Tarih ve Tahrifat...

Bir TV dizisinde Sultan Hamid'i yüceltmek için, olayları çarpıtarak ve kişileri karikatürize ederek karşıtlarını aşağılamaya çalışmak, her şeyden önce tarih saygısızlığıdır.


Tarihi olay ve kişileri çarpıtan yapımlar, tarihe karşı duyarsızlık ve saygısızlıktır. Bu tür yapımların, tüm halkın vergisiyle ayakta duran TRT'de yayınlanması ise, tarih saygısızlığının ötesinde bir tür görevi kötüye kullanma eylemidir.

Bir dönem Türk TV'lerinde yayınlanan dizi filmler, dünyada önemli bir izlenilirlik kazanmıştı. Turizmimizin de hızla yükseldiği o dönemde, diziler Türkiye için oldukça önemli bir ek tanıtım aracı haline gelmişti. Bugün dünyada aynı oranda izleniyor mu, bilmiyorum. Ama Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu TV dizisi izliyor.

Her TV kanalının -kendi seyirci ortalamasına uygun- bir ya da birkaç dizisi var. Bu diziler, zaman zaman mantık ve zeka düzeyi ile -sanki- eğlenen olaylarla dolu olabiliyor; ama bu izleyicilerin tercihi ile ilgili bir sorun. İsteyen izler, istemeyen, beğenmeyen izlemez. Bütün bunlar nihayet kurgudur; gerçek dışı, biraz mantık dışı olsa da olur.

Tarihi olaylarla ilgili yapımlarda durum biraz farklıdır. Bu tür filmlerde de bazı gerçek dışı sahneler, abartılar, izleyicinin ilgisini çekecek eklemeler, elbet  olabilir. Ama bütün bunlar tarihi gerçekliği tahrif edecek, tümüyle asılsız ve haksız boyutlara vardıracak, hele kişilerin gerçek kimliğini ve kişiliğini çarpıtacak düzeyde olamaz, olmamalıdır.

Sürekli bir TV izleyicisi olduğumu söyleyemem. Ancak ara sıra rastladığım programlar, olup biten hakkında kanaat sahibi olmaya fazlasıyla yetiyor. Ne söyleyeceği baştan belli konuşmacıların katıldığı -sözde- tartışma programlarından söz etmiyorum. Konumuz diziler ve dizilerden söz ediyorum.

Önceki akşam TRT'de yayınlanan "Payitaht" adlı dizide gördüklerim, bu konularda eleştirel bir yazı yazmama vesile oldu. "Payitaht" son Osmanlı Padişahlarından Abdülhamid'in yaşamından kesitler sunma iddiası taşıyor. Bu açıdan önemli bir tarihi dizi.

Abdülhamid (Sultan Hamid-i Sani), 33 yıl hüküm sürmüş bir padişah. İmparatorluğun cephelerde sürekli yenildiği, toprak kaybettiği zor bir dönemde görev yapmış. Bu yüzden hakkında olumlu olumsuz çok şey yazılmış, söylenmiş.

Bugün, çoğu siyaseten önyargılı, çoğu da oldukça bilgisiz taraftarlarının rağmına, iyi eğitimli, batı edebiyatına, özellikle de Conan Doyle gibi polisiye yazarlarının romanlarına meraklı, bilgili. Öte yandan, döneminin her kanattan -Namık Kemal'den Tevfik Fikret'e, Mehmet Akif'e, hatta Said Nursi'ye kadar- kanaat önderlerini karşısına almış bir 'müstebit!'

Bir yandan 'İslamcı' bir söylem ve politikayla devletin bütünlüğünü korumaya çalışmış; öte yandan batının bazı kurumlarına benzer girişimlerle modernleşme konusunda önemli adımlar atmış. Hakkındaki yaygın 'muhafazakar' kanının aksine batılı zevkleri ve merakları var. Torunu Osman Ertuğrul Efendi'nin anlattığına göre 'rom' içiyor; inancı, şekli bazı nedenlerle sarsılmayacak kadar geniş ve sağlam. Yıldız Sarayında yaptırdığı küçük ve özel tiyatro salonunda, başta opera olmak üzere sanat eserleri izliyor.

Böyle bir padişahın bir TV dizisinde doğrudan ayrılmadan anlatılması yeter, yeterince ilgi çeker, yeterince sürükleyicidir. Oysa dizide öyle olmamış. İşin kolayına kaçılmış, kişiler gerçek dışı kimliklere sokulmuş, karşıtları karikatürize edilmeye, küçük düşürülmeye çalışılmış.

