İçinde Türkiye’nin adı geçmeyen bir Türkiye yazısı

Türkiye toplumunu farklı kesitlere ayrıştırabilirsiniz ama muhtemelen en açıklayıcı teşrih açık toplum-kapalı toplum ayrımıdır ve ülkemizdeki temel kavgaların özünde de bu vardır.


Bugün için aklımda başka bir yazı, valilik kavramı üzerine bir yazı vardı.

Ancak, 14 Temmuz 2017 günü ABD’nin New York Times gazetesinde BretStephens’ın çok güzel bir yazısına rastladım (LiuXiaobo ve Çin’in gerilemesi).

Yazıda Türkiye’nin hiç ismi geçmiyor, konu bizimle ilgili değil ama son zamanlarda okuduğum en güzel Türkiye yazısı olduğunu söyleyebilirim.

Stephens yeni muhafazakar siyasi akımın biraz aykırı bir sözcüsü, Chicago Üniversitesi (lisans) ve London School of Economics (yüksek lisans) gibi dünyanın en iyi yükseköğretim kurumlarından mezun

Malum, geçtiğimiz hafta, dokuz sene hapishanede yatan çinli muhalif ve Nobel Barış Ödülü (2010) sahibiLiuXiaobo yaşamını yitirdi.

BretStephens’in yazısı Çin rejimi ve hapishanede gelen bu acıklı ölüm üzerine.

BretStphens’ın yazı çalışmasına saygı göstermek için buradan itibaren sözü, özetleyerek ve belirli seçkiler yaparak ama ana teması Çin ekonomisi olan bu yazının özüne dokunmadan yazara bırakıyorum.

Bakın BretStephens Çin hakkında ne diyor:  

1-En parlak isimlerini (Xiaobo, Nobel Barış Ödülü) hapse atan ülkelerin kalıcı  anlamda iyi günler görmesi pek mümkün değildir.

2-Bu kafayla Çin’in ekonomide ciddi mesafeler alması, mesela ABD ekonomisini geride bırakması, bırakın geride bırakmayı, yakalaması imkanı kalmamıştır.

3-ABD’nin gayri safi yurt içi hasılası 18.6 trilyon dolar, Çin’in ise 11.2 trilyon dolardır.

ABD ekonomisinin ortalama olarak yüzde iki, Çin ekonomisinin ise ortalama yüzde altı büyüyeceği varsayımı ile çok uzun olmayan bir vadede Çin ekonomisinin, kişi başına gelir olarak değil ama toplam büyüklük olarak ABD ekonomisini geride bırakacağı varsayılıyor idi.

Acaba bu analiz doğru mu?

4-Bu mantığı kullanarak ABD’li ünlü iktisatçı Paul Samuelson 1961 senesinde SSCB ekonomisinin 1997’de, Japon ekonomisinin 2000 yılında ABD ekonomisini yakalayacaklarını söylemiş idi, benzer bir öngörüyü de AET (AB) için yapmıştı ama bu öngörüler hiç tutmadı, ABD ekonomisi bugün Rusya’nın, Japonya’nın, AB’nin hep önünde. 

Çin ekonomisinin de başına aynı şey gelmeyecek mi?

5-Çin ekonomisinin büyüme oranı Tiananmen Meydanı katliamından sonra sürekli düşüyor ve bugün son senelerin en düşük düzeyinde.

6-Çin bankalarının sorunlu kredileri son on iki yılın en kötü noktasında.

7-Çin ekonomisinin verimlilik artışı son on altı senenin en geri noktasında.

8-Çin ekonomisinden 2016 senesinde 640 milyar dolar sermaye kaçışı yaşandı.

9-Dünya Bankasının bir çalışmasına göre 1960 senesinde orta gelir tuzağına giren 101 ülkeden sadece 13’ü 2008 senesinde yüksek gelir grubuna girebilmişler, bu açıdan Çin’in durum daha da kötü.

