Onca kötülük varken iyiliği görebilmek

Ne zaman bir kadın veya erkeğe, ırkı, dini, siyasi görüşü nedeniyle acı çektiriliyorsa, orası evrenin merkezi haline gelmeli.


Her zaman taraf tutmalıyız. Tarafsızlık, zalimlere yarar, hiçbir zaman kurbana değil. Suskunluk zalimi teşvik eder, zulme uğrayanı değil. Bazen müdahale etmemiz gerekir: İnsan hayatı ve onuru tehlikedeyse, ulusal sınırlar ve hassasiyetlerin önemi yoktur. Ne zaman bir kadın veya erkeğe, ırkı, dini, siyasi görüşü nedeniyle acı çektiriliyorsa, orası evrenin merkezi haline gelmeli.

Bu düşündürücü sözler, 1986 Nobel Barış Ödülü’nün sahibi Eli Wiesel’e ait. Holokosttan sağ kurtulan Wiesel, hayatını 20. Yüzyılın insanlık suçlarının ortaya çıkarılması için adadı; 2016’da son nefesini verene kadar da mücadeleyi sürdürdü.

Maalesef geçen yüzyılın acıları, kayıpları hiç yaşanmamış gibi 21. Yüzyılda da hala kanlı çatışmalar, savaşlar, insanlık dramları yaşanıyor. Suriye’den Kongo’ya, Afganistan’dan Sudan’a, ezilenlerin ve zulmedenlerin hikayeleri ne yazık ki tekrar ediyor.

Büyük çoğunluk, önyargıları bahane ederek veya duyarsızlığa sığınarak başkalarının acısını görmemeyi tercih ediyor. Haberlerde de genelde kötülüklere, savaş araçlarına ve diline mahkum ediliyoruz. Belki bu yüzden gittikçe karamsarlaşıyor, insanlığa ve daha iyi bir dünyaya dair umudumuzu yitiriyoruz.

Oysa savaşın, çatışmanın, yokluğun en acımasızca sürdüğü yerlerde dahi kendi yaşamlarını riske atan modern zaman kahramanları her yerde. Umutlanmak ve ilham almak için onları tanımaya, hikayelerini daha çok dinlemeye ihtiyacımız var.

 

BÜYÜK ZORLUKLARA RAĞMEN DİRENENLERİN HİKAYESİ

Kim mi bu modern zaman kahramanları? Mevzu ‘iyilik’ olduğu için daha az okunacağını bildiğim halde, onları kısaca tanıtmak isterim...

Mesela Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde süregelen iç savaşta, 1999’dan bu yana 50 bini aşkın cinsel şiddet mağdurunun hayatını kurtaran Dr. Mukwabe... Aralarında çocukların da bulunduğu mağdurlarnı sadece tıbbi tedavisini üstlenmiyor, psikolojik ve hukuki destek de sağlıyor.

Ya da Kanada’dakini konforunu bırakıp anavatanı Somali’ye dönen Fartuun Adan ve Ilwad Elman. Zorla evlilik ve cinsel şiddet mağdurları için Mogadişu’nun ilk kriz merkezini kuran, çocuk askerlerin rehabilitasyonuna kendini adayan cesur anne ve kız...

Muhammed Derviş, 27 yaşında bir dişçi. Suriye’de patlayan savaştan sağlık görevlileri kaçarken, Madaya’da kalıp kısıtlı tıbbi bilgisi ve imkanlarla yaralıları, açlıktan ölmek üzere olanları tedavi etmek için kalmış... Derviş, WhatsApp’tan doktor arkadaşlarının yolladığı videolara bakarak cerrahi müdahale yapmak zorunda kalmış.

Yüzünden nur akan Jamila Afghani, Pakistan’daki mülteci kamplarında binlerce imamla çalışarak, kız çocuklarının eğitimi için ikna etmek için çırpınıyor. Afghani, Afganistan’ın 18 bölgesindeİslami ve uluslararası hukuk çerçevesinde kadın haklarını anlatmaya kendini vakfetmiş.

Ve Sudan’da savaşın şiddetiyle kırılan Nuba dağlarında bir köyde yaşayan, günde ortalama 400 hasta tedavi eden Dr. Tom Catena... Amerikalı Katolik misyoner Catena, tam 10 yıldır 7/24 çalışıyor. Çoğunlukla elektriği ve suyu kesik hastanesinde, eski alet edavatlarla tek başına bir yılda binlerce hastayı ameliyat ediyor.

Bu insanlar, Ermenistan’da bu yıl ikincisi düzenlenen Aurora İnsanlık Ödülleri finalistleriydi... Türkiye-Ermenistan Diyalog Programı kapsamında bir grup gazeteci Erivan’a gidip, Pazar akşamı düzenlenen ödül törenine katıldık.

GEORGE CLOONEY DE AURORA JÜRİSİNDE

Yazının başında bahsettiğim Eli Wiesel, Aurora İnsanlık Ödülü’nün eş başkanıydı. Aurora İnsanlık Inisiyatifi, Ermeni soykırımından sağ kalanlar ve onlara yardım edenlerin onuruna, diyasporadaki hayırseverlercekurulmuş. Ünlü aktör George Clooney de seçiçi komitede yer alıyor; 2015’te soykırım konusundaki sözleriyle Türkiye’de de gündem olmuştu.

