İslam’da güncelleme bozkurt işareti mi oluyor?

Erdoğan her ne kadar İslamcı bir lider olsa da partisinin iktidarını koruması için mutaassıp İslamcılardan daha fazlasının oyuna ihtiyacı olduğunu biliyor.


Herhalde önce şunu düşünmeliyiz: Birkaç yıl ara ile önce CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, sonra da AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bozkurt işareti yapması, ülkücülerin siyasi dengeleri belirleyecek kadar güçlü oluşu ve her iki köklü siyasi akımın bu çevre ile iyi geçinme, onlara şirin görünme isteğinden mi kaynaklanıyor? Tam öyle değil. Evet ülkücü hareketin her durumda belli bir oyu var ancak gerek AKP gerekse CHP, 2000’leri bu partiye ihtiyaç duymadan geçirebilmişlerdi.

Dolayısıyla durum tam öyle değil. Daha çok her iki partinin de siyasi açıdan tıkanmasından, seçmenlerine yeni bir şey söyleyememesinden kaynaklanan bir kriz durumu var. Durum böyle olunca hem seküler milliyetçi, hem de İslamcı-milliyetçi akım, ülkücülerle bir flört arayışında olmaktan kendini alamadı. CHP hem önceki cumhurbaşkanlığı seçimine MHP ile ortak bir aday çıkartarak (Ekmeleddin İhsanoğlu) hem de Ankara Belediyesi seçimlerine ortak bir aday ile girerek (Mansur Yavaş) MHP ile ittifak arayışında olmuş, ancak attıkları taş ürküttükleri kurbağaya değmemişti. Ya da belki Yavaş örneğinde şöyle bir yakından geçmişti.

Mevcut durumda ise AKP bunun yollarını aramakta. Epeydir yazılıp çizilmekte, ittifak her iki parti için (Erdoğan’ın deyimiyle) kağıt üzerinde “win-win” imkanı sunmakta. Erdoğan kritik önem verdiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda yüzde 50+1’i MHP tabanı olmadan bulamayacağını düşünüyor. İktidara yanlayan MHP ise başka türlü parlamentoya giremeyeceğini biliyor, seçim barajı inmedikçe. Ancak dediğimiz gibi bu, kağıt üzerindeki bir hesap. Zira böylesi bir ittifaka girerek her iki parti de zayıflıklarını ve korkularını ifade etmiş bulunuyorlar. Ancak bu zayıflıktan CHP’nin faydalanmak gibi bir niyeti yok belli ki. Rakiplerinin zayıflıklarını en iyi değerlendiren parti Saadet Partisi gibi gözüküyor şimdilik.

Beri yandan Erdoğan’ı huzursuz eden bir durum daha var. Kendilerine İslam alimi denen ya da dedirten denet zatlar ya da tarikat şeyhlerinin bilhassa kadın meselesindeki ileri geri konuşmaları Erdoğan’ı ve AKP’yi sıkıntıyla sokuyor belli ki. Sokmalı da zaten. Kadın ve günlük hayat meselesinde en olmadık, en iptidai lafları eden bu kişiler hiç şüphesiz toplumun önemli bir kesiminde, bu rejim böyle giderse bu lafların kuvveden fiile dönüşeceği fikrini yaratıyor.

Erdoğan ise her ne kadar İslamcı bir lider olsa da partisinin iktidarını koruması için mutaassıp İslamcılardan daha fazlasının oyuna ihtiyacı olduğunu biliyor. Dolayısıyla “kadın dayak yediği için şükretmelidir” gibisinden açıklamaların iktidar tarafından nakzedilmemesi durumunda istediği “ekstra oy”un tehlikeye gireceğini bilmekte. Bu yüzden olsa gerek İslam’ın güncellenmesi gibi bir fikir ortaya attı, ancak bunu ortaya attığı anda da kendini bitmek tükenmek bilmeyen bir tartışmanın ve tehlikeli bir suyun ortasına attığı farketti.

Zira İslam’da güncelleme, reform gibi tartışmalar Erdoğan’ın kişisel otoritesinin bile çok sökmeyeceği bir alan. Bu tartışmalarda kimse kimseyi tanımıyor, devlet otoritesi sökmüyor, kimsenin gözünün yaşına bakılmıyor. İslam tarihi bize bunu gösteriyor. Dolayısıyla Erdoğan bu durumu sezer sezmez hemen zaten geri adım attı ve çok sınırlı bir alanı kastettiğini söyledi.

Beri yandan şunu da düşünmek mümkün aslında. İslam daha nasıl güncellensin? Bilhassa Türkiye’de? “İktidar için her şey mubahtır” prensibi güncellenmiş işte. 2000’lerin başından itibaren alacak olursak, hiç hazzetmedikleri Batı sermaye piyasaları ile samimi ilişki kurulmuş, piyasa merkezlerinde road-show’lara çıkılmış, özelleştirmenin cılkı çıkartılmış, “haçlı ittifakı” deyip durdukları AB ile iyi ilişkiler kurulmuş (bunlar hep olası bir darbeye kalkan olsunlar diye yapıldı tabii), sonra oldum olası hazzetmedikleri Gülen Cemaati ile ne isterlerse verecek derecede ittifak kurulmuş, o ittifak bitince 90’ları, 2000’leri , aslında siyasi hayatlarının büyük bir kısmını uzak durmaya çalışarak geçirdikleri derin devlet unsurları ile ittifak kurulmuş, buralara gelinmiş. Kürt meselesinde ne dendiyse yutulmuş. Hepsi yetmemiş, yıllardır “kabilecidirler, kavimcidirler” diye sövüp saydıkları ülkücülerle de ittifak kurulmuş, geriye bir tek bozkurt işareti yapmak kalmış. İslam değilse bile, siyasal İslamcılık daha nasıl güncellenecek ki? Her üç yıllık döneme yeni strateji kurulmuş işte. Seçmen de, kanat önderleri de, bir güzel onaylamış, “iyi yapıyorsun, iktidar bizde olsun da ne yaparsan yap” demiş. Bence İslam’da herhangi bir güncelleme ihtiyacı yoktur. Kendilerine İslam alimleri denenlerin laflarını da sineye çekeceksiniz artık. Hani Osmanlı’da bir laf vardır “Balını sen yedin, arısıyla da sen uğraş” diye. Durum tam da bu.

Not: Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu ve gazeteci Ahmet Şık’ın tahliye edilmesi son ayların en güzel gelişmelerinden. Aklımız elbette ki hala tahliye bekleyen Akın Atalay’da olacak. Murat da, Ahmet de , daha önce tahliye edilen arkadaşlarımız da, girdikleri gibi dimdik, onurlarıyla çıktılar o zindandan. Hoşgelmişler.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…