10-Dünyada birileri hala ülkelerin insan hakları karnelerinin büyüme oranları üzerinde etkisi olmayacağını, ekonomilerin değerlerle değil girdilerle işlediğini söylüyorlar ama bu görüş artık son derece yanlış ve aşılmış bir görüş.

11-İktisadi kaynaklar üzerinde sınırsız politik kontrol yolsuzlukların ve kaynakların kötü kullanımının temel nedeni, Çin de bugün bu temel kuralın etkisi altına girmiş durumda.

12-Devlet propagandasının yükselmesi ve demokratik hukuk devleti değerlerinin ekonominin temel girdisi olarak algılanmaması en büyük tehlike.

13-Liu Xiaobo’nun kendini yargılayan mahkemede yaptığı savunma kendisine verilen Nobel Barış Ödülünün Nobel konuşması (Nobel lecture) olarak kayıtlara geçmiş.

14-Çağdaş ekonomiler yaratıcılıkla ilerliyorlar.

Yaratıcılık ise mutlak özgürlük istiyor.

Farklı görüşlerin rekabetinde toplumsal ve yasal cezalar gündemde ise o ülkede yaratıcılık yani iktisadi gelişme ve büyümenin olanaksız olacağı ortada.

15-Sansür ve baskı kavramları dinamik bir ekonomi hedefinin en büyük düşmanlarıdır.

Tekraren ifade ediyorum, yazı tümüyle Nobel Barış Ödülü sahibi  LiuXiaobo’nun hapiste ölümü üzerine Çin üzerine yazılmış bir yazı, yazıda Türkiye’nin adı bile geçmiyor, ima bile yok.

Ama, yazılanlar, Çin ekonomisinin büyüklüğü dışında sanki adeta Türkiye için yazılmış gibi duruyorlar.

Özgürlük ve evrensel hukuk olmadan yaratıcılık, kalıcı büyüme olamayacağını anlamayanlar hepimizi baskı cehennemine ilaveten,düşük büyümenin, işsizliğin, fakirliğin, gelir bölüşümü adaletsizliklerinin kucağına atıyorlar.

Mevcut anlayışla Türkiye’nin de orta gelir tuzağından kurtulması olanaksız gibi duruyor.

Evrensel hukukun önemini birilerine acaba nasıl anlatacağız?

Şanghay Beşlisi, Çin’den füze alımı gibi saçmalıkların peşinden koşanların New York Times’dan BretStephens’ın yazısını, İngilizce okuyamıyorlarsa da bendenizin bu özetini okumalarını hararetle tavsiye ediyorum.

Yazımı Çin ve ekonomisi üzerine şahsi bir yorumla noktalayayım.

Çin’den ne köy ne kasaba olmayacağı çok eskiden beri belli ama bizim alaturka solcular, ulusalcılar nedense çok meraklılar bu ülkenin serencamına.

Bu insanlarda, ulusalcılar, kapalı toplum yandaşları, vs. marazi bir açık toplum ve özgürlük karşıtlığı mevcut.

AB’nin, ABD’nin karşılaştığı her zorluk karşısında, AB ile ABD de bunlara az koz üretmiyor değil doğrusu, zil takıp oynuyorlar ve Türkiye’nin geleceğinin Çin gibi merkezlerde olacağını söyleyebiliyorlar.

Türkiye toplumunu farklı kesitlere ayrıştırabilirsiniz ama muhtemelen en açıklayıcı teşrih açık toplum-kapalı toplum ayrımıdır ve ülkemizdeki temel kavgaların özünde de bu vardır.

Bizim şanssızlığımız Türkiye’de kapalı toplum yandaşlarının örgütlü ve güçlü olmaları; sayıca da fazlalar çünkü ekonomi rekabetçi bir üretim ekonomisi değil, rant ekonomisi.

Allah akıl fikir versin demekten başka bir şey gelemiyor elimden.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…