‘Ölümü göster, sıtmaya razı et’

Cemevinin bahçesinde polis kurşunuyla öldürülen Uğur Kurt’un davası orta yerde dururken buna inanmak daha da zor.


Artık hiç şaşırmıyor, olağan karşılıyoruz.

İktidarın kalıplarına uymayan, toplumun farklı yaşam tarzlarına yönelik müdahale bir yana artık saldırılar aldı başını gidiyor.

İnanç merkezlerine yönelik de aynı şekilde saldırılar devam ediyor.

Geride bıraktığımız hafta içinde İstanbul da Alevilerin ibadethane olarak gördüğü, inanç merkezlerinden bir Cemevine yönelik üst üste saldırılar gerçekleşti. Saldırı akşam saatlerin de ve Cem’in başlamasından hemen öncesinde olması daha da dikkat çekiciydi.

Cemevine ve Alevilere yönelik bu sistemli saldırılar ne ilk ne de son olmayacaktı. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu tür saldırıların devam edeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok sanırım.

Geriye dönüp baktığımızda, hiçbir şekilde failleri bulun(a)mamış, yargı önüne çıkarıl(a)mamış başta İstanbul’daki Cemevleri olmak üzere çok sayıda saldırı görürüz. Saldırıların sonunda hükümet, valilik ve emniyet güçlerince ardı ardına açıklamalar yapılmış “faillerin en kısa sürede yakalanacağı” sözleri verilmiştir. Yine aynı iktidar “bu saldırılarla provokasyonlar amaçlanıyor ve Alevi – Sünni çatışması yaratılmak isteniyor” şeklinde uyarılarını da yapmaktan geri kalmıyordu.

Alevi kurumları ve demokratik kamuoyu da her zaman etkili bir soruşturmanın yürütülmesi, faillerin bulunması ve olayın arkasındaki güçlerin açığa çıkarılmasını talep etti.

Ancak bu güne kadar ciddiye alınabilecek etkili bir soruşturmadan, yakalanıp yargıya teslim edilen saldırganlardan yada sözüm ona Alevi Sünni çatışması yaratmak isteyenlerin deşifre edildiğine tanık olmadık. Bu olaylar hep karanlıkta kaldı. Ne hikmetse bir türlü açığa çıkarılamadı.

Sadece Aleviler değil elbette bu saldırılara maruz kalanlar. Sistemin kendi dışında tanımladığı birçok kesim açısından durum aynıdır.

Bütün bu ‘diğer’ dışlanan, tehlikeli olarak kodlanan kesimler öncelikle iktidar araçları ile hedef gösteriliyorlar sonrasında da saldırılar başlıyor. Alevilere de yapılanlar bundan farklı değil.

Hükümet başta olmak üzere birçok çevrenin Alevileri hedefe koyan çokça açıklamalarına şahit olduk, oluyoruz.

Bu günlerde yine Doğu Perinçek ve Aydınlıkçılar “Aleviler üzerinden tertibe hazırlanıyorlar, Aleviler üzerinden kaos çıkaracaklar” gibi açıklamalar yapıyorlar.

Yine zaman zaman Erdoğan ve Hükümet yetkilileri “Alevi Sünni çatışması yapmak istiyorlar, Alevi kardeşlerimizi kışkırtıyorlar” gibi söylemlerini duyuyoruz.

Tüm bu söylemlerin hepsinin maksatlı ve bir amaca hizmet ettiğini geçmiş deneyimlerimizden çıkarabiliriz. Çünkü biliyoruz ki bu tür söylemler ve çağrılar arttığında arkasında üzücü olaylar geliyor.

Bu söylemlerle Alevileri daha da baskı altına almaya ve güvenlik ikilemiyle karşı karşıya bırakıyorlar.

Bu günlerde valilikler ve emniyet müdürlükleri birçok Cemevi ile görüşmeler yapıyor.

Özetle “Cemevinize yönelik çok ciddi saldırı yapılacağına dair ihbarı aldık, güvenlik istiyor musunuz? İstiyorsanız Cemevi girişine resmi polis kulübesi yerleştireceğiz. İstemiyorsanız, güvenlik istemediğinize dair imzanızı alalım” gibi şeyler söylüyorlar.

Cemevleri tam bir ikilem içerisinde kalıyorlar. Bir taraftan kendilerini tehdit altında gördükleri için korunma kaygıları, diğer taraftan Cemevlerinin önünde silahlı polislerin olmasının yaratacağı diğer kaygılar.

Alevilerin geçmiş tecrübelerinden sabittir ki bu güne kadar ne zaman saldırıya uğradılarsa, arkasında ya iktidar gücü çıktı yada saldırıya göz yuman bir devlet çıktı.

Bu gün de durum bundan farklı değil. Öncelikle iktidar odakları hedef gösteriyor, arkasından saldırılar geliyor. Sonrasında “sizi korumak için polis kulübesi yerleştirmemiz için izniniz gerekiyor” diyorlar.

Bu yaklaşım bin bir tehlikeyle yüz yüze kalan Alevilerin içine yeni bir sızma girişimi olabilir mi?

Gerçekten devletin Cemevlerini koruma refleksiyle hareket ettiğini söylemek mümkün mü?

Aleviler şimdiye kadar güven için de yaşıyordu da,  güvenlik sorunu yeni mi ortaya çıktı?

İŞİD gibi cihatçı örgütler Aleviler üzerinden mi saldırıları gerçekleştirecekler?

Şimdiye kadar Alevileri hedef gösteren devlet erkanı bunda kendi payını görüyor mu?

Devletin bu konudaki samimiyetini sorgulamak gerekmez mi? Örnek verelim isterseniz; son 2-3 yılda İstanbul da 10’na yakın Cemevine farklı şekillerde saldırılar oldu. Bu saldırıların hangisinin faili bulundu diye sormak hepimizin görevi olsun.

Cemevlerine kurşun sıkan, gaz bombası atanlar mı bizi koruyacak?

Alevileri potansiyel suçlu görenlerin oradaki varlıklarının başka bir amaca hizmet etmeyeceğine inanmak zor.

Cemevlerini gaz bombalarıyla kuşatanların ve kapıdan çıkanları gözaltına almak için pusuya yatanların Alevileri koruyacağını inanmak zor.

Cemevinin bahçesinde polis kurşunuyla öldürülen Uğur Kurt’un davası orta yerde dururken buna inanmak daha da zor.

Alevilerin ibadethanesini ‘cümbüş evi’ diyenlerden ne beklenir ki?

Bence mevcut durumun Türkçe tercümesi şudur.

‘Ölümü Göster, Sıtmaya Razı Et’

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…