İran'daki isyanın ekonomi politiği

Dünya Bankası verilerine göre 78,8 milyonluk nüfusa sahip İran'da işsizlik oranı yüzde 12,7. Genç işsizliği ise yüzde 29'lar seviyesinde. Kadın işsizliği ise daha beter, yüzde 44'lerde.


İran'da geçen perşembe günü ülkenin ikinci en büyük kenti Meşhed'de başlayan gösteriler dalga dalga ülkenin pek çok kentine yayıldı, protestolar insanların hayatına mal oldu. Gösterileri tetikleyen temel sebepler başta işsizlik olmak üzere, enflasyon ve yolsuzluk olarak öne çıktı. Ekonomik talepler, hükümet politikalarına yönelik öfkeye dönüştü.

Dünya Bankası verilerine göre, 2016 itibariyle ülkede gayri safi yurtiçi hasıla 412,2 milyar dolar. 78,8 milyonluk nüfusa sahip İran'da işsizlik oranı yüzde 12,7. Genç işsizliği ise yüzde 29'lar seviyesinde. Her üç gençten biri işsiz. Kadın işsizliği ise daha beter, yüzde 44'lerde. Üstelik, işsiz genç nüfusun eğitim seviyesi yüksek. 

Hatırlanacağı üzere, Temmuz 2015 tarihinde İran ile Batılı güçler arasında imzalanan nükleer anlaşmanın ardından Tahran'a uygulanan ekonomik yaptırımlar büyük oranda kaldırıldı. Elbette, İran'ın uzun yıllar süren yaptırımların etkisinden kurtulması bir anda olmayacaktı. Ancak, İran petrol, doğalgaz, finans, havacılık ve deniz taşımacılığı alanlarında yaptırımların kalkmasıyla rahatlayacak, yurtdışındaki milyarlarca dolarlık varlığına yeniden erişebilecek ve dolayısıyla ticaret hacmi de artacaktı. 

Bu sırada, ulaşım, havacılık, enerji ve otomotiv alanında dünyanın dev şirketleri İran pazarına yatırım yapmak için adeta sıraya girdi. Ambargonun kaldırılmasının ardından Peugeot Citroen (PSA) 400 milyon euroluk yatırım yapmak için İranlı Khodro ile anlaşma imzaladı. Onu Renault'nun İranlı iki şirketle yaptığı üretim anlaşması takip etti. Ticari uçuş filosunu modernize etmeyi planlayan İran, Airbus, Boeing, Bombardier gibi şirketlere dev siparişler verdi.

Ortaya çıkan sonuç, ülkeye bir miktar nefes aldırsa da, ekonomik kalkınma için yeterli olmadı.

Peki, ambargonun kaldırılması neden ülke ekonomisine yansımadı? Neden İran halkına refah artışı dönmedi?

Burada birbiriyle girift bazı meseleler olduğu ortada. 

İran bankacılık sisteminin çok zayıf olması, ülke banka sisteminin hala uluslararası sistemle entegre olamayışı yatırımların yapılmasıyla ilgili süreci yavaşlattı. 29 İran bankası Batılı bankalarla anlaşmalar imzalamış olsa da, ABD'nin tek taraflı yaptırımları da uluslararası bankaların İran'a dönmesini engel oluyor. Bu durum ülkedeki yabancı yatırımcılar için en büyük engellerden biri. Bu sebeplerden belki en teknik olanı ve çözülebilmesi nispeten diğerlerine göre daha kolay. 

Bir diğer ve belki de sebeplerden en kritik olanı İran'ın silah harcamaları. 2017'nin başlarında yeni beş yıllık kalkınma planını onaylayan İran meclisi, bütçenin en az yüzde 2'si olan askeri harcamaların bütçenin yüzde 5'ine yükseltilmesini de onaylamış oldu. Göreve geldikten sonra önceliğini nükleer anlaşma ve yaptırımlar sebebiyle yıpranan ekonomiyi iyileştirmeye veren Hasan Ruhani hükümetinin Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan, Ruhani iktidarındaki savunma yatırımları bakımından ülkenin "en görkemli dönemi" olarak niteledi. 

Tahran yönetiminin savunma harcamalarında en büyük payı Suriye başta olmak üzere İran'ın bölgedeki askeri operasyonlarını yürüten Devrim Muhafızları Ordusu alıyor. 2015'te 6,1 milyar dolar alan Devrim Muhafızları'na tahsis edilen pay 2016'da 4,5 milyar dolara düşürülse de, Savunma Bakanlığı bütçesi artırıldı. 2017 bütçe tasarısında ise Devrim Muhafızları'na ayrılan pay yüzde 53 artışla 6,9 milyar dolara yükseltildi.

Bir diğer faktör de, dünyada artan bir trendle fosil yakıtlardan uzaklaşılıyor olması. IMF'ye göre, dünyada kanıtlanmış en fazla doğalgaz rezervine sahip İran, küresel fosil yakıtlardan çıkış stratejisi nedeniyle elindeki doğalgaz ticaret ve yatırım potansiyelini yeterince kullanamıyor. İhracatın tek ürüne bağımlı hale getirilmesi, pek çok sektörde çok büyük atıl kapasite olması, başka sektörlerin geliştirilememesi ve iç talebin yaratılamaması temel sorunlar. Özel sektör geliştirilemediği, petrol/doğalgaz dışı ihracat yapılamadığı, finans sistemi daha sağlıklı hale getirilemediği için ekonomi kısırdöngüde.

Financial Times'taki bir makalede, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin başa geçtikten sonra bir miktar enflasyonu dizginlediği, yerel para birimini stabilize ettiği, ekonomiyi büyüme trendine soktuğu ancak işsizliğin ve zayıf bankacılık sisteminin en büyük sorunlar olarak devam ettiği belirtiliyor. Ambargo sonrası dönemde İran'ın petrol ticareti 1979 devriminden bu yana görülmedik şekilde bir yıl önceye göre yüzde 53 artmış. Büyümeyi neredeyse tek kalemde yüzde 75'lerde petrol ticaretiyle sağlayınca, gelen kaynağı da refah ve iş yaratmak yerine savaş fonlamaya ayırınca halkın isyanının ne kadar haklı olduğu ortada...

Protestoların, 2009'dan bu yana ülkede yaşanan en büyük kitlesel eylemler olduğu belirtiliyor. 2009'daki protestoların nedeni o dönemde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki usulsüzlük iddialarıydı. Şimdi ise ekonomik sıkıntılarla başgösteren eylemler zaman ilerledikçe, aynı zamanda bir hak ve özgürlük talebi de içermeye başladı.

Dolayısıyla, İran'da sokağa çıkan insanlar, bir yönüyle ekonomideki kötüye gidişi protesto ederken, aynı zamanda İran'ın Suriye'deki, Irak'taki, Yemen'deki ya da Lübnan'daki gelişmelere müdahale etmesini de protesto ediyor. Bazılarının ezberleriyle konuştuğu üzere protestoların ardında ABD parmağı ya da başka komplolar aramak aptallık. Aynı zamanda İran halkının içinde bulunduğu sıkıntıları küçümsemek, görmezden gelmek demek...

Gayet sağlam bir protesto ve direniş geleneği olan İran halkının sokağa çıkarak ekmeğini, işini, özgürlüğünü çalıp savaş fonlayanlardan hesap sorduğu şey bu. Bu köhnemiş, savaştan, kandan beslenen Ortadoğu siyasetine de başkaldırı aynı zamanda... 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…