Kamusal bir görev olarak vergi

Paradise Papers bir çok açılıma aracı oldu: Vergi, kapitalizm, zenginler tartışmaları başladı. Yasal nedir, hukuki nedir, kaçakçılık nedir soruları gündemde.


Panama’dan sonra Paradise Papers sayesinde vergi, vergi kaçakçılığı, bankacılık, offshore mali faaliyetler, çok zengin şahsiyetler, holdingler, kapitalizm, neo-liberal ekonomi gibi konular tartışma gündemine geldi. Fena da olmadı…

Paradise Papers da isimleri yayınlanan zenginler hemen defansa geçti. Bunlardan biri de iki oğlunu savunmaya çalışan Başbakan Binali Yıldırım.

Yıldırım, ABD gezisi öncesi hava alanındaki basın toplantısında bir soru üzerine  dört altbaşlıkta toparlanabilecek açıklamalar yaptı ki, dördü de sorunlu:

Bu işler gizli-saklı değil.

Yıldırım’ın bu iddiası doğru değil. Çünkü Panama Papers açıklayana kadar şirket sahipleri ve yöneticileri hariç, kimse, yani kamuoyu Yıldırım kardeşlerin Malta’da şirketleri olduğunu bilmiyordu. En önemlisi Türkiye maliyesinde, vergi dairesinde bu tür bir kayıt yoktu.

Gemicilik küresel bir iştir.

Bu cümle doğru olabilir. Zaten hiç kimse gemicilik/deniz nakliyat işinin yerel bir iş olduğunu savunmuyor. Ne var ki, ticari ya da mali bir faaliyet küresel olsa bile, o işi yapan kişi bir ülkenin vatandaşı, o işi yapan şirketin de kayıtlı olduğu bir ülke, bir kent, bir adres olması gerekir. Küresel bir faaliyet, vatandaşı bulunduğunuz bir devletin vergi sisteminden muaf olmak için geçerli bir gerekçe değil.

Ben çocuklarıma ‘Devletle iş yapmayın’ dedim. Benim dokunulmazlığım var ama çocuklarımın yok. Soruşturma açılsın.

Başbakan Yıldırım’ın gerçekten göz yaşartıcı ve belki de tek doğru cümlesi buydu. Ne var ki çocuklarının babalarını dinlemediği ortaya çıktı, çünkü oğullar devletle hem de yüklü miktarda iş yapmışlar. Üstelik Başbakan bu açıklamayı yaptıktan sadece 48 saat sonra TBMM’deki AKP çoğunluğu Paradise Papers konusunun soruşturulma talep ve önerisini red etti. Oğullarından sonra Parti’nin milletvekilleri Başbakan’ın mesajına karşı bir tutum takındı. Kimseye söz geçiremiyor Beyefendi! Başbakan Yıldırım, Türkiye’de hali hazırda herhangi bir savcının bu konuda bir soruşturma açamayacağını da herhalde önceden ‘’tahmin ediyordu’’ ki, hava alanında bu kadar rahat bir şekilde ‘’İsteyen soruştursun’’ demişti.

Benim çocuklarımın Türkiye’deki şirketleri zaten en fazla vergi veren şirketler arasında.

Başbakan’ın anlama kapasitesinde sıkıntı var galiba. Ya da konuyu başka mecralara çekmek istiyor. Çünkü sorun, Türkiye’deki şirketlerle ilgili değil ki… Üstelik böyle bir cümleyi sarfetmek, vergi vermenin adeta bir lütuf anlamına geldiğini çağrıştırıyor. Ne yani, bir de vergi vermeyecekti mi?

Beşinci çelişkili/sorunlu nokta da şu:

Başbakan durumun gizli olmadığını, çocuklarının, evet, Malta’da şirketleri olduğunu, her şeyin usulüne uygun yapıldığını söyledikten sonra, kendisi ve iki oğlu, haberi veren Cumhuriyet gazetesine karşı ağır bir tazminat davası açıyor. Neymiş efendim?  Kişilik haklarına saldırı varmış. Kendilerinin de kabul ettiği bir gerçeği yansıtan haber kişilik haklarına nasıl saldırabilir ki?

