Türkiye ya Amerika ya Rusya diyecek

Rus Sputnik haber ajansı yazar ve analistlerinden Andrew Korybko, Moskova merkezli haber-yorum internet sitesi Oriental Review için bir yazı kaleme aldı. Trump yönetiminin Rusya’nın beklediğinden hızlı bir şekilde Türkiye’yi Avrasya çizgisinden yeniden Batı çizgisine yaklaştırmaya çalıştığını yazdı. Bunun karşısında Rusya’nın ne gibi kartları olduğunu Rusya’nın Slav milletçiliği bakış açısı ile analiz etti. Her ne kadar yazı, Rusya’nın Bab’da TSK güçlerine sladırısından önce kaleme alınsa da bu saldırının arka planını ve nedenlerini anlayabilmek bakımından ufuk açıcı olabilir.

Andrew KORYBKO

Çeviren: Armağan Kargılı

Şimdiye kadarki uygulamalar, Trump’ın “Önce Amerika” fikrinin uluslararası tecrit ya da barışa denk gelmediği bütün objektif gözlemciler tarafından açık bir kanıt sayılmalıdır. 45. Cumhurbaşkanı, İran ve Çin’e karşı sert bir duruş sergiliyor. Hatta Türkiye’yi şu anda Moskova ve Tahran’ın bir parçası olduğu “Büyük Güçler Üçlüsü”nden uzaklaştırmaya çalışıyor. Ortaya çıkmıştır ki, Trump’ın elinde bir kaç karttan fazlası vardır ve ülkesinin çıkarları açısından oyunun açılışını da oldukça iyi yapmıştır. Bu, büyük jeopolitik stratejinin ikinci unsurudur ve bu makale de bu unsura odaklanmaktadır. Ortaya çıkmıştır ki, Trump’ın elinde bir kaç karttan fazlası vardır ve ülkesinin çıkarları açısından da oyunun açılışını oldukça iyi yapmıştır. Arkasındaki planın ayrıntılarına derinlemesine girmeden (Büyük güçler üçlüsü hakkındaki görüşlerini başka bir makalede açıkladığını söylüyor), Türkiye kararlı bir şekilde 2016 yılı ortasında Batı’dan uzaklaştı ve Avrasya komşuları ile kucaklaşmaya başladı.

Bu, yalnızca Aralık ayı sonlarında Moskova Bildirgesi ile değil, daha sonra Astana’daki toplantının yanı sıra, Rusya ile NATO arasında bir ülke olan Türkiye’nin ilk kez ortak anti-terör misyonuna katılmasıyla doruğa ulaştı. ABD, açık bir şekilde “Türkiye’yi kaybetme”nin eşiğinde olduğunu, “derin devlet” söylemini kullanıp sürüden ayrılan “müttefiki” ni önlemek için acilen bir şeyler yapması gerektiğini farketti. Obama yönetiminin, başarısız Gezi Parkı Renkli Devrimi, Ankara’nın PKK ile bağlantılı terörist oldukları yönündeki itirazlarına rağmen PYD-YPG Kürtlerini desteklemesi ve başarısız Amerikan yanlısı darbe teşebbüsü diye özetlenebilecek Türkiye’ye yönelik politikaları bu ülkeyi kısa sürede Amerika’nın düşmanı haline getirebilecek kadar yıkıcı uygulamalardı. Ama Erdoğan, yönetimini ve ülkesini zayıflatmak için yapılan her şeye rağmen ABD ile köprü kurmak için çok heveslidir. İşte bu nedenle de NATO’nun “nükleer seçeneği” olmaktan ve uzun zamandır düşünü kurduğu AB’ye katılma hayalinden de vazgeçmedi. Buna rağmen, Amerikalı bakış açısına göre durum yine de korkunçtu ve Trump ekibi, Türkiye’yi geri kazanmak için hızlı hareket etmek zorunda olduğunu biliyordu. Neyse ki, ABD yönetiminin bu kez rakip partiler arasındaki değişimi, onlara yüzlerini Anara’ya doğru dönmek için gereken makul gerekçeleri verdi ve şimdiye kadarki gidişat oldukça da umut verici görünüyor. Devam etmeden önce, ABD ile Türkiye arasındaki jeopolitik anlaşmazlık noktalarına gözatmak gerekiyor. Bu noktalar;

  • ABD’nin Gülen’i ve onun himayesindeki terörist ağı barındırması,
  • ABD’nin; Ankara’nın PKK ile bağlantılı terörist olarak görmesine rağmen Suriye’deki PYD-YPG Kürtlerine destek vermesi,
  • Kıbrıs’ta çözülmemiş toprak anlaşmazlığı;
  • Ve Brüksel’le daha önce vardığı tartışmalı anlaşma yüzünden Türkiye’nin milyonlarca göçmeni geçici olarak barındırıyor olması idi.

Bu dört baskı noktası, Türkiye’yi Avrasyacı köklerine döndürmüştü. Buna karşı Trump yönetimi, hızla şu adımları atmaya karar verdi.

