‘İran’daki aş ve iş sorunu öngörülemez değişimlerin de kapısını açabilir’

İran sokak gösterileriyle, tutuklama ve idam tartışmalarıyla yeniden gündemde. İranlı gazeteci Savash Porgham İran’da yaşananları ve Türkiye ile benzerliklerini Artı Gerçek’e anlattı.


İnan KETENCİLER


ARTI GERÇEK - Ortadoğu’nun önemli bölgesel aktörlerinden biri olan İran, son aylarda ülke içinde yaşanan ve toplumun farklı kesimlerinden gelen protestolarla da sık sık gündeme geliyor. İranlı kadınların şubat ayında başlattıkları ‘başörtüsü çıkarma’ eylemlerinde 30’a yakın kişi gözaltına alınırken, sosyal medyaya yansıyan bir videoda dans eden kadının tutuklanması protestoları yeniden alevlendirdi. Birçok İranlı kadın sokaklarda dans ederek görüntüleri sosyal medyada yayınladı.

Haziran ayında başkent Tahran'da bir grup esnaf, ülkedeki ekonomik sorunlar ile döviz kurunda yaşanan yükselişi protesto etmek için greve giderek kepenk kapattı. Yine temmuz ayında ülkenin batısındaki Huzistan eyaletine bağlı Hürremşehr’de şehir suyunun zehirli olduğu gerekçesiyle halk sokaklara döküldü.

İran’da yaşanan olayları ve ülkenin dış politikasına yönelik gelişmeleri, bölgeyi yakından tanıyan gazeteci Savash Porgham’a sorduk. Porgham, ülkede daha önceki yıllarda yapılan siyasi nitelikli protestoların bastırıldığını hatırlatıyor, ancak ekliyor:

“Siyasi olarak ortaya çıkan eylemler rejim tarafından bir şekilde bastırılabilir ama ekonomik taleplerle ortaya çıkan eylemler rejime çok daha farklı sorunlar açabilir.”

Porgham “Siz eğer ekonomik bağlamda insanların iş ve aş problemini çözmezseniz bu öngörülemez değişimlerin kapısını açar. Elbette şimdiden bir rejim değişikliği demek erken bir yorum olur ve gerçekçi olmaz. Ancak ekonomik taleplerle ortaya çıkan her eylem silsilesinin, her eylemci talebinin görmezden gelinmesi ancak öteleme olabilir. Sorunu ortadan kaldırmaz. Özellikle Ortadoğu'nun bu kırılgan konjonktürü içerisinde değerlendirdiğimizde bu her zaman sizin çok ciddi bir problemle karşı karşıya kalmanıza, beklenmedik sonuçlara sebep olabilir” görüşünü dile getiriyor.

Artı Gerçek’in sorularını yanıtlayan Porgham’ın İran’da yaşananlarla ilgili görüşleri şöyle:

- İran'da son dönemde başörtüsü çıkarma eylemleri, esnaf boykotları, dans protestoları ve su sıkıntısından kaynaklı eylemler gibi birçok farklı toplumsal olay yaşanıyor. Ayrı ayrı ortaya çıkan bu protestoların gidişatı ne yönde olur? Rejimin toplumun farklı kesimlerinden gelen bu hareketlere yönelik yaklaşımı nasıl?

İran'da ortaya çıkan eylemleri değerlendirdiğimiz zaman öncelikle birbirinden çok farklı toplumsal kesimlerin birbirinden farklı taleplerle hareket ettiğini ve birbirinden farklı toplumsal eylemci profiline sahip olduğunu gözden kaçırmamamız gerekiyor. İran'da özellikle 2017'nin aralık ayından bu yana çok ciddi bir eylem silsilesi söz konusu. Son dönemde gördüğümüz eylem silsilesi genellikle ekonomik taleplerle ortaya çıkan bir durum ve daha ciddi sonuçlar doğurabilecek bir durum. Siyasi olarak ortaya çıkan eylemler rejim tarafından bir şekilde bastırılabilir ama ekonomik taleplerle ortaya çıkan eylemler rejime çok daha farklı sorunlar açabilir.

- Ne gibi sorunlar?

Şu olabilir; siz eğer ekonomik bağlamda insanların iş ve aş problemini çözmezseniz bu öngörülemez değişimlerin kapısını açar. Elbette şimdiden bir rejim değişikliği demek erken bir yorum olur ve gerçekçi olmaz. Ancak ekonomik taleplerle ortaya çıkan her eylem silsilesinin, her eylemci talebinin görmezden gelinmesi ancak öteleme olabilir. Sorunu ortadan kaldırmaz. Özellikle Ortadoğu'nun bu kırılgan konjonktürü içerisinde değerlendirdiğimizde bu her zaman sizin çok ciddi bir problemle karşı karşıya kalmanıza, beklenmedik sonuçlara sebep olabilir.