Akıllarınca Cumhuriyet’i ve diğer muhalifleri korkutacaklar, sansürleyecekler.

Tüm bu tartışmanın odağında VERGİ meselesi var. Bazı uzmanlar ve meslekdaşlar, Paradise Papers da teşhir edilen faaliyetlerin yasal olduğunu ama aynı zamanda gayrı meşru ve gayrı ahlaki olduğunu savundu.  Bu önerme zaten kendi içinde çelişkili:  Yasa, gayrı meşru/gayrı ahlaki bir edim konusunda nasıl oluyor da kör ve sağır kalıyor? Bu operasyona ‘’Yasal’’ demek vergi kaçakçılığını kanuni bir kılıfa büründürerek aklama anlamına da gelebilir.

Yasal/Kanuni/Legal biliyorsunuz, mevzuat tarafından yasaklanmamış anlamına geliyor. Bu açıdan bakıldığında, belki de evet, çünkü Türk mevzuatında mesela "TC vatandaşları ya da TC Maliyesine kayıtlı şirketler yurtdışında şirket kuramaz, kurulu şirketlere ortak, hissedar ya da yönetici olamaz" diye bir hüküm yok.

Burada devreye bir başka kavramı sokmak gerek: HUKUKİ!

Çünkü yasada yazılı olan her şey, ille de ve otomatik olarak hukuki olmayabilir. Ayrıca yasalar değişebilir, hukuğun temel zihniyet ve ilkeleri ise değişmez.

Yasa, yurtdışında şirket kurmayı, vergi cennetine kaydolmayı yasaklamasa bile, yapılan iş sonuç olarak vergi kaçakçılığı olduğu için hukuki değil. Kişiler ve şirketler açısından, vergi cennetlerine sığınmanın en az iki olumsuzluğuna ileride değineceğim.

Zaten sorun esas olarak yurtdışında, özellikle de vergi cenneti tabir edilen ülkelerde şirket kurup kurmamak değil. Esas sorun, iş insanının ya da ticari-mali faaliyet gösteren bir şirketin, yurttaşlık bağı olan devlete usulüne uygun oranda vergi verip vermemesi. Usulüne uygun dedim, çünkü Fransızca’da kullanılan deyimle "optimisation fiscale/ de l’impôt" kavramı (Mümkün olan en az vergiyi ödemek) vergi cenneti zenginleriyle ve holdinglerinin önemli bir savunma gerekçesi. Türkçesi "Bir parça vergi kaçırmak"!

Şimdi burada, VERGİ gerçeğine girelim:

Bir devletin, münhasır yetkilerinden biri olan vergi salma, kamu idaresinin topluma hizmet götürmek için gerekli olan bütçesini sağlama işlevini görür.  Devlet yani kamu idaresi, yurttaşlardan ve şirketlerden topladığı vergilerle okul, hastane, yol, köprü…vs… altyapı inşaatlarını gerçekleştirir ayrıca  sosyal sigorta, emekli sandığı ödemeleri olsun çok çeşitli kamusal hizmetler olsun,  bu çalışmaların parasal karşılığını sağlar. Vergi, yurttaş ile devlet arasındaki hem özel hem de kamusal ilişkinin parasal ifadesidir. Yurttaş, bir dizi kamu hizmetinden yararlanmak amacıyla vergi vermek yükümlülüğündedir. Devlet de topladığı bu vergilerle yurttaşa sunması gereken bir dizi hizmeti gerçekleştirmekle görevlidir. İşin hukuki ve işlevsel özü, ruhu budur.

Dolayısıyla, daha az vergi salındığı için, TC yurttaşı bir iş insanının bu kolaylıktan yararlanmak amacıyla Malta, Bermuda gibi vergi cennetlerinde şirket kurması ve vergisini o cennetin maliyesine yatırması VERGİ kavram ve tanımının ruhuna ve işlevine aykırıdır. Vergi cennetinin yurttaşı olmayınca, orada yaşamayınca, dolayısıyla oranın kamu hizmetlerinden de yararlanmayacağına göre, sadece belirli yabancı kişi ya da şirketlere vergi muafiyeti ya da indirimini de herhalde kamusal bir hizmet olarak değerlendirmeyeceğiz.