  • Erdoğan’ın sözlerine inanır görünmek ve Türkiye’nin Gülen’i iade talebini ciddiye almak,
  • ABD’nin PYD-YPG Kürtlerine zırhlı araç gönderdiği raporlarını samimi ya da Machiavelli’ci bir tarzda resmen reddetmek, bunların Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu “Suriye Demokratik Güçleri” içindeki Arap üyelere verildiğini açıklamak;
  • Yukarıdakilere uygun olarak, Obama Dönemi’nin SDG’ye bağlı “Rakka operasyonu planını çöpe atıp Türkiye’yi El-Bab ve Rakka ortak operasyonlarına katılmaya davet etmek,
  • Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi planı yerine Türk yanlısı “federalizasyon” çözümünün olumlu sonuçlanmasını amaçlayan müzakereleri hızlandırmak;
  • Ve Suriye’de “güvenli bölgeler” ihtimalini ciddi biçimde tartışıp, Kuzeyde, Türkiye’nin ümit ettiği “tampon bölgeyi” oluşturup milyonlarca göçmen için bir “boşaltma alanı” yaratmak için adım atmaktı.

Trump yönetiminin Türkiye’yi geri kazanma çabasının hızı, Rusya için sürpriz oldu gibi görünüyor. Bu nedenle de Moskova, Suriye ve Türkiye’nin Halep’te karşı karşıya gelmelerini önlemek için koordinasyon çabalarını sürdürdüğünü ama taraflar arasında hala büyük farklılıklar olduğunu resmen kabul etti. Bu son açıklama, yukarıda saydığım Amerika hamlelerinin tümü yapıldıktan ve Washington’ın neyin peşinde olduğu anlaşıldıktan sonra oldu. Rus stratejistler ve karar vericiler genellikle aşırı tepkilere pek başvurmazlar. Bu nedenle de tarafların farklılıklarının hatırlatıldığı açıklamayı hemen, Moskova’nın Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde bir “tampon bölge” yarattığına inanmadığını vurgulayan ayrı bir bildiri takip etti. Bu “iyi polis, kötü polis” yaklaşımının ardındaki temel nokta, Rusya’nın ABD’nin hangi oyunlar peşinde olduğunu anladığının işaretlerini Türkiye’ye bildirmektir. Kötü polis, taraflar arasında farklılıklar var hatırlatması ile Rusya, “Amerika’nın Türkiye’yi geri kazanmayı denediğini anladı” demek istiyor. İyi polis, “Türkiye güvenli bölge inşa etmiyor” diyerek “Ankara ve Moskova’nın hala birbirine güvendiğini gösteriyor.

Bununla birlikte, Türkiye’nin “tampon bölge” yaratma niyetlerini inkar eden Rusya’nın ifadesinin ardından, “Bizim gibi, Ankara da ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ve bölünmenin kabul edilmezliğinden bahsediyor” uyarısı ise ilginç. Bu açıklama, Rusya’nın tampon bölge’yi bölünme ya da ilhakla eşit saydığını gösteriyor. “Türkiye’nin bu isteği, fiilen ya da kazara ‘federalizasyon’ ile sonuçlanabilir ki bu, Rusya tarafından yazılmış ve düzeltilmemiş taslak Suriye anayasasında da yer alıyor” denilmek isteniyor. Rus -Türk Stratejik Ortaklığı, gün geçtikçe güçleniyor. Altı ay boyunca Moskova’nın elde ettiği tarihi kazanımlar geri verilemez. ABD, dikkat çekici şekilde klasik böl ve yönet tavrıyla iki taraf arasında yerleşik taşları oynatıyor. Türkiye’yi El-Bab çevresindeki terörle mücadele operasyonlarına geri döndüreceğini açıklamasının şu andaki Rus diplomasisi başarılı olmazsa Washington-Ankara ittifakını Moskova-Şam ittifakı ile karşı karşıya getireceğini ABD çok iyi biliyor. Moskova, Ankara’yı Washington’dan uzaklaştırıp kendi yanında tutmak için Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye ayrıcalık verdiği gibi bir algı yaratmamak için çok dikkatli olmak ihtiyacındadır. Çünkü bu, “Yeni Soğuk Savaş”ta jeopolitik kazançlarını arttırmak için Rusya’nın Suriye’nin egemenliğini istismar ettiği ve “pazarlık kozu” olarak kullandığı spekülasyonlarını tetikleyebilir. Asıl nokta şu ki, Rusya, Ankara ile olan yakınlaşmasını korumak için Kuzey Suriye’deki bazı sınırlı Türk çıkarlarına karşı “esneklik” göstermeye mecburdur. Bu, Türkiye’yi Avrasya’dan uzaklaştırmaya çalışan Amerika’nın vaadettiği ortak anti-terör operasyonlarına karşı pragmatik bir adımdır. Şu anda Suriye’de stratejik açıdan son derece karmaşık ve hızlı bir döneme girilmiştir. Önümüzdeki aylarda atılacak adımlar, Suriye’de oyunun sonunu belirlemek açısından hayati olacaktır. Moskova, satranç hamlelerini tüm Ortadoğu’da sürdürmeli ve Amerikan stratejisini mat etmelidir. Washington’un Ankara’yı tek kutuplu kampa geri götürme çabaları karşısında Rusya, Ankara’nın bazı taleplerine göz yummak, Türkiye’nin sadakatini korumak için Erdoğan’a birkaç sembolik kemik atmak zorunda kalabilir.

* Yazının orjinali için tıklayınız