- Birtakım başka aktörler de var. İranlı Kürtler, rejimin dış muhalifleri, Halkın Mücahitleri örgütü, Şah yanlıları gibi. Onların bu protestolar bağlamında pozisyonu ne?

Şunu söylemek lazım. İran'ın içerisindeki eylemler şu an herhangi bir siyasi liderlik tarafından yönetilen, biçimlendirilen ve mobilize edilen eylemler değil. Bunu söylemek gerekiyor. Ama elbette Kürt hareketinden veya İran'ın farklı muhalif kesimlerinden de bu eylemleri sahiplenme ve genişletme mesajları geliyor. Dediğim gibi şu anda İran'da kendiliğinden, ekonomik problemlerle gelişen, her bölgede farklı taleplerle, farklı eylemci profilleriyle ortaya çıkan, birbirini ilgilendiren ama birbirinden bağımsız eylemler söz konusu. Onun için zaten bir birlik olup daha büyük hareketlere dönüşmüyor bu konjonktürde. Vurgulamakta fayda var. Herhangi bir siyasi yapı ya da grubun önderliği ve yönlendirmesi söz konusu değil. Elbette buna sahip çıkıyorlar ama onlardan bağımsız işleyen bir süreç var.

- Ortadoğu'da birçok örneğini gördük. Sokaklarda muhalif hareketler ortaya çıktığı zaman yöneticiler çoğunlukla ABD özelinde Batı'yı bu eylemlerden sorumlu tutuyor. İran'da yaşanan toplumsal huzursuzlukla ilgili Batı'nın bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz?

Eğer içeride demokratik olarak problem yaşıyorsanız, eğer halkınız içeride iş ve aş sıkıntısı yaşıyor ise, eğer sizin halkınızı düşünmekten öte dış politika aparatlarınızı düşünmek ve ona para harcamak niyeti söz konusuysa elbette içerisi de daha kırılgan hale gelir ve her türlü kesimin, odağın sizin içerinizde oyun bozmasının önünü açar. Eğer tırnak içerisinde bir Amerikan, bir İsrail mücadelesi var ise bunun yolu sizin içerideki demokratik ortamı ve ekonomik refahı sağlamanız. Elbette Ortadoğu konjonktüründe dış etkenlerin olmadığını söylemek yanlış bir tespit olur. Ama sokak eylemlerinin ortaya çıkmasının sebebinin, ekonomik saikle sokağa çıkan TIR şoförünün Amerika'yla, İsrail'le direkt bir bağı söz konusu değil. Tamamen İran'ın içiyle ilgili bir şey. Eğer bunu önlemek istiyorlarsa içeride demokrasiyi yükseltip halkın parasını başkalarına vermektense kendi halkının sofrasına getirmesi gerekir.

- Dış politika demişken, son dönemde ABD'yle yaşanan Hürmüz Boğazı gerginliği var. Nükleer anlaşmadan çıkan ABD'nin ek yaptırımlar bağlamında İran'ın petrol ihracatını kısıtlamaya yönelik adımlar atması söz konusu. Buna karşılık İran'da rejim de Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulundu. Siyasilerden ve sözcülerden hep üst perdeden, meydan okuyan açıklamalar duyuyoruz. Rejimin son dönemde yaşanan gelişmelere bakış açısı gerçekten bu mu? Aslında olan ne?

