cenevre Şehir Konseyi Üyesi idi.

Dr. Reşit Galip, önerisini Başbakan İsmet Bey’e ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e sundu. Önerisinin kabul görmesi üzerine, İstanbul Üniversitesi’nin yeniden düzenlenmesi konusunda yerinde bir rapor hazırlaması için Prof. Albert Malche’yi 1931 yılında Ankara’ya davet etti. Prof. Malche, 1932 başlarında Türkiye’ye geldi. 18 Ocak 1932’de Ankara’da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’le görüştü. Üniversite Reformu konusunda kararlı olduklarını gördü.

Prof. Albert Malche, kendisinden istenilen görevi kabul ederek hemen işe koyuldu. Darülfünun’un fakültelerini, kliniklerini ziyaret etti, derslere girdi, laboratuvarları, seminerleri, kütüphaneleri gördü, politikacılarla, profesörlerle, idari memurlarla ve öğrencilerle konuştu.

Darülfünun hakkındaki raporunu 29 Mayıs 1932’de İnönü Hükümeti’ne sundu. Raporda, Darülfünün’un kapatılıp, yeni bir üniversite kurulması öneriliyordu. Hükümet, Malche Raporu aynen kabul etti ve Prof. Dr. Malche Üniversite Reformu konusunda Hükümetin Müşaviri olarak görevlendirildi.

Bu rapor doğrultusunda TBMM’de 31 Mayıs 1933 tarihinde Üniversite Reformu ile ilgili 252 Sayılı Kanun kabul edildi. Bu kanuna göre, Darülfünun 31 Temmuz 1933 günü tamamen kapatılacak, yerine 1 Ağustos 1933 günü İstanbul Üniversitesi açılacaktı.
 

İstanbul Üniversitesi açıldı, fakat öğretim kadrosu yoktu!

Kapatılan Darülfünun’dan çok az öğretim üyesi İstanbul Üniversitesi’nin kadrosuna alınmıştı. Bölüm başkanlığını üstlenecek ordinaryüs profesörler yoktu. Prof. Dr. Malche, Zürich’te kurulmuş olan Yurtdışı Alman Bilim Adamları Yardım Birliği’ni ve Kurucu Başkanı Prof. Dr. Schwartz’ı  biliyordu.

İnönü Hükümeti’ne ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e İstanbul Üniversitesi’nin eksik kadrolarının Hitler’in görevden atmış olduğu Alman bilim insanları arasından seçerek alınacak bilim insanlarıyla doldurulmasını önerdi. Bu öneri de kabul edildi.

Prof. Malche, Zürich’teki Prof. Dr. Schwartz’a İstanbul Üniversitesi’nin kurulduğunu, eksik ordinaryüs kadrolarının Yardım Birliği üyesi bilim insanlarıyla doldurulmak istendiğini bildirdi.Bu haber işsiz, yersiz yurtsuz Alman bilim insanları arasında büyük bir sevinçle karşılandı.

Prof.Dr. Schwartz Ankara Hükümeti’nin daveti üzerine Ankara’ya gitti. 6 Temmuz 1933 günü sabahı, Ankara Garı’nda onu Prof. Malche karşıladı. Aynı gün öğleden sonra Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’in başkanlığında yapılan toplantıda İstanbul Üniversitesi’ne alınacak 30 Ordinaryüs Profesör seçildi. Alman bilim insanlarının maaşları, özlük hakları konusunda anlaşma yapıldı. Her bilim insanı kendi bölümüne gerekli olan yardımcılarını, uzmanlarını getirebilecekti.

Bu anlaşmanın gizli bir maddesi de vardı. Bu gizli maddeye göre, İstanbul Üniversitesi’nde görev verilmiş olan her Alman bilim insanı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayılacak, Almanya’da hapiste ise hapisten, toplama kampındaysa toplama kampından çıkarılarak Türkiye’nin koruması altında İstanbul’a getirilecekti. Bu gizli madde uygulandı. Bazı bilim insanları toplama kampından kurtarılarak Türkiye’ye getirildi.

İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunda38’i ordinaryüs ve 4’ü profesör olmak üzere toplam 42 Alman bilim insanına görev verilmişti. Daha sonra Ankara Üniversitesi’nde de Alman ve Avusturyalı bilim insanlarına görev verildi. 1933-1955 yılları arasında çoğunluğu Alman toplam 100 kadar bilim insanı İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalışmıştır.

1933 sonrasında, Almanya’yı terk etmek zorunda kalmış; ordinaryüs, profesör, doçent, asistan, okutman, yardımcı bilimsel kadro olarak toplam 500-600 civarında Alman bilim insanı aileleriyle birlikte Türkiye’ye iltica etmişlerdi. Çoğunluğu genç asistan olan bilim insanlarından 70 kadarı, Türkiye’de iki üç yıl kadar çalıştıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne, İsrail’e ya da başka ülkelere göç etmişti.

1933 yılında İstanbul Üniversitesi öğretime başladıktan sonra toplam 300 kadar Alman bilim insanı İstanbul’a gelmişti. Bunlardan 70 kadarı tıp fakültesinde, hastanelerde görev almıştı. Doktorlar, tıp fakültesi öğretim üyelerinden bir kısmı Ankara’da görevlendirilmişti. Ayrıca Ankara’da yeni kurulan Numune Hastanesi’nde çok sayıda Alman doktora görevverilmişti.

1933-1938 yıllarında Nazilerin görevden attığı çok sayıda Alman kültür insanı, sanatçı, tiyatrocu, orkestra yöneticisi, müzik öğretmeni, opera sanatçısı, felsefeci, sosyolog, araştırmacı, mimar, mühendis, iktisatçı da Ankara ve İstanbul’da görevlendirildi. Bu insanlar modern Türkiye’nin kurulmasında çok büyük katkıda bulundular.

 

Alman Özgürlük Birliği’nin kuruluşu

Türkiye’ye sığınan ya da davet edilen Alman bilim, kültür, sanat insanlarının hem Türkiye’deki, hem de Almanya’daki siyasetle uğraşmaları yasaktı. Bu yasağa rağmen Türkiye’de yaşayan bazı Alman bilim ve kültür insanları, sanatçılar ülkelerindeki Nazi diktatörlüğüne karşı gizli gizli mücadele ediyor, savaşın gidişatını, dünyanın durumunu, neyi nasıl yapacaklarını kendi aralarında ve diğer ülkelerde yaşayan arkadaşlarıyla tartışıyorlardı. 

12 Ağustos 1943 tarihinde Prof. Dr. Ernst Reuter tarafından Prof. Dr. Alexander Rüstow, Prof. Dr. Gerhard Kessler, Prof. Dr. Curt Kosswig, Prof. Dr. Wilbrand ve Prof. Dr. Breuscch ile birlikte Alman Özgürlük Birliği(DeutscheFreiheitsbund) adlı gizli bir siyasi örgüt kuruldu. Örgütün esas amacı, Almanya’daki durumu ve Nazilerin iktidarı ele geçirmelerinden sonraki siyasi gelişmeleri araştırmak, tartışmak ve Nazi diktatörlüğünün yıkılmasından sonraki siyasi görevleri saptamak idi.

Reuter ve arkadaşları kanlı bir şekilde devam eden dünya savaşını Almanya’nın kaybedeceğini ve faşist Nazi diktatörlüğünün yıkılacağını hesaplıyor; yakılıp yıkılan ülkenin, özgür Almanya’nın yeniden nasıl kurulacağını düşünüyor, bunun planlarını yapıyorlardı. Bu konudaki görüşlerini uzun değerlendirmelerden sonraWassollwerden? Ne Olmalı? adlı ortak bir manifesto ile 1943 yılında açıkladılar.

