'Sıfır noktasından' gazeteci manzaraları

Sınırdan 20 kilometre uzaklıktaki bir bahçeden 'işte sıfır noktası' diye anons yapan da, şişe suyu başından döküp 'sağanak altında yayın yapıyoruz' diyen de...

Hamza GÜL

HATAY- 20 Ocak’ta TSK’nın Afrin’e yönelik başlattığı ve “Zeytin Dalı Harekatı” olarak adlandırdığı harekat  52  günü geride bıraktı. Kilis ve Hatay’da farklı noktalardan Suriye’ye giren TSK ve ÖSO grupları bir buçuk aydan fazla bir süre tespit ettikleri hedefleri havadan ve karadan bombalıyor. Yer yer yakın temas sağlanılan bölgelerde de şiddetli çatışmalarda ağır makineli silahlar kullanılıyor. 
Harekatı Suriye içinde başta Arap tv ve gazeteleri ile belirli sayıda yabancı basın kuruluşu takip ediyor. Suriye’de Türk basın kuruluşlarından da izin verilenler görev yapıyor. İşte tam da yazımıza konu olacak gözlemlerim burada başlıyor. Bu izin verilen basın kuruluşları iktidarın isteği şekilde yayın yapmak zorunda. Aksi takdirde başlarına ne geleceğini iyi bildiklerinden muhabir ve kameramanlarını sıkı sıkı tembihleyip öyle gönderiyorlar Suriye’ye. Ayrıca bu muhabirlerin yayınlara kimleri konuk alacaklarını ve yayınlarda neler söyleyecekleri de dikte ettiriliyor.

Harekatın başladığı günden bu yana belirli bölgelerde konuşlanan merkez akım medya diye tanımlayacağımız televizyon ve ajansların yayın merkezleri neredeyse günün büyük bölümünde yurdun dört bir yanından gelen kalabalık gruplara ev sahipliği yapıyor. Gelenlerin bir çoğu günlerce ekranlarda izledikleri ve her yayında “SINIRIN SIFIR NOKTASINI!” görmek ve fırsat bulurlarsa da canlı yayına çıkabilmek umuduyla kilometrelerce yolu katediyorlar. Özellikle hafta sonları karnaval yerini aratmayan manzaralar yaşanıyor. 

MUHABİR GÖRÜNÜMLÜ MUHBİRLER

Suriye sınırında bulunduğum 49 gün aynı bölgede görev yaptığımız özellikle hükümete yakın yandaş yada havuz medya olarak bilinen kurumların çalışanlarının birçoğunun gazeteciliği bitirerek meslektaşını bile iftira ile ihbar etmek gibi muhbirliğe soyunduklarına tanıklık ettim. Bu kişiler özellikle hükümetin de desteği ve talimatı ile her noktaya rahatça götürülüyor, oradaki vatandaşlara bu kişilere yardımcı olmaları söyleniyor. 

Muhabir bazen habere konuk aldığı kişiye sınırdan 20 kilometre uzak bir bahçede zeytin ağacının dibini bellettiriyor. Ardından da kameranın karşısında “İşte sıfır noktasında şiddetli çatışmaların yanı başında bir amcamız devletin verdiği izinle tarlasında çalışıyor” diye biliyor. Oysa bu olayın gerçekleştiği zeytin bahçesi ile haberin sunulduğu yer arasında 3 metre mesafe var.  

Yağmur hafiften çiselemiş ve durmuş, muhabir bir şişe suyu başından aşağı döküp kamera karşısında saçı, yüzü su içinde “İşte biz sağanak altında yayın yapıyorum, ancak bir de kahraman mehmetçiklerimizin cephede bu yağmurdaki halini düşünün” şeklinde konuşup anonsunu dualarla ve başkomutana methiyelerle tamamlıyor. 

Bunu gören bazı gazetecilerin ise o bölgeden gidebilmesi için hemen her saat yanlarına gelen istihbarat ve özel harekat timlerine asılsız ihbarda bulunmaktan da geri kalmıyorlar.
Elbette yemeklerini de bölgedeki köylülerden karşılıyorlar.

Yardım konvoylarından alınan yardım malzemelerinin yanısıra muhtarlara verilen yerel ürün siparişlerini saymıyorum bile.