Türkiye Şengal’e Neden Sessiz

Geldiğimiz aşamada bu tablonun değişmesi artık doğrudan bir savaş demektir, ki bu seçeneğin hem Türkiye’ye hem İran’a kaybettireceğini herkes çok iyi biliyor.


Riyad’da kotarılan anlaşmanın sahnelenen soytarılıktan öte bir izi kalacak mı, buna karar vermek için biraz zaman gerekiyor. Ama şimdilik İran’ın genişleme sürecinin sınırlarına ulaştığına dair verilen mesaj net ve Riyad Deklerasyonu’nun işlerlik kazanması İran’ın bu mesajı ne kadar ciddiye alacağına bağlı görünüyor

Son günlerde Şengal’de yaşanan gelişmeler ise hem İran’ın sözkonusu mesaja tepkisi hem de Kürdistan ölçeğinde süregelen Türkiye-İran mücadelesi hakkında önemli ipuçları taşıyor.

Irak’ın Şii milis gücü olmaktan çok İran’ın Irak’taki askeri gücü olarak hareket eden Haşdi Şabi, ‘Şengal Şehitleri’ adını verdiği bir operasyonla 2014 yılından bu yana IŞİD’in elinde bulunan Keyrewan bölgesindeki yedi köyü ele geçirdi.

İlk bakışta bu operasyonu İran’ın malum ‘Şii Hilali’ güzergahında Irak-Suriye bağlantısını gerçekleştirme hamlesi olarak okumak mümkün. Zira Keyrewan, Şengal’in hemen Suriye sınırında yer alan bir bölge. Bir başka önemi ise Musul ile Rakka’yı birbirine bağlayan 47 nolu otoyol üzerinde olması.

Dolayısıyla, bu hamlenin zamanlamasının hız kazanan Rakka operasyonuyla da doğrudan ilişkili olduğu muhakkak. Nihayetinde, IŞİD sonrası Rakka senaryoları muğlak ve İran belli ki bu son hamlesiyle Rakka’nın Suriye rejimi kontrolüne geçmesi için sahada daha da güçlü bulunmak niyetinde.

Peki, Kasım 2015’te Şengal’deki Kürt ve Ezidi silahlı güçlerin uluslararası koalisyonun desteğiyle kotardığı ‘Şengal’i Özgürleştirme Operasyonu’ sırasında bu bölge IŞİD’den neden temizlenmedi?

Altı ay önce bu soruyu yönelttiğim peşmerge komutanı Musul Operasyonu’nu işaret etmişti. O tarihlerde Musul Operasyonu henüz başlamış ve peşmerge komutanının söylediğine göre IŞİD’e bu sınır bölgesinden Rakka’ya kaçış için açık kapı bırakılmıştı.

Sonuçta bu açık kapıdan kaç IŞİD’li Rakka’ya kaçtı bilmiyorum, ama bu süreçte Musul Operasyonu’nun dışında tutulan Haşdi Şabi Telafer’i çevreledi ve tam da Musul Operasyonu batı cephesinde de sona yaklaşırken, Telafer yerine Şengal’e yöneldi.

Bu gelişmeye ilk tepki gösteren doğal olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’di. KBY’nin deyim yerindeyse korktuğu başına geldi ve Şengal’de geri dönüşü zor bir yola girildi. Öyle ki, Haşdi Şabi tehdidini bertaraf etmek için 2003 yılından bu yana ilk kez Irak ordusunun peşmergeyle birlikte Şengal’de ortak bir güç oluşturması bile gündeme geldi.

Bu arada meselenin Bağdat boyutuna ışık tutmakta da fayda var. Obama Yönetimi’nin Irak’ın adeta küllerinden yeniden doğması için destek verilen Abadi hükümeti yavaş yavaş ömrünü tamamlıyor görünüyor. Musul Operasyonu bittikten sonra Abadi hala yerinde durabilir mi, meçhul. Bu konuda Şii lider Mukteda es-Sadr’ın nasıl bir tavır takınacağı önemli. Ama en azından İran’ın Abadi hükümetini ayakta tutan mutabakatta artık yer almayacağı aşikar. Bunun en önemli  göstergesi de henüz Kasım 2016'da Irak Parlamentosu’ndan geçirilen yasayla resmi ordu ve polis güçleriyle aynı haklardan yararlanma ayrıcalığına sahip bir kolluk gücü olarak tanınan Haşdi Şabi’nin, ‘Şengal Şehitleri’ operasyonunu Bağdat’a rağmen gerçekleştirmiş olması. Zira Abadi bu operasyondan dolayı Haşdi Şabi’yi IŞİD’e benzetti.

İşin ilginç tarafı ise Haşdi Şabi Telafer’i çevrelediğinde tehditler savuran Türkiye’nin, bu son operasyona hiç ses çıkarmaması. Üstelik Şengal’e bir operasyonun, bugün değilse yarın, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılması beklenirken...

Bu sessizliğin nedenini tartışmadan önce şu gerçeği ikrar etmekte fayda var: Arap Baharı başladığından bu yana Irak ve Suriye’de süren Türkiye-İran vekalet savaşının sonunda İran sınırlarını genişletirken, Türkiye mevcut sınırlarını koruma hedefinden ibaret bir pozisyona çekildi.

Geldiğimiz aşamada bu tablonun değişmesi artık doğrudan bir savaş demektir, ki bu seçeneğin hem Türkiye’ye hem İran’a kaybettireceğini herkes çok iyi biliyor.

Hal böyleyken, ABD’nin de İran meselesini Suudi Arabistan’a havale ettiği şu günlerde Türkiye- İran ilişkilerinde yeni bir işbirliğinin gelişmesi hiç kimseyi şaşırtmamalı.

Bu işbirliğinin de öncelikle Kürt politikasında ortaklaşmak olacağını ise tahmin etmek zor değil. Zira sözkonusu vekalet savaşı sürecinde yaşanan en önemli değişiklik her iki ülke açısından da ‘Kürt sorunu’nun bir ‘Kürdistan tehdit’ine dönüşmesi oldu. Kürtlerin Batı’yla kurduğu ilişkiler de dikkate alındığında, Türkiye ve İran çıkarlarının birbirleriyle çatışmaktan çok işbirliği yapmak olduğununa nihayet kanaat getirmiş görünüyor.

Bu bağlamda, Haşdi Şabi’nin ‘Şengal Şehitleri’ operasyonunun Şii Hilal’in oluşturulması yanında Irak-Suriye eksenindeki ‘Kürt koridorunun’ kesilmesine de denk düştüğünü gözden kaçırmamak gerekiyor.

En son tahlilde, Türkiye İran’ın kazanımlarını geriye döndürmek gibi bir imkansızı zorlamak yerine, İran’la ortaklaşarak her iki ülke için de öncelikli ve mümkün olan Kürt kazanımlarını boğma tercihine teşne görünüyor.

Böylesi bir işbirliği durumunda ABD’nin ve Rusya’nın alacağı tavır, hiç kuşkusuz, Kürtler açısından kritik önem taşıyacak. Ama asıl önemli olan Kürtlerin bu olası işbirliğine karşı yine kendi aralarında bölünerek mi yoksa birlikte hareket ederek mi yanıt vereceği…

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…