'STK'lar Çözüm Süreci'nde aktif olamadı'

Barış Vakfı, Çözüm Süreci'ne dönük 3. raporunda STK’ların süreçteki rolünü ele aldı. Araştırma STK’ların sürece katılımının ve katkısının sınırlı olduğunu gösteriyor.

Fatma YÖRÜR


ARTI GERÇEK – 2013 -2015 döneminde yaşanan Çözüm Süreci Türkiye için tarihsel bir evreydi. Bu süreçten başarıyla çıkamayan Türkiye, ardından gelen otoriter süreçte başarısızlığın nedenlerini konuşmaya fırsat bile bulamadan anti demokratik bir döneme evirildi.

Barış Vakfı, Çözüm Süreci’nde sivil toplum kuruluşlarının (STK) rolünü konu alan “2013-2015 Çözüm Süreci’nde STK’lar” isimli raporu açıkladı. İç barışın önemine ve ivedi bir sorun olduğuna dikkat çeken araştırmacılar, barış düşüncesini canlı tutma umudunu taşıyor ve başarısızlığın da unsurlarını anlamaya çalışıyor.

2017 Mayıs ayında yazılmaya başlanan raporu, Cuma Çiçek hazırladı. Saha araştırmasını Reha Ruhavioğlu ile Veysi Altıntaş'ın yaptığı çalışmaya Alev Erkilet, Bekir Ağırdır ve Etyen Mahçupyan ise danışman olarak katkıda bulundu.

Raporda, çözüm sürecinde STK’ların barış inşasına dair çalışmalarının muhasebesi ile pozisyonlarının ve kapasitelerinin analizine yer veriliyor. Aynı zamanda, yeni bir barış sürecinin gelişmesi için sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi aktörlere dönük önerileriler de raporda yer alıyor.

Raporda öne çıkan temel sorunlar, “güçlü devlet, zayıf sivil toplum” geleneği, STK’lar arası siyasi kutuplaşmalar ve sivil toplum gettoları, STK’lar arası bölgesel yarılma, kurumsal deneyim eksikliği, kurum içi demokratik değerlerin ve karar süreçlerinin yeterince gelişmemiş olması diye sıralandı. Rapora göre, STK’lar Çözüm Süreci’nde esas olarak AKP hükümeti ve ana-akım Kürt hareketini merkeze alan lobicilik ve savunuculuk faaliyetlerine odaklandı. Bunun yanı sıra, STK’ların Çözüm Süreci’nde arabuluculuk ile Kürt meselesinin kamusal alanda tartışılması, barış kültürünün yaygınlaştırılması çalışmaları da kısmi olarak gerçekleşti.

Bu rapor, Türkiye Barış Meclisi tarafından Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Çözüme Doğru: Olasılıklar, İmkânlar ve Sorunlar Üzerine Değerlendirme” başlıklı raporun ve Nisan 2016 tarihinde Barış Vakfı’nın ilk faaliyeti olarak yayınlanan “Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak” başlıklı raporun devamı niteliğinde bir çalışma.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE SİVİL TOPLUMUN İMKANLARI NELERDİ, NELER YAPILDI?

Rapor, barışın inşasıyla ilgili teorik bir çerçeve sunarak başlıyor. İkinci bölümde müzakere süreçlerinin katmanları ele alınıyor. Devamında Türkiye’de sivil toplumun ve çatışma çözümünün genel bir değerlendirmesi ve geniş olarak 2013-2015 yıllarında çalışma yürüten sivil toplum kurumları analiz ediliyor. Çözüm sürecinde STK etkinliklerinin muhasebesinin yapıldığı sonraki bölümde aynı zamanda çözüm sürecinde çalışma yürüten STK’ların ortak yönleri tespit ediliyor. Sonuç bölümünde ise Kürt meselesinde müzakere ve uzlaşının imkanları ile çözüm ve uzlaşı için STK’ların rolüne yönelik öneriler yer alıyor.

