'Mesele bir korkunun diğerine baskın gelmesi'

Gizem Kahyaoğlu ve Bulut Arslan, Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) üyesi iki genç devrimci.


Günlerini sokaklarda, yoksul mahallelerinde devrimi, sosyalizmi anlatarak, işçi gazetesi satarak ve demokratik mücadeleye omuz vererek geçiriyorlar. Aileleri duymasın, okullarına, işlerine de gidiyorlar elbette. Sokaklardaki resmi şiddetten de sıkça paylarını alıyorlar bu arada. Yine de ikisinde de yılgınlıktan yorgunluktan iz yok.

Türkiye sosyalist hareketinde kuşakların davranışları hem birbirine benzer hem de farklılaşır. Biz de hem bu genç insanların gündelik hayatını hem de sosyalist kuşaklardaki farklılıkları merak ettik ve Gizem ve Bulut ile buluştuk:


İshak Karakaş- Demokratik muhalefet içinde bir aktivis,t aynı zamanda genç bir üniversite öğrencisisiniz. Muhalif olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Gizem Kahyaoğlu- İnsanca ve onurlu yaşamanın tek yolu muhalif olmaktır. Günümüzde ayrımcılık, sömürü, baskı gittikçe artarken "Bunları ben yapmıyorum." diyerek rahatlamak, kendini kandırmaktır. Bütün bu adaletsizliğe susmak insanı içten içe çürütür. Kısacası "Karanlığa küfredeceğimize, hepimiz birer mum yakmalıyız."

Ahmet Tulgar- Aileniz muhalif kimliğinizi nasıl karşılıyor. Etkileniyorlar mı sizden?

Gizem Kahyaoğlu- Benim değişimim başladıktan sonra aslında onların değişimi de başlamış oldu. Nasıl, biri bana sorgulama konusunda bir yol açtıysa ailem de beni tanımak, anlayabilmek için böyle bir sürece girmiş oldu. Yani biraz zorunlu oldu da diyebiliriz. Başlarda sistemin toplum üzerinden baskısıyla edindikleri alışkanlıkları, yaşam tarzını aşmaları, bunların bütün hepsiyle ve aynı zamanda kendileriyle yüzleşmeleri ne onlar ne de benim için kolay bir süreç olmamakla birlikte bize çok şey kazandırdı. Öncelerde böyle olmasa da artık beni anlıyor ve verdiğim mücadeleye ellerinden geldiği kadar destek oluyorlar.

İshak Karakaş- Sizin muhalif duruşunuz çevrenizde nasıl bir etki yarattı?

Bulut Arslan- İyi bir etki yarattı. İnsanlar karanlığa karşı hala yükselen sesler olduğunu gördükleri zaman umutlanıyorlar. Ama keşke asıl umudun kendilerinde olduğunu daha iyi görebilseler.

İshak Karakaş- Demokratik eylemlere katılıyorsunuz. OHAL koşullarında eylem yapmak bedelleri olan bir şey. Korkmuyor musunuz?

Bulut Arslan- Korkuyoruz tabi. Genel bir yanılgı var. Sokaktaki insanların çok cesur, gözü pek olduğuna dair. Oysa ki biz de en az herkes kadar korkuyoruz. Aradaki fark şu ki karşılaştırdığımızda bizi daha çok korkutan ihtimaller var. Bu tamamen mantık meselesi. Kafaya gaz bombası yemekten korkmak mı daha mantıklıdır, yoksa ne zaman sesini çıkarsan kafana gaz bombası yiyeceğin bir gelecekten korkmak mı? Hapse girmekten mi korkmak daha mantıklı, yoksa etrafımızda fiziksel bir dört duvar olmasa da istediğimiz yere gidemediğimiz, istediğimiz gibi düşünemediğimiz, istediğimizi söyleyemediğimiz, istediğimizi istediğimiz dilde söyleyemediğimiz bir dünyadan korkmak mı? Ölümden mi korkmak daha mantıklı, yoksa aynada kendi yüzümüze bakamadığımız yıllarla geçen bir hayattan korkmak mı? Yani mesele cesaret meselesi değil. Bir korkunun diğerine daha baskın gelmesi meselesi.

Ahmet Tulgar- Gençlik neden kendi geleceği için demokratik talepleri yeterince dillendirmiyor?

Bulut Arslan- Çünkü örgütsüz. İnsanlar kendi gözleriyle görmedikçe yalnız olmadıkları gibi gerçekleri kolay unuturlar. Bu, özellikle yandaş medya üzerinden salgılanan umutsuzluk ve korku ile birleşince hakkını savunmanın tek yolu olarak örgütlenmekten başka seçenek olmuyor.

İshak Karakaş- Bir genç olarak bugünkü gençlerden gelecek adına umutlu musunuz?