Clooney bu yılki törene katılamadı çünkü ikiz bebek bekliyor; onun yerine video mesajı yayınlandı. Töreni sunan ünlü yazar ve gazeteci David Ignatius; babasının Elazığ-Harput’tan sağ kurtulup kaçabildiğini, bugün hayatta olmasını ona yardım edenlere borçlu olduğunu söyledi. 

Aurora’nın amacı, günümüz dünyasında kendi canları pahasına başka hayatları kurtaran kahramanları gündeme getirerek teşvik etmek, ihtiyacı olanlara temel insani yardıma ulaşmasını sağlamak.

Ödül, 1915 kırımından kurtulup Amerika’ya ulaştıktan sonra yaşadıklarını anlatan Aurora Mardiganian’in anısına veriliyor. Ödül komitesi, yapılan başvuruları değerlendirip finalistleri belirliyor ve Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenen bir törenle kazanan açıklanıyor.

Aurora ödülü 1 milyon dolar ve kazanan kişi, bu miktarı uygun bulduğu kuruluşa yönlendiriyor. Finalistlere de 25 biner dolar veriliyor. 

Ödül töreninde soykırım ve mağdurlar anılırken Osmanlı Devleti’nin sorumluluğundan bahsedildi. Ancak gündelik siyaset karıştırılmadı. Töreni izleyen devlet başkanı Serzh Sargisyan dahil olmak üzere, hiçbir siyasi sahneye çıkıp konuşma yapmadı.

 

DR. CATENA: KAYINPEDERİM MÜSLÜMAN, İKİ KARISI HIRİSTİYAN

Bu yılki Aurora Ödülü’ne layık görüken Dr. Catena, önce hastalarımı bırakamam dediği için törene gelmek istememiş. Komite, üç genç doktoru Nuba dağlarına yollamak suretiyle onu ikna etmiş.

Dr. Catena’yla kısa bir röportaj yaptık. 

  • Neden Nuba’da doktorluk yapmayı seçtiniz?

Amerika’da doğup büyüdüm, tıp eğitimi aldım. Hep izole bir yerde çalışmak istiyordum. Doktorum ve doktorun işi hastaları tedavi etmektir. Önce Kenya’da çalıştım, 2007’de Sudan’a geldim. İç savaş ve koşullar yüzünden kimse Nuba’ya gelmek istemiyordu. 

  • Hastalar size ulaşmak için günlerce yürüyormuş, doğru mu?

Bu yer tam anlamıyla izole. Otobüs filan yok. Evet, günlerce yürüyorlar. Günde 500 hastaya baktığım zamanlar oldu.

  • En çok hangi vakalarla karşılaşıyorsunuz?
  • Sırtma, tüberküloz, kızamık, her tür kanser (lenfoma, yumurtalık). Çok kanser vakası var. Çok geniş bir bölgeden hasta geliyor. Tam nedenini bilmiyorum ama bence, insanlar çok yoğun stres altında yaşadıkları için sağlıklarına da etki ediyor.
  • Malzeme, koşullar yeterli mi?
  • Serum pahalı olduğu için suyu kaynatıp tuz katıyoruz. Malzeme eksik.Savaş nedeniyle binlerce yaralıyı tedavi ettik. Birkaç ay önce ateşkes ilan edildiği için bu aralardaha az. Ama yıllarca, her gün çeşitli nedenlerle yaralanan insanlar geldi. 40-50 yaralı aynı anda geliyordu bazen. Güney Sudan felaket durumda, orada süren savaş bizi de etkiliyor.
  • Nasıl dayanıyorsunuz bu tempoya?
  • Beynini kapatıyorsun ve hiç durmadan çalışıyorsun. Bazen çok yoruluyorum, ama sabah kapıda sıra olan hastaları görğnce ne yapacaksınız? Gidecek haliniz yok ya. Kalabildiğim kadar kalacağım.
  • En büyük motivasyonunuz, misyoner olmanız  mı?

İnsani yardım için illa dini motivasyonunun olması gerekmez. Benim kişisel gözlemim, genelde 3-4 yılın sonunda insanların tükenmesi ve bırakması. Dini düşünce o noktada devreye girip, devam etmeme yardım etti.

  • Sudan’da Katolik bir misyoner olmanız sorun teşkil etmiyor mu?

Nuba’da yaşayanların yüzde 40’ı Müslüman,%40’ı Hıristiyan, hepsi animist geleneklere sahip çıkıyorlar. Ve tek bir sorun yaşanmıyor. Bir yıl önce evlendim, karım da Nuba’dan. Babası Müslüman, iki karısı var ikisi de Hıristiyan. Çok çocukları oldu, en büyük oğulları Müslüman, küçükler Hıristiyan. Herkes kendi dininde, karışan görüşen yok...

  • Savaştan birebir etkilendiniz mi?

Hastanem iki kere bilerek bombalandı. Koordinatları biliyorlar. Çok tuhaf, Sudan’ın başkenti Hartum’da yaşayanlar bile ne olduğunu bilmiyor. Çok büyük devlet baskısı var. 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…