Sen kürtsün, sana ev yok…

Burada her yerden insan var ama ben ev ararken Şırnaklı olduğumu söyleyince; ‘Size ev yok’ diyorlar. Kardeşim biz sizi yiyecek miyiz? Bıktım bunu yaşamaktan.“

Ahmet NESİN

Faşizmin ve ırkçılığın arttığı dönemde yazı yazmak bir demokrat gazeteci için ölümden de beter bir yazgı. Türkiye’de bir yayınevi sadece darbeler ve ırkçılık üzerine yazılan kitapları yayınlasa sanırım gayet rahat geçinir. İşin ilginç tarafı, böyle bir yayınevi dünyada da tek olur, bin kitaptan fazla kitap yayınlanır.

Geçenlerde Eylem Yılmaz’ın yazı dizisini okudum ve beynim hemen 90’lı yıllara gitti. Daha sonra hemen Cumartesi Anneleri’ni anımsadım. Evlerin, köylerin yakılması, binlerce insanın faili meçhul olarak katledilmesi ve kalanların memleketlerini terk etmelerini film şeridi gibi izledim yeniden.

Eylem Yılmaz “Cizre’den Yüksekova’ya Istanbul’un Yeni Sakinleri” diye yazdığı dizisinde bir felaketi anlatıyor. 2015 yılında başlayan katliamda tam rakam bilinmemekle beraber 300 bin ila 600 bin arasında insan göç etmiş durumda. Bu sayı esasında daha fazla ama sanırım yakın köylere, ilçelere yada şehirlere yapılan göçler fazla hesaplanmıyor. Göç en çok Diyarbakır ve Mersin’e olmuş ama her zamanki gibi üçüncü şehir yine Istanbul. Şırnak’tan, Cizre’den, Nusaybin’den ve Yüksekova’dan gelmişler Istanbul’a…

Biz bunları ikinci kez yazıyoruz ama Şırnaklı Mehmet ikinci kez yaşıyor: “Eskiden Siirt’e şimdi Şırnak’a bağlı Yenidemli köyümüz yakılınca, 1992 yılında Şırnak’a bağlı Akadezgün Köyü’ne göç ettik.” diyor Mehmet. Daha sonra Istanbul’a gelmiş 12 yaşında, ağabeyinin yanında kalmış ve simit satmış. Memleket hasretine dayanamamış ve 16’sında Şırnak’a geri dönüp, 18’inde evlenmiş. Eşi Cizre dışında yaşamak istemediğinden, o da onu kıramamış ve bir anlamda hanımköylü olmuş.

Eşi Hacer 14 Aralık 2015’te Cudi Mahallesi’nde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Herkes protesto etmek için sokağa indi. Genç, yaşlı bütün kadınlar zılgıtlarla halay tutuyor, çay içiyor, çekirdek yiyorduk, sanki bir düğün gibiydi. O kadar güzeldi ki, çok korkuyor olmama rağmen yanlarına gitmeden de duramıyordum. Gece sokaktayken elektrik trafosu patladı. Öyle bir patlamaydı ki, geceyi gündüze çevirdi. Bizim mahallemizde ilk gün hiç bir şey yoktu ama Nur Mahallesi’nden sürekli silah ve havan toplarının patlama sesleri geliyordu. Bizim mahallede her şey ikinci gün başladı. Oğlum bir yaşındaydı, emziriyordum, korkudan sütüm kesilmişti. Hiç uyumuyordum o günlerde. Bir keresinde uykusuzluktan gözlerimden kan damlamaya başlamıştı. Tam beş, altı gün boyunca çocuklarıma ne olacağını düşünmekten uyuyamadım. Küçük oğlum bomba seslerinden uyuyamıyor, sürekli ağlıyordu. Eşim, çocuğun aklını kaçırabileceğinden korkuyordu. Bir dakika olsun silah sesleri susmuyordu. Sabahtan akşama kadar sürekli bombalanıyorduk. Hiçbir zaman bu kadar çaresiz kaldığımı hatırlamıyorum. Artık yemek de yiyemiyorduk. Bizim insanlarımız eşyalarını bölüşür. Bu özelliğimizi çok seviyorum. Kürt olduğum için gerçekten gurur duyuyorum. Bir gün, bir komşumuz geldi, hiç unlarının kalmadığını söyledi, bizim de azdı ama yine de eşime vermesini söylemiştim. Eşim; ‘Biz ne yapacağız’ deyince, ‘Daha önce buzdolabına doldurduğumuz ekmeklerimiz var ya onlarla idare ederiz’ demiştim. Zaten çocuklar yesin, biz yemesek de olurdu. Dokuz gün boyunca sürekli bombalama devam ettiği için, erzak bitiyordu, dayanmıyordu. ” “Siz Ermeni’siniz, kâfirsiniz, sizi öldüreceğiz” “Orada çok şey, çok acayip şeyler gördük, yaşadık. Arapça, ‘Siz Ermeni’siniz, kâfirsiniz, sizi öldüreceğiz’ diyenler, küfür edenler oluyordu. Sanki Ermeniler çok kötüymüş gibi!

Mehmet’le Hacer sokağa çıkma yasağından 1 gün önce evlerini terk ederler Cizre’ye yakın Damlarca Köyü’ne, ağabeyinin yanına gidiyor. Bu arada hamile olduğunu öğreniyor, zaten o yüzden kaçıyorlar evlerinden. Ağabeyin evinde 5 aile birden kalıyor, hiçbişey yetmiyor, yemek en büyük sorunları.

Daha sonra Istanbul’a diğer ağabeyinin yanına gelmişler. Bu kez de ağabeyin ev sahibi 3 çocuktan şikayet etmeye başlamış. Daha sonra ev aramaya başlamışlar ve devamını anlatıyor Hacer: “Burada her yerden insan var ama ben ev ararken Şırnaklı olduğumu söyleyince; ‘Size ev yok’ diyorlar. Kardeşim biz sizi yiyecek miyiz? Bıktım bunu yaşamaktan. Eşime; ‘Beni gören 200 metre öteden Kürt olduğumu anlar. Bana ev vermiyorlar, sen git’ dedim. Onun da Türkçesi çok iyi olmadığı için hemen anlayıp; ‘Sen Kürt’sün, ev veremeyiz’ diyorlar. Bir gün, eşim ev bulduğunu ve kirasının 400 TL olduğunu söyledi, beni çağırdı. Sahibi sanırım Trakyalıydı. Birlikte eve bakmaya gittik, ev sahibinin kızı geldi; ‘Nerelisiniz?’ dedi. Şırnaklı olduğumuzu söyleyince; ‘Kira 800 TL’ dedi. Ben de; ‘Sizin gelininiz 400 TL demiş. Şimdi niye 800 TL diyorsunuz? Şırnaklı olduğumuz için mi evi vermek istemiyorsunuz?’ dedim. İtiraz ettiler; ‘Öyle şey olur mu’ dediler ama ben anladığımı anlamıştım, çıkıp gittim.

Gerisini Eylem Yılmaz’ın yazı dizisinden okuyun derim. “Biz yıllarca kardeş gibi yaşadık…” diyenlere verilen yanıt bu: “SEN KÜRTSÜN, SANA EV YOK…

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…