Gizem Kahyaoğlu- Biz "İnsan tarihin öznesidir; değişir, değiştirir." deriz. Her şeyden önce kendimize bu konuda inancımız var. Bu bizim elimizde olan bir şey. İnsanlara değebilmek önemli. Bir zamanlar insanlar bize nasıl değdiyse ve nasıl şu an olduğumuz kişiler olduysak biz de insanlara bunları aktarabilmeliyiz. Gördüğümüz, eleştirdiğimiz her eksiklik bizim sorumluluğumuzdadır ve bunları değiştirmek için adımlar atarız.

Ahmet Tulgar- Aynı zamanda üniversite okuyorsunuz, siyasi çalışmalarınız okulunuzu nasıl etkiliyor?

Bulut Arslan- Başta kötü etkiliyordu ondan sonra iyi etkiledi. Şöyle, ilk başta çalışmalara çok yoğunlaşıp okulu kaytardığımı görünce derneğimiz bana müdahale etti. Ve meselenin böyle olmadığını, okul dahil bulunduğum her alanda yaptığım şeyi olabildiğinin en iyi şekliyle yapmam gerektiğini anlattılar.

İshak Karakaş- Hiç politik olmayan arkadaşlarınız var mı? Onlarla iletişiminiz nasıl? Sizin politik kimliğinizi nasıl karşılıyorlar?

Gizem Kahyaoğlu- Oldukça var. İletişim konusunda bir sıkıntımız yok. Boşa kürek çektiğimi söylüyorlar. Ama aynı zamanda bir olay olduğunda ilk benim ne düşündüğümü merak edip soruyorlar.

Ahmet Tulgar- Ne tür müzikler dinler, nelerden hoşlanırsınız. Siyaset ve okul dışındaki zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gizem Kahyaoğlu- Kulağıma ne hoş gelirse onu dinliyorum. Boş olduğumda çalışıyorum, okuyorum. Bulut daha çok karikatür okuyup bulmaca çözmeyi tercih ediyor. Ama sistem bizim her alanımızda olduğu için aslında boş zamanımız da siyasi oluyor.

Ahmet Tulgar- Madem biz eski kuşağız, bir soru daha. Bizim zamanımızda örgütlerde halk müziğinden başka bir müzik dinlenmesi hoş karşılanmazdı. Durum sizde nasıl? Eğlenmeye gider misiniz?

Gizem Kahyaoğlu- Şuan öyle bir tutumumuz yok. Kulağımıza ne hoş gelirse dinliyoruz. Vakit bulursak da bir araya gelip bağlama çalan bir ortağımızı alıp türkülerle, şarkılarla vakit geçiriyoruz.

İshak Karakaş- Yeterince kitap okuduğunuzu düşünüyor musunuz?

Bulut Arslan- Hayır. Umarım hiçbir zaman da düşünmem.

İshak Karakaş- Hayattan keyif aldığınızı söyleyebilir misiniz?

Gizem Kahyaoğlu- Yaşamı savunan insanlarız. Hayattan tabii ki keyif alıyoruz mümkün olduğu zamanlarda. Ama bu, onu değiştirme isteğimizi engellemiyor.

Ahmet Tulgar- Gençler için nasıl bir gelecek arzuluyorsunuz?

Bulut Arslan- Aslında çok basit. Adil ve özgür bir dünya. Ve bunun yolu örgütlü mücadelede!

Ahmet Tulgar- Eskiden Türkiye solunda flört hiç hoş karşılanmazdı. Şimdi de öyle mi?

Gizem Kahyaoğlu- Eskisi kadar zor olduğunu düşünmüyorum. Mücadeleyi etkilemediği sürece.

İshak Karakaş- Arkadaşlar zaman zaman umudu kesip sizden daha önceki kuşakların verdikleri emekleri görüp "ya bu ülkede devrim olmaz." dediğiniz oluyor mu? Geçmişe nasıl bakıyorsunuz? Sizden önceki sol kuşaklarla aranız nasıl?

Gizem Kahyaoğlu- "Ya bu ülkede devrim olmaz." demiyoruz tabi ki. Anadolu toprakları devrime gebedir. Devrime inanmıyoruz, olacağını biliyoruz. Yaptığımız işler sırasında eski devrimci abilerle karşılaştığımızda umutsuz , "Biz çok bedel ödedik, çok mücadele ettik. Devrim olmaz bu saatten sonra"  diye yakınıyor. Biz de "eskiden o koşullarda çıkıp o pankartları asmasaydınız, yazılamalara çıkmasaydınız biz şu an bu kadar rahat asamazdık o pankartları abi." diyoruz. Çok fazla emek harcanmış, çok fazla bedel ödenmiş elimizden geldiği kadar deneyim aktarımı almaya çalışıyoruz. Böyle üstüne katarak, mücadeleyi ilmek ilmek örerek kazanacağız.

 

 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…