 

Naziler Türkiye’deki Turancıları, ırkçıları her yönden destekliyordu

İstanbul ve Ankara gizli ajanların, gizli servislerin cirit attıkları yerler haline gelmişti. Nazi polisinin eli kolu Türkiye’de de faaliyetteydi. Türkiye’ye sığınmış ya da görevli olarak Türk hükümeti tarafından çağırılarak sorumlu görevler verilen tüm Almanlar tek tek, aralıksız izleniyor, bazıları tehdit ediliyor, korkutuluyordu. Bu nedenle Alman Özgürlük Birliği çalışmalarını kesin gizlilik şartlarında sürdürüyordu.

Nazi rejimi, Türkiye’de kendisine taban yaratmak için yoğun bir çalışma içindeydi. Tarabya sırtında, Alman Konsolosluğu’nun geniş bahçesinde “Hitler Gençliği” denilen faşist bir eğitim kampı kurulmuştu. Ayrıca Almanya, Türkiye’de turancı, ırkçı örgütlenmeleri, yayınları, gazeteleri el altından parasal yönden destekliyordu.

Alman ajanları, Türkiye’de işbirlikçileriyle birlikte yoğun bir propaganda çalışması yapıyorlardı. Nazi partisinin Türkiye’deki faaliyetleri Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop talepleri doğrultusunda, büyükelçi vonPapen tarafından örgütlenerek yürütülüyordu. 1941 yılında, vonPapen tarafından milyonlarca Rayh Markı Türkiye’deki bazı basın kuruluşlarına, bazı gazetecilere, haber ajanslarına Almanya lehine haber yaymaları, Türkiye’de Almanya lehine kamuoyu yaratmaları için dağıtılmıştı.

 

Enterne Haymatlos Almanlar

Türkiye doğru bir strateji uygulayarak 2. Dünya Savaşı’na girmemişti. Ateş çemberinin ortasında yaşıyordu. Savaşın gidişatına göre siyasi kararlar alıyor ve uyguluyordu. Savaşın ilk yıllarında Hitler Almanya’sının savaşı kazanacağının hesabı yapılıyordu. Almanya ile yapılan gizli bir anlaşmayla Türkiye Alman silah endüstrisinin ihtiyacı olan yıllık 70 bin ton kromu veriyordu. Fakat Kızılordu’nun Stalingrad’da Nazi ordularını esir almasından sonra savaşın gidişatı değişti. Türkiye Nazilerin yenileceğini görerek yeni kararlar aldı ve 2 Ağustos 1944 tarihinde Nazi Almanyası ile diplomatik ilişkileri kesti. 23 Şubat 1945 tarihinde Almanya’ya topyekun savaş ilan etti.

Almanya ile diplomatik ilişkileri kestikten sonra, o günlerde Türkiye’de yaşamakta olan 1400 kadar Alman vatandaşının bir hafta içinde Türkiye’yi terk etmelerini istedi. Nazilerin uzantıları ve görevlileri olan 700 kadar Alman vatandaşı Türkiye’yi terk etti. Fakat 700 kadarı Almanya’ya dönmeyi kabul etmediler. Dönmeyenler derhal Naziler tarafından Alman Vatandaşlığından atıldılar. Türkiye bu insanlara “Haymatloz” adlı bir kimlik verdi. 24 Ağustos 1944 tarihinden itibaren Haymatlos Almanlardan 300 kadar Katolik Çorum’a, 200 kadar Protestan Yozgat’a ve 200 kadar Yahudi Kırşehir’e enterne edildiler. Hükümet işine yarayacak profesörleri, doktorları enterne etmedi. Bu insanlar İstanbul ve Ankara’da görevlerine devam ettiler.

Enterne Haymatlos Almanların çalışmaları, şehir dışına çıkmaları yasaktı. Kızılay’ın deprem fonundan ayda kişi başına verilen 10 lira ile geçinmek zorunlardı. Siyasetle uğraşmaları, gazete okumaları, radyo dinlemeleri ve posta hizmetlerini kullanmaları yasaktı.