Gelelim şimdi bu durumun hem kişiler hem şirketler açısından, aslında topyekün toplum ve hatta Maliye açısından yarattığı en az iki önemli olumsuzluğa:

  • Özellikle şirketler açısından haksız rekabet ortaya çıkıyor.  Aynı sektörde iş yapan iki Türk şirketinden biri vergi cennetine kayıtlı diğeri Türk maliyesine. Birinci şirket, diyelim Bermuda’da  kârından mesela sadece yüzde 3 vergi ödüyor. Türkiye maliyesine kayıtlı şirket ise yüzde 18. Aynı haksız rekabet, kişiler için de geçerli.
  • Mesele tek başına bir iş insanının ya da bir şirketin meselesi değil. Çünkü vergi, kamusalı/toplumsalı ilgilendiren bir mali sorun. TC yurttaşı bir iş insanı kendisini,  ya da TC Maliyesine kayıtlı bir holding, bünyesindeki 10 şirketten 6’sını Malta’daki vergi cennetinde kayıtlı gösteriyorsa, bu holding Türkiye maliyesine ödemesi gereken vergiden yaklaşık yüzde 60 oranında muaf tutulmuş oluyor. Dolayısıyla kamu bütçesini bu miktardan mahrum bırakmış oluyor. Paradise Papers’da belirtilen rakamları, yani milyon dolarları hesaba katacak olursak, vergi cennetlerine sığınanlar (Kişiler ve şirketler) kendi ülkelerinde kamunun daha iyi hizmet görmesini, daha çok insana katkıda bulunmasını engelliyor. Ayrıca açıkça söylemek gerekirse, kamu bütçesinden para çalıyor. Çünkü ödemesi gereken vergiyi ödemiyor.

Böyle bir durumun yasal olması mümkün mü? Mümkün. O da bir tek koşulla. İnandırıcı, ikna edici, makul sebeplerle bir şirket, Türkiye yerine, vergisi daha düşük ülkelerin maliyesine kayıtlı şirket(ler) kuruyorsa, bu şirket(ler)in tüm faaliyetlerini, özellikle de iş hacmini, gelir ve giderlerini en önemlisi kârını, Türkiye maliyesine açık ve şeffaf bir şekilde bildirirse, sorun yok. Böyle bir durumda, çifte vergilendirme söz konusu olmayacağına göre, Türk maliyesi, bu konumdaki bir şirkete , ‘’Siz Bermuda maliyesine yüzde 3 vergi ödemişsiniz. Ancak Türk maliyesinde sizin bu faaliyetinizin vergi oranı, yüzde 18’dir. Bu nedenle sizden yüzde 15 vergi ödemenizi rica ediyoruz, böylelikle kelimenin tam anlamıyla hukuki, yasal ve meşru bir konuma geçersiniz’’ demesi gerekir. Kişiler için de aynı durum geçerli.

Türkiye’nin bugünkü durumunda bu önermenin/koşulun ideal hatta hayalci olduğunu ben de biliyorum. Çünkü sorun şu: Yukarıdaki vergisel cümleyi, Ankara’da Maliye Bakanı mesela Enerji Bakanına söyleyebilecek durumda değil!   

Bir nokta da, işin adlandırma/söylem yanıyla ilgili: Lafa bakın siz! Vergi Cenneti. Çünkü normal vergi ödenen memleketler, vergi cehennemi!

Bir de şu meşhur aracı kurumlar var ya, hani arşivleri ele geçirilen kurumlar. Onların adı ne? Hukuk firması! Hukuk, zenginlerin hizmetinde mevzuat açıklarını kollayarak mali hokkabazlıklarla vergiden kaçmaya ya da az ödemeye çalışıyor. Bu firmaların adı, eğer tam işlevini yansıtacaksa, "Hukuksal Açıkları Yakalama" firması olması gerek.

Son nokta, baş müsebbib üzerine. Modern devletlerde kamu idaresinin vergi salmaya başlamasıyla birlikte, iş insanları, şirketler hatta kötü niyetli yurttaşlar da, vergi kaçırmanın yollarını aramaya başladılar. Sahte belge, eksik vergi beyanı ya da sıfır beyan, matrahı düşük gösterme, sigortasız işçi çalıştırma, kaçak atölyeler, karaborsa iş piyasası, sahte iflaslar… vs…yüzbir yöntem denendi, uygulandı.

Ne var ki, 1980’lerden sonra dallanıp budaklanan neo-liberal ekonomik zihniyet ve uygulamalar, ekonomik ve mali yaşamda bir yandan tek amaç olarak kâr etmeyi saptarken, bir yandan da kamuya ait ne varsa, mal-mülk özelleştirildi, kamusal bilinç, kamu yararı kavramları da kasıtlı olarak aşındırıldı. Küreselleşme, tüm bu olumsuzlukların dünya çapında yaygınlaşmasına neden oldu. Ayrıca, para, kâr, ticaret, ekonomi küreselleşirken, hukuk aynı oranda ve aynı süratle küreselleşmedi. İşte mesela hukukun bu eşit olmayan gelişme ve uyum sağlama durumu nedeniyle, vergi mevzuatı hala büyük ölçüde ulus-devletlerin tekelinde ve birbirinden çok büyük farklılıklar arzediyor. Ayrıca yabancı sermaye çekmek bahanesiyle de,  siyasi ve ekonomik olarak pek de demokratik olmayan ülkeler bazen de bölgeler, iş insanlarına vergi muafiyeti, vergi indirimi, kârının yüzde 50’sini yurtdışına transfer etme gibi teşvik ve kolaylıklar sağlıyor.

Bazı karamsar arkadaşlar, özellikle de Türkiye örneğinden yola çıkıp, "Ee n’olucak ki bunların teşhir edilmesi? Soruşturma açılamıyor, Meclis çoğunluğu olayı kapatıyor, bunlar da zaten yüzsüz… Cezasızlık var bu işte. Bir şey çıkmadı yine" görüşünü savunuyor. Oysa ki Panama Belgelerinden sonra bazı tutuklamalar, bir çok istifa yaşandı dünyada. Ayrıca başta AB olmak üzere bir çok devlet, çünkü onlar da kaybediyor, bu vergi cennetleri konusunda hem hukuki hem ekonomik yeni çalışmalar başlattılar.

Ayrıca, Türkiye örneğinde kalalım, milli ve yerli propagandası yapanların yurtdışındaki şirketleri aracılığıyla vergi kaçırdıklarının bilinmesi, ayrıca sadece üst düzeyli yetkililerin çocukları oldukları için 30 yaşındaki insanların muazzam servetlerinin açığa çıkması, siyasi açıdan çok sayıda seçmenin hiç olmazsa soru işaretlerini gündeme getirmesine yarar. Panama ya da Paradise Papers sonuç olarak iftihar listesi değil. Orada adı geçen zenginler, şirket yöneticileri, ortalıkta dolaşırken pis tebessümlerle karşılaşır herhalde. "Vay Bermudalı n’aber?"

Buraya kadar, bu yazıyı yazanın sıkı bir devletçi, sıkı bir vergici olduğu sanılmasın. Ben sadece her şart altında kamu yararı ve kamu çıkarından yanayım. Adalet ve eşitlik vazgeçilmez ilkeler olsa gerek herkes için.  TC olsun diğer devletler olsun, devletliğini bilsin, kamu kasasına girmesi gereken paraları Bermudalara kaçırmasın! Kendi zarar görüyor, toplum zarar görüyor, bir tek zenginlerle büyük holdingler kâr ediyor.

Unutulmasın, iktidarda iken hukuki olmasa da, pratikte dokunulmazlığı olan kişi ve kurumların, iktidar el değiştirdiğinde, bağımsız, adil ve tarafsız yargıyla karşılaşma ihtimalleri çok yüksektir. Daha yeni gördük, burada bir şey çıkmayınca Manhattan’da çıkıyor!

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…