‘Sur’un adına bile abluka uygulanıyor’

Gösterimi engellenen Sûr: Ax û Welat belgeselinin yönetmenlerinden Zana Kibar, 'Yalnızca Sur bölgesine değil, Sur’un adına bile abluka uygulanıyor' diyor.

Aynur TEKİN

ARTI GERÇEK - Bir yıllık bir çalışma sonunca tamamlanan “Sûr: Ax û Welat” belgeseli 3 Aralık Pazar akşamı Şişli Cemal Candaş Kültür Merkezi’nde gösterilecekti. Fakat belgesel gösterimi fiili olarak engellendi. Belgeselin yönetmenlerinden Zana Kibar, “OHAL’in bile sınırlarını aşan bir durum var. Tamamen fiili bir şekilde salon baskı altına alındı ve hiçbir yasal dayanak olmadan gösterim iptal edildi. Biz hukukçularla da görüştük, emniyetin OHAL şartları içinde bile böyle bir yetkisi yok” diye konuşuyor.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının 2. yıl dönümünde, gösterilmesi planlanan Sûr: Ax û Welat belgeseli, engellendi. 7 bin yıllık tarihi olan ve 33 medeniyete ev sahipliği yapan Sur’da, Aralık 2015’ten bu yana tam 6 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve bu süreç kayıtlara en uzun sokağa çıkma yasağı olarak geçmişti. Artı Gerçek’e konuşan belgeselin yönetmelerinden Zana Kibar, daha önce hiçbir yerde gösterilmemesine rağmen sırf adında Sur geçtiği için belgeselin yasaklandığını söylüyor: “Emniyetin devreye girmesi ve karakolun önce belgeseli izlemek istemesi gibi bir durum var. Bunlar 12 Eylül döneminde karşılaşılan manzaralar. Karakol kendini bir sansür kurumu yerine koyarak önce kendisi izlemek istiyor. Kesinlikle bir yetki aşımı söz konusu... Bu da tamamen belgeselin adının Sur olmasından kaynaklanıyor, daha önce hiçbir yerde gösterilmedi. Hatta biz kurgusunu tamamlaya çalışıyorduk. Kurgusu bile tamamlanmamış, izlenmemiş bir belgesel nasıl sakıncalı olabilir? Demek ki adının Sur olması yeterli... Eğer adı İstanbul olsaydı, Bodrum olsaydı en azından gösterimi engellenmezdi. En azından önce bir izlenirdi, gösterimi yapılırdı. Orada ne anlattığı görülürdü. Hiç görmeden, izlemeden sırf isminden dolayı engellenmiş oldu.”

Kibar, belgesel gösteriminin HDP’nin bir etkinliği gibi gösterildiğini ve emniyetin “Burada HDP’nin etkinlik yapmasına nasıl izin verirsiniz” dediğini söylüyor: "Bu HDP’nin bir etkinliği değil. Öyle olsa bile sakınca oluşturacak bir durum yok. Sanki HDP bu ülkede mecliste grubu olan bir parti değil de illegal bir partiymiş gibi bir izlenim oluşturuluyor.”

ÇEKİMLER ENGELLEYİCİ BİR ATMOSFERDE GERÇEKLEŞTİ

Belgeselin bir yıllık görüşmeler sonucunda ve zor koşullar altında tamamlandığını söyleyen Kibar, “Sur’un 6 mahallesinin ara sokakları dâhil beton bloklarla kapalı ve içeri girmek mümkün değil. Bir önceki gün gidip görüştüğümüz insanların gözaltına alınması, çekim yaptığınız yerlerde kameralara el konulması gibi engelleyici bir atmosfer vardı” ifadelerini kullanıyor.

Belgesel, Sur’un tarihsel mirasına ve 2015 sonrasında Sur'da meydana gelen göçün insanların hatıralarında, hafızalarında nasıl bir iz bıraktığına odaklanıyor. Kibar, “Sur’da yaşanan olayları en azından perde aralayan bir durumu var. Oradaki gerçekliği yansıtan bir belgesel diyemeyiz belki; ama en azından perdeyi aralayan bir belgeseldi. Gösterimin engellenmesiyle bu perde kapalı kaldı ama tekrar aralanacağını biliyoruz” diye konuşuyor.

“ABSÜRT BİR ENGELLEME”

Belgesel yönetmenlerinden Hicran Urun, gösterimin yasaklanmasıyla ilgili herhangi bir gerekçe gösterilmediğini belirtiyor: “Çok absürt bir engelleme, çok dolaylı. Polis ya da emniyet direkt sizinle bir irtibata geçmiyor, gidip salona baskı yapıyor ve salon da bu baskıya bir duruş sergileyemiyor. Hukuki bir zemini yok. Sonuçta izlenmemiş bir belgesel. İzlenmemiş bir belgeselin yasaklanmasının tek gerekçesi isminde Sur geçiyor olması. Çünkü Sur’da saklanacak çok şey var, bunu biliyoruz.”

Belgeselde konuşanların çok büyük bir kısmının kadınlardan oluştuğuna dikkat çeken Urun, şöyle konuşuyor: “Göç en çok kadınların yaşamanı etkiliyor. Çünkü kadınlar evle, mekânla vakit geçirdiği için en büyük bağı onlar kuruyor. Dolayısıyla mekândan koparılmalarına karşı en büyük itirazı da kadınlar gösteriyor.”

“TANKLAR KONUŞTU, ANNELER SUSTU”

Sur’da ne yaşandığını ve yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalanların neler hissettiğini anlatmak için böyle bir belgesel çektiklerini belirtiyor: “Rozerin Çukur’un annesi Sur’da tanklar konuştu, toplar konuştu; ama anneler sustu demişti. Biz orada susturulan annelerin, gençlerin sesini duyurmak istedik.  Aynı zamanda orada yok edilen tarihi anlatmak istedik. Sur’da yaşananlar bugün çok canlı, hala gözümüzün önünde devam ediyor ve buna müdahale edebilme şansımız var. Bunun için de bir farkındalık yaratmak gerekiyor, belgesel de bunu amaçlıyor.”

Kolektif, gösterim engelinden sonra kendilerine çok sayıda dayanışma mesajı ve gösterim teklifi geldiğini belirtiyor ve önümüzdeki süreçte belgeseli, başka salonlarda göstermeyi planlıyor.