Raporun sunuş metninde şu ifadeler yer alıyor: “2013 yılının ilk günlerinde Kürt sorununda çatışmayı bitirmek, demokratik çözüm zemininin geliştirilmesi için başlatılan Çözüm Süreci’ne 2015 yazında son verilmesiyle, çok şey kaybettik ve kaybetmeye devam ediyoruz. Çözüm sürecinde ise, kıymeti bugün daha iyi anlaşılan çok şey kazandık ve çok şey öğrendik. Bugün çözüme çok uzağız. Barışa ulaşmak zorlaştı. Yeni siyasal, sosyal, psikolojik sorunlar belirdi. Barış sözcüğünün telaffuz edilmesinin toplumsal atmosferi zayıfladı. Bu noktaya kimin veya kimlerin ne türden hataları ve yanlış politikaları nedeniyle gelindiği ve Çözüm Süreci'nin hangi güdüyle, amaçla kim tarafından sabotaj edildiği gibi, siyasal aktörlere ve sorunun birincil taraflarına yönelik bir dizi değerlendirme iki yıldır yapıldı, yapılıyor. İlk kez siyasal aktörler dışında 'Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kurumlarının Rolü' başlıklı bir çalışma yürütüldü. Saha çalışmasının sonuçları rapor haline getirildi.”

SÜRECİN BÜTÜNLÜĞÜNÜ TAKİP EDEN RAPORLARIN ÜÇÜNCÜSÜ OLDU

Bu rapor, bir anlamda Türkiye Barış Meclisi tarafından Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Çözüme Doğru: Olasılıklar, İmkânlar ve Sorunlar Üzerine Değerlendirme” başlıklı raporun (http://barisvakfi.org/tr/index. php?option=com_content&view=article&id=61&Itemid=40) ve Nisan 2016 tarihinde Barış Vakfı’nın ilk faaliyeti olarak yayınlanan “Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak” başlıklı raporun (http://www.barisvakfi.org/tr/nisan.pdf) devamı niteliğinde bir çalışma.

İlk rapor, Çözüm Süreci’nin krize girme nedenlerini ve krizden çıkışın imkanlarını, ikinci rapor Çözüm Süreci’nin bitirilmesi sonrası yaşananları ve yeni bir yol arayışının imkanlarını kapsıyordu. Sivil toplum kuruluşlarının yeni barış arayışlarını daha donanımlı ve etkin sürdürmelerine katkı sunma hedefi de taşıyan son çalışma için araştırmacılar şu ifadeleri kullandı: “Raporda, bizi bekleyen görev ve sorumluluklar açık ve net bir biçimde hatırlatılıyor. Rapor sivil toplum kuruluşlarının bir tür yol haritası niteliğinde. Barış umutlarını geliştirecek enerjiyi takviye ediyor. Umarız çalışmamız daha etkin ve kalıcı barış arayışlarına katkı sunar. Eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye yolunda ilerleyişimize vesile olur.”

RAPOR ARDINDAN ARAŞTIRMACILARIN SONUÇLARI, STK’LARIN 7 İŞLEVİ

Raporun sonuçlarına ilişkin araştırmacıların yorumu şöyle oldu: “Çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası konusunda yapılan çalışmalar STK’ların bu tür süreçlerde önemli roller oynayabileceğini gösteriyor. Çoğu vakada siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, mekânsal alanlar başta olmak üzere birçok sahada dikkate değer yıkımlara neden olan çatışmaların sonlanması ve toplumsal barışın yeniden tesis edilmesi tek başına çatışan taraflar arasındaki müzakereler ile sağlanamayacak kadar zordur.

Bu anlamda, toplumsal barışın yeniden tesisi çoğul düzeyli ve çok aktörlü bir toplumsal ilişkilenmeyi, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektiriyor. Toplumsal uzlaşı inşasında STK’ların rolleri üzerine yapılan çalışmalar bu örgütlerin yedi işlevinin altını çiziyor: (1) vatandaşların korunması, (2) izleme ve hesap verebilirlik, (3) savunuculuk ve kamusal iletişim, (4) grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, (5) çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, (6) arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık ve (7) doğrudan hizmet sağlama/sunma.

Türkiye’de sivil toplum alanının sınırlılığı ve sivil toplum aktörlerinin zayıflığı konusunda katılımcıların çoğunda ortak bir görüş var. Sivil toplumun Kürt meselesine mesafeli olması, “güçlü devlet, zayıf sivil toplum” geleneği, STK’lar arası siyasi kutuplaşmalar ve sivil toplum gettoları, STK’lar arası bölgesel yarılma, kurumsal deneyim eksikliği, kurum içi demokratik değerlerin ve karar süreçlerinin yeterince gelişmemiş olması altı çizilen temel sorunlar.”

TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM KÜLTÜRÜ YAKIN TARİHTE GELİŞMEYE BAŞLADI

Türkiye’de sivil toplumda ilk hareketlenmelerin özellikle 1990’lı yıllarda ortaya çıktığına dikkat çeken araştırmacılar, 2000’li yıllarda sivil toplumun alanının genişlediğini ve STK faaliyetlerinde dikkate değer canlanmanın olduğunu belirtiyor:

“Tüm sınırlarına rağmen 1990’lı yıllardan bu yana sivil toplum alanında gösterilen çabalar Türkiye’de göz ardı edilemez bir birikim oluşturdu. İnsan hakları ekseninde gelişen izleme, hesap verebilirlik ve buna dayanarak gelişen kamusal iletişim ve savunuculuk ile kadın-erkek eşitsizliği ve toplumsal cinsiyet alanında ortaya çıkan sosyo - politik mobilizasyonlar çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında dikkate değer birikimin oluştuğu temel iki alanı teşkil ediyor.

2013-2015 Çözüm Süreci’nde STK’ların sınırlı düzeyde yer aldıkları görülüyor. STK’lar Çözüm Süreci’nde esas olarak AK Parti hükümeti ve ana-akım Kürt Hareketini merkeze alan lobicilik ve savunuculuk faaliyetlerine odaklandılar. Bunun yanı sıra, arabuluculuk ile Kürt meselesinin kamusal alanda tartışılması, barış kültürünün yaygınlaştırılması çalışmaları da kısmi olarak Çözüm Süreci’nde yapıldı.

Kürt meselesinin kapsamı ve zorluğu dikkate alındığında, yukarıda özetlenen çalışmalar STK’ların Çözüm Süreci’ne katılımının ve katkısının oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor. “Barışın toplumsallaştırılması”, “barışın yerelleştirilmesi”, farklı toplumsal grupların birlikteliğine odaklı çalışmalarla siyasal ve bölgesel gettoların aşılması STK’ların altını çizdikleri “eksik kalan” ya da “yapılamayan” işleri oluşturuyor.”

STK’LARIN YAPISAL SORUNLARI VE SÜRECİN TARAFLARININ SORUNLARI ETKİNLİĞİ ÖNLEDİ

STK’ların Çözüm Süreci’ne sınırlı katkısı konusunda STK temsilcileri bir yandan sürecin taraflarından kaynaklı sorunlara işaret ederken, bir yandan da sivil toplumun kendisinden kaynaklı sorunların altını çiziyorlar. Tarafların STK’ları sürece katmaması, sivil toplumla kurulan temasların çoğu durumda “usulen” yapılması, sürecin kamusal denetime olanak tanımayacak ölçüde kapalı olması, STK’ların taraf olmaya zorlanması devlet ve AKP hükümeti ile ana-akım Kürt Hareketinden kaynaklı temel sorunlar olarak not ediliyor.

Öte yandan, sivil toplumun siyasal angajmanları ve tarafgirliği, güçlü toplumsal ilişkilerden ve destekten yoksunluk, çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası için hazırlık yapmama, büyük ölçekli ve ülke genelinde etkin STK’ların sürece destek sunmaması, CHP ve etkisindeki STK’ların sürece mesafeli yaklaşması ve son olarak sürece zarar vermeme kaygısıyla inisiyatif geliştirmeme, sivil toplumun kendisinden kaynaklı temel sorunları oluşturuyor.

Sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesinin siyasi çözümü ve toplumsal barış inşasına katkısını tek başına AKP hükümeti ile ana-akım Kürt Hareketinin tutumu ya da bu aktörlerin kendi kurumsal çabaları belirlemiyor. Bu çabalar kadar STK’ların kurumsal ortaklıkları da önem arz ediyor.

Çalışma sırasında Ankara’da 11, İstanbul’da 10, Diyarbakır’da 13, Van’da 11 STK temsilcisiyle ve Diyarbakır’da 1, İstanbul’da 2 STK’lar üzerine çalışan uzmanla olmak üzere, toplam 48 kişi ile görüşme yapıldı. Rapor Türkçe, İngilizce ve Kürtçe yayınlandı.

2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları