6 insan hakları savunucusu tutuklandı

Büyükada’da gözaltına alınan 10 insan hakları savunucusundan 6'sı 'silahlı terör örgütüne yardım' suçlamasıyla tutuklanırken, 4'ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı


Fatma YÖRÜR – Gülten SARI - Sibel HÜRTAŞ


İSTANBUL- Büyükada’da gözaltına alınan 10 insan hakları savunucusundan 6'sı, "silahlı terör örgütüne yardım" suçlamasıyla tutuklanırken 4'ü serbest bırakıldı.

Büyükada’da eğitim çalışmasındayken gözaltına alınan insan hakları savunucularının Savcılık ifadeleri Çağlayan Adliyesi’nde tamamlandı. İfadelerin alınmasının ardından Savcılık, 10 insan hakları savunucusunu da tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etti.

Mahkeme, sabah 6.00 sularında İdil Eser, Veli Acu, Günal Kurşun, Özlem Dalkıran, Peter Steudtner ve Ali Ghravi'nin tutuklanmasına; Şeyhmus Özbekli, Nejat Taştan, İlknur Üstün ve Nalan Erkem'in de adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılmasına karar verdi.

Serbest bırakılan 4 isme yurtdışına çıkış yasağı konulurken, iskan ettikleri yerlerdeki karakollara giderek haftada üç gün imza verme şartı getirildi. 

KAÇMA İHTİMALLERİ VARMIŞ!

Mahkeme gerekçeli kararında, tutuklu yargılanmasına hükmettiği 6 ismin kaçma ve saklanma ihtimali olduğunu ve adli kontrol şartının yeterli olmayacağını iddia etti. 

Kararda şu satırlara yer verildi:

"Şüpheliler İdil Eser, Veli Acu, Günal Kurşun, Özlem Dalkıran, Peter Steudtner ve Ali Ghravi'nin üzerine atılı 'Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme' suçundan tutuklanmaları talep edilmekle; tüm dosya kapsamından, gizli tanık ifadesi, yazışma içerikleri, HTS kayıtları, teşhis tutanakları nazara alınarak şüphelilerin üzerine atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, atılı suçların vasıf ve mamahiyeti ile kanunda öngörülen cezası alt ve üst sınırı değerlendirildiğinde, kaçma ve saklanma ihtimali yüksek olduğu, bu nedenle bu aşamada adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı, bu doğrultuda tutuklanmanın ölçülü olduğu kanaatine varılarak CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince şüphelilerin tutuklanmasına... karar verilmiştir"

Gerekçeli kararda, adli kontrol uygulaması ile serbest bırakılan 4 insan hakları savunucusu için ise şunlar denildi:

"Şüpheliler Şeyhmus Özbekli, Nejat Taştan, İlknur Üstün, Nalan Erkem'in üzerine atılı 'Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme' suçundan tutuklanmaları talep edilmekle; dosya kapsamına göre şüpheliler açısından mevcut delil durumu, tutuklamanın ölçülülük ilkesine ve hakkaniyetine aykırı olacağı kanaatine varılmış olup, şüphelilerin tutuklanmaları yönündeki talebin reddine, şüphelilerin CMK'nın 109. Maddesi gereğince adli kontrol altına alınmalarına karar verilmiştir..."

Kararı Artı Gerçek'e değerlendiren ve başından beri İstanbul Adliyesi'nde davayı takip eden HDP milletvekili Garo Paylan, bunun bir cezalandırma olduğunu, Erdoğan'ın geri adım atmadığına işaret ettiğini ve iki yabancının da tutuklanmak suretiyle "rehin" alındığını belirtti.

AF ÖRGÜTÜ HEDEF ALINDI

Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser ve eski yöneticisi Özlem Dalkıran'ın tutuklanması ise Af Örgütü'nün hedef alındığı yorumlarına neden oldu. Avukatlar kararı, AKP'ye muhalif olanlara karşı yürütülen baskının bir parçası olarak yorumladı.

SAVCILIK HEPSİNİN TUTUKLANMASINI İSTEDİ 

Dün akşam 9.30 sularında biten ifadelerin ardından, savcılık insan hakları savunucuları için Türk Ceza Yasası’nın “Silahlı terör örgütü üyeliği”ni düzenleyen 314/2 maddesi uyarınca tutuklanmalarını istedi. Yasanın bu maddesi, “silâhlı örgütüne üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünü düzenliyor.

Tutuklamaya sevk kararına insan hakları savunucularının avukatları ve yakınları tepki gösterirken avukatlar, basına yaptıkları açıklamada, dosyada hiçbir delil bulunmadığını belirterek, soruşturmadaki hukuksuzluklara dikkat çekti.

Avukat Meriç Eyüpoğlu, insan hakları savunucularının ortada hiçbir delil olmadığı halde dosyaların içi bomboş olduğu halde tutuklamaya sevk edildiğini belirtti. Aktivistlere sorulan sorulara örnek veren Eyüpoğlu, şunları söyledi:

“Özlem Dalkıran’a sorulan sorulardan biri şuydu: 10 kişinin arasında oluşan ulaşım konaklama ve bu tür fiziki organizasyonları içeren whats up grubunda eğitimci Ali Garawi’nin önerisini aktarıyor. ‘Arkadaşlar otele gelirken Ali şunu öneriyor: Lütfen telefonlarımızı bilgisayarlarımızı kapatalım. Vapurun tadını çıkaralım, etrafı izleyelim. Stresten arınmış bir biçimde toplantıya gelelim’. Özlem’e burada ne için telefonların ve bilgisayarların kapatılmasını önerdiniz diye soruldu. Boş derken sahiden boş dosyalardan bahsediyoruz.”

Avukat Hülya Gülbahar da “Toplantılar boyunca herkesin cep telefonu masalarda ortada ve açık durumdaydı. Gözaltı sırasında da böyleydi. Sadece adaya gelirken kapatılması tavsiye edilmiş” dedi.

Avukat Erdal Doğan da “Bunun hukukla ilgili bir süreç olmadığı baştan beri belliydi. Gözaltına alınma şekilleri, 24 saat sonra kendilerine ulaşabilmemiz, 4-5 gün sonra ev aramalarının yapılması sonrasında sorulan tüm soruların hiçbir hukuki dayanağı olmayan ve maddi dayanağı da olmayan, bir anlamda atölye çalışmasını sorgulayan bir durum var” dedi.

PAYLAN MAHKEME BAŞKANI TARAFINDAN SALONDAN ÇIKARILDI

Mahkeme ifadelerinin başladığı anda salonda bulunan Paylan, hakimin dışarı çıkmasını istemesi ile salonun dışına çıktı. Paylan, duruşmaların aleni olduğunu savunmasına rağmen, hakim kararında diretti. İfadelerin devam ettiği sonraki 4 saat boyunca Paylan açık olan mahkeme salonu kapısının önünde durarak ifadeleri dinleyebildi.

BYLOCK İDDİALARI

Erdal Doğan, aktivistlere yönelik Bylock iddialarına da açıklama getirdi. “Müvekkilimin bir yıl önce görüştüğü emlak komisyoncusunda Bylock çıkmış. Bu kişiyle neden görüştüğü soruluyor. Bu saçmalıklar üzerinden gidiliyor” dedi.