İran'ın 5+1 ülkeleriyle yaptığı nükleer anlaşma önemli bir anlaşmaydı. ABD'nin bundan çıkması da İran içinde önemli yansımalar yaptı ve yapmaya da devam edecek. İran'ın şu anda Amerika'nın dışında anlaşmanın diğer taraflarıyla, Avrupa Birliği'yle (AB), Rusya'yla ve Çin'le yeni bir nükleer mutabakata zemin hazırlamaya çalışması elbette önemli bir şey. Bu direkt içerideki dengeleri de belirleyen, dışa da yansıyan bir unsur. İran'da iktidar ne düşünüyor, dediğiniz zaman birbirinden farklı iki odağın görüşünü her zaman değerlendirmemiz gerekiyor. Birincisi reformist ve ılımlı kanat ne düşünüyor? Ruhani'yi o kanat seçtirdi çünkü. Onlar ne düşünüyor? Diğeri de dini lider Ayetullah Hamaneyi'nin başını çektiği radikal muhafazakârlar ne düşünüyor? Ruhani yönetimi ve reformist koalisyon şu an Batı'yla yakınlaşmanın olması gerektiğini söylüyor ve AB'nin hâlâ nükleer mutabakatın yanında olmasını da bunun için çok önemli bir done olarak ortaya koyuyor. Ama muhafazakâr radikaller Amerika'ya güvenilmeyeceğini, anlaşmadan çıktığını ve Batı'dan uzaklaşmak gerektiğini söylüyor. Şu anda biraz da elleri güçlenmiş durumda reformistlere karşı. Birbirinden farklı iki odağın görüşüne bu yönüyle bakmak lazım. İran-Amerika ilişkileri bağlamında gün geçtikçe daha sıkıntılı bir dönem başlıyor. Çünkü Donald Trump denen bir kimlik, bir aktör söz konusu. Kendisinin İran'a karşı mevzileri belli. Burada İsrail ve Körfez ülkeleriyle birlikte İran'ı çerçeveleme ve daraltmaya dayalı bir politikaları söz konusu. Ve bunun da devam edeceği kuvvetle muhtemel bir şekilde gözleniyor zaten. Ambargoların gelmesiyle beraber Avrupa'nın büyük şirketleri, özellikle büyük petrol şirketleri İran'dan birer ikişer çekiliyorlar. Uçak firmaları İran'a uçuşları iptal ediyor. Bunun şüphesiz İran'a yansıması olacak ve şiddet arttıkça, İran'ın buna vereceği tepkinin şiddeti elbette artacaktır.

- İranlı Kürt aktivist Ramin Hüseyin Penahi'nin idamı söz konusu. Uluslararası toplumdan gelen hatırı sayılır bir baskı var ama kendisinden çok az haber alınabiliyor. İdamından vazgeçilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir mi?

Kürt aktivist, genç bir arkadaş. Penahi'nin idamının önlenebilmesi için hem İran'ın içerisinde hem de uluslararası bir kamuoyu oluşmuş durumda. Ama biz İran'ın daha önce bu tür eylemlere verdiği tepkilere baktığımızda bu duruma pek ümitli bakamıyoruz. Ramin'in avukatlarının açıklaması vardı; kendisi içeride son günlerde yetkililer tarafından ölümle tehdit ediliyor. Bu noktada ben idam cezasının geri alınmasının söz konusu olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü bütün süreçler tamamlanmış, idam onanmış. Yasal olarak yapabilecek bir şey yok burada. Ancak dini önderlik affedebilir ya da yargı erki başkanı verilen kararın şeriata aykırı olduğunu söyleyip yeniden değerlendirebilir. Muhalifler söz konusu olunca bunların ikisinin de söz konusu olmayacağına göre pek umutlu bakamıyorum ben duruma.

- Türkiye'de 24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yemin etmesiyle yönetim sistemi değişti. Bunu rejim değişikliği olarak yorumlayanlar da var. "Türkiye İran mı olacak?" söylemi Milli Görüş Hareketi’nin yükseliş gösterdiği 1994 yerel seçimlerinden beri Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen bir söylem. Türkiye'deki gidişatla İran'ın yakın siyasi tarihini karşılaştırdığınızda ne görüyorsunuz?

Şunu söylemekte yarar var. İran ve Türkiye birbirinden çok farklı toplumsal yapılara sahipler. Bu bağlamda hiçbir zaman İran Türkiye olmaz, Türkiye İran olmaz. Ama elbette siyasal İslam'ın yükselişi bağlamında birbirine benzer, karakteristik özellikleri sergiledikleri açık. Özellikle kendilerinden olmayan insanlara karşı tutumları birbirine benzer nitelikte. Ama dediğim gibi birbirinden çok farklı iki ülke, birbirinden çok farklı toplumsal kesimleri, yapıları olan, çok farklı yerlerden gelen ülkeler. Biri Şii mezhepçiliği ve Pers geleneğine bel bağlayan, diğeri de şu an milliyetçilik ve muhafazakârlık damarına daha fazla vurgu yapan iki ülke. Her zaman siyasal İslam'ın yükselişi üzerinden "Türkiye İran olur mu?" diye soruldu. Dikkatle izlemek gerekiyor. Türkiye gün geçtikçe demokratik alanda daralan ve İran'a daha çok benzemeye başlayan bir ülke. Bu seyri dikkatle izlemek gerekiyor.