Bu çok zor şartlar bile Almanya’daki toplama kamplarındaki hayattan çok daha iyi ve güvenliydi. Enterne Haymatlos Almanlar, Türkiye’ye teşekkür ediyor, minnetkar kalıyorlardı.

Enterne edilmekten kurtularak doktorluk yapan ya da başka işlerde çalışan Almanlar Prof. Dr. ErnstReuter tarafından örgütlenmişlerdi. İstanbul’daki doktorlar kendi aralarında 1000 lira, Ankara’dakiler 600 lira yardım topluyor, bu paraları özel kuryelerle Çorum, Kırşehir ve Yozgat’taki Erterne
Haymatlos arkadaşlarına ulaştırıyorlardı. Bu yardımlar Enterne Almanların hayatta kalmalarında çok etkili oldu.

 

Geri dönüş

Naziler 8 Mayıs 1945 tarihinde ABD, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği’ne kayıtsız şartsız teslim oldular. Hitler Faşizmi 50 milyon insanın ölümüne neden olmuştu.

Almanya yeniden kurulacaktı. Türkiye’ye sığınmış olan Alman bilim, kültür, sanat insanlarından hemen hemen tamamı Almanya’ya geri döndüler ve Federal Almanya’nın kuruluşunda görev aldılar. Amerika ve Kanada’ya gidenlerin çoğunluğu Almanya’ya dönmedi.

Prof. Dr. ErnstReuter ilk geri dönenlerdendi. Berlin’e döner dönmez işin başına geçti. Berlin Belediye Başkanı oldu.

İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakülteleri’nin kuruluşunda görev almış ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığına geçmiş olan Ordinaryüs Prof. Dr. ErnstEduartHirsch, Berlin’e döndü ve Hür Berlin Üniversitesi Kurucu Rektörü oldu. Prof. Hirsch, Türk Vatandaşı olarak Kurucu Rektör olan ilk ve tek bilim insanıdır. Prof. Hirsch, 1944’de girdiği Türk Vatandaşlığından ölünceye kadar çıkmadı.

Diğer profesörler de çeşitli Alman Üniversitelerinde rektör ya da öğretim üyesi oldular, üniversitelerin Nazilerden temizlenmesinde görev aldılar.

 

Şükran Anıtı

1933-1945 döneminde Türkiye’ye sığınmış, üniversitelerde, akademik kuruluşlarda görev almış olan Alman bilim insanları, Almanya’ya döndükten sonra Türkiye’ye yardımcı olmaya çalıştılar, kendilerini vefa borcu içinde hissettiler. Federal Almanya Cumhurbaşkanı RichartvonWeizsäcker, 1986 yılında Türkiye resmi bir davet yapacağı zaman, bir rapor sunarak “İstanbul Üniversitesi’nde bir Şükran Anıtı dikilmesini rica ettiler.

Weizsäcker bu isteği kabul etti. 1933-1945 döneminde, Alman bilim insanlarına çalışma imkânı verilmiş olan İstanbul Üniversitesi önünde, 29 Mayıs 1986 günü düzenlenen resmi bir törende Alman milleti adına, Türk milletine teşekkür etti ve bunu sonsuzlaştırmak için üstünde teşekkür yazısı bulunan taştan bir anıt dikildi.

Weizsäcker, konuşmasında şunları söyledi:

“Bilim vicdan sorunu olmaktan çıkıp ırkçı ve cani bir ideolojinin emrine sokulmaya zorlandığında, en iyi ve en doğru hocalarımız ülkemizi terk etmek zorunda kaldı, kendi ülkelerinde onlara sağlanmayan bilimsel çalışma özgürlüğünü başka bir yerde bulmak istiyorlardı. Devlet Başkanı Atatürk’ün öncülüğünde, Alman öğretim üyelerine, 1933-1945 yılları arasında kucak açan Türk Milleti ve onun akademik kuruluşlarına Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak, Alman milleti adına teşekkür ederim.”

Taştan anıtın üstündeki şükran plaketinde ise Türkçe ve Almanca olarak şunlar yazılıydı:

Devlet Başkanı Atatürk’ün öncülüğünde, Alman öğretim üyelerine, 1933-1945 yılları arasında kucak açan Türk Milletine ve onun akademik kuruluşlarına Alman milleti adına şükranlarımla.

RichartvonWeizsäcker

Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

29 Mayıs 1986

 

InDankbarkeit dem TürkischenVolk, dasvon 1933-1945 unter der FührungvonStaatspräsident Atatürk, an seinen akademischen Institutionen Deutschen Hochschullehrern Zuflucht gewährte.

Im Namen des Deutschen Volkes

RichartvonWeizsäcker

Präsident der Bundesrepuplik Deutschland

29. Mai 1986

 

Kaynaklar:

  1. Anılarım – Kayzer Dönemi, Weimar Cumhuriyeti, Atatürk Ülkesi,ErnstEduardHirsch, Çeviren: Fatma Suphi, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 5. Basım, Ankara, 2000
  2. Atatürk ve Üniversite Reformu, Prof.Dr. Horst Widmann, Kabalcı Yayınevi, Çevirenler: Prof.Dr. Aykut Kazancıgil& Doç.Dr. Serpil Bozkurt, İstanbul, 2000
  3. Boğaziçi’ne Sığınanlar- Türkiye’ye İltica Eden Alman Bilim, Siyaset ve Sanat Adamları 1933-1953, Prof.Dr. FritzNeumark, Neden Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Ocak 2008
  4. Haymatloz- Özgürlüğe Giden Yol,Hazırlıyan: VereinAktivesMuseum Berlin, Yayınlayan: Millî  Reasürans T.A.Ş., Çevirenler: Sezer Duru & Yeşim Tükel Kılınç, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2007
  5. Haymatloz- Exil in der Türkei 1933-1945, Schriftenreihe desVerein Aktives Museum Band 8, Berlin 2000
  6. Die Wannsee-Konferenz und der Völkermord an den europäischen Juden, Katalog der ständigen Ausstellung, Herausgeber: Haus der Wannsee-Konferenz, Gedenk- und Bildungsstätte, Berlin 2006
  7.  Deutsche Wissenschaftler im türkischen Exil: DieWissenschaftsmigration in die Türkei 1933-1945, Herausgegeben von Christopher Kubaseck& Günter Seufert,  Orient-Institut Istanbul, Ergon Verlag Würzburg in Kommission, Würzburg 2008
  8.  Exil Türkei - Deutschsprachige Emigranten in der Türkei 1933-1945, Jan Cremer & Horst Przytulla, Verlag Karl M. Lipp, 2. erweiterte Auflage, München 1991
  9.  Exil Türkei - Ein Forschungsbeitrag zur deutschsprachigen Emigration in der Türkei (1933-1945), Kemal Bozay, Fremde Nähe – Beiträge zur interkulturellen Diskussion Bd.15, LIT Verlag, Münster-Hamburg-London,  2001
  10. Spiegel Special, Hitlers Machtergreifung, Januar 2008
  11. Einstein veAlmanHocalarımız, Dr. Necdet Tuna, CumhuriyetHafta, 1.12.2006
  12. Atatürk’ün “Fikir Fedaisi” Dr. Reşit Galip, Yener Oruç, Gürer Yayınları, Genişletilmiş 3. Baskı, İstanbul, 2008
  13. Nazizimden Kaçanlar ve Atatürk’ün Vizyonu, Arnold Reisman, Çeviren: Gül Çağalı Güven, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011
  14. Haymatlos, Kemal Yalçın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011