Bu dizi ile ilgili olarak daha önce Osmanlı tarihi konusunda duyarlı bazı yazarlar eleştirel yazılar yazmışlar, bazı dikkatsizliklere ve yanlışlara işaret etmişlerdi. Görülen o ki, yapımcılar bu eleştirilerden yararlanmak yerine, bil(me)diklerini okumaya devam ediyorlar, etmişler.

Geçen akşam izlediğim bölümde, ortalarda sinsice, hilekar, düzenbaz bir kimlikle ve üstü başı lime lime dolaşan bir Mahmut Paşa var. O kadar lime lime ki, ilk gören 'dilenci' sanıyor. Dizinin bu kılık ve kimlikle tanıt(maya çalış)tığı Mahmut Paşa, gerçekte Sultan Hamid'in eniştesi ve ilk Adliye Nazırı 'Damat' Mahmut Celaleddin Paşa. Kaptan-ı Derya Halil Rıfat Paşanın oğlu.

5. Murad'ın tahta çıkarılması girişimiyle ilgisi olduğu söylenip azledilmiş; Kuruçeşme'deki Yalısı'nda oğulları Sabahaddin ve  Lütfullah'ın eğitimiyle ilgilenmiş. 1899'da onları alıp Paris'e gitmiş; orada Abdülhamid karşıtı çalışmalara katılmış. Dizide gösterilen kişilik ve kılıkla ilgisi olmayan önemli ve şerefli bir Osmanlı Paşası.

Bir de, Sultan Hamid'e karşı oyunlar kuran, onun almak istediği arazileri daha önce çeşitli hilelerle satın alan, sonra bu arazileri Sultan'a vermek karşılığında kurulacak Osmanlı Neft (Petrol) Şirketinin başına geçmek isteyen bir genç var. Bu genç, Sultan'ın kızkardeşi Seniha Hanımefendi ile Mahmut Paşa'nın oğlu Sabahaddin. Biraz tarih bilenlerin tanıdığı adıyla Prens Sabahaddin. Dizi, Prens Sabahaddin'i de karikatürize etmeye, küçük düşürmeye çalışıyor, aşağılıyor. Çünkü Prens Sabahaddin, sonraki yıllarda Avrupa'da Abdülhamid'e muhalefet eden isimlerin önde gelenlerinden.

Ama yapımcıların atladığı bir gerçek var. Sultan Hamid'e oyunlar kurmaya kalktığı anlatılmaya çalışılan Sabahaddin, daha 20 yaşını doldurmadan Türkiye'den ayrılmış. Mahmud Celaleddin Paşa 1899'da iki oğlunu alarak iyi bir eğitim görmeleri için Paris'e göçmüş. Prens Sabahaddin, Avrupa'daki Osmanlılar arasında en iyi yetişmiş olanlardan biridir. Paris yıllarında sosyal bilim akımlarıyla yakından ilgilenmiş, "Adem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsi" (Yerinden Yönetim ve Özel Girişimcilik) diye adlandırılan görüşleriyle, Jön Türkler içinde de "İttihad ve Terakki" taraftarlarından ayrılmıştır.

Onun Abdülhamid karşıtlığı -ki Sultan Hamid öz dayısıdır-  kişi karşıtlığı olmanın ötesinde, bir yönetim biçimi karşıtlığıdır. Prens Sabahaddin, düşüncelerinin tartışmalı boyutları bir yana, doğu toplumunun cemiyetçi yapısı içinde 'ferd/ birey' kavramını farkeden ve bunu dile getiren sosyal bilimcilerden biri olmak açısından önemlidir. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde pek kabul görmeyen görüşlerine son yıllarda rahmetli Turgut Özal'ın değer verdiği ve "Biz, Prens Sabahaddin'in görüşlerine yakınız" dediği bilinir.

Hal böyleyken, bir TV dizisinde Sultan Hamid'i yüceltmek için, olayları çarpıtarak ve kişileri karikatürize ederek karşıtlarını aşağılamaya çalışmak, her şeyden önce tarih saygısızlığıdır. İnanıyorum ki, bu saygısızlık, sadece haksız karalamalara ve çarpıtmalara maruz kalan kişilerin değil, bu tür haksızlıklarla -sözde- yüceltilmeye çalışılan Sultan Hamid'in de hatırasını rahatsız edecektir.

Bu tür bir yüzeysel tarih dizisinin TRT'de yayınlanması ise, ayrıca tartışılması gereken durumdur. Çünkü TRT, sıradan ve şahsi bir iletişim kanalı değil, bütün milletin vergisiyle ayakta duran bir kamu iletişim kurumudur.

Böyle bir kurumun, üstelik büyük paralar da vererek, yayınladığı bu tür yapımlarda her bakımdan üstün nitelik araması, sadece millete ve tarihe karşı borcu değil, yasalarla belirlenmiş olan görevinin de gereğidir.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…