Uzlaşı olmaz ise referandum tehlikeye girer

Kürtlerin her parçadaki örgütlerinin iç uzlaşısı hiç kuşku yok tüm parçalardaki Kürtleri Ulusal Kongre’ye taşıması muhtemel geniş stratejik birliğin de başlangıcı olabilir.


Güney Kürdistan’da yapılması kararlaştırılan referandumun tarihi yakınlaştıkça, diplomasi trafiği de hızlanıyor. Bölge Başkanı Mesud Barzani ve beraberindeki üst düzey heyet Avrupa temaslarında birçok görüşme yaptı. Bu görüşmelerde Dışişlerinde, hükümetlerde sorumluluk düzeyinde olanlar renk vermez, genel geçer kavramlarla durumu izah etmeyle yetinirken yerel yöneticilerin önemli bir bölümü, bunun yanı sıra herhangi bir devlet sorumluluğu olmayan siyasetçiler ise referandumu da, Kürtlerin bağımsız devlet kurma girişimlerini de açıktan desteklediler…

Bu elbet anlaşılırdır. Avrupa’daki devlet bürokratları, devlette görevi olan siyasetçiler, Dışişlerinin dehlizlerinde siyaset yapanlar bu görüşmelerde pek renk vermezler. Tabi yalnız renk vermeme değil, kimsenin gönlünü kırmama konusunda da özen gösterirler. Avrupa devletlerinde aslında yerel yöneticiler ile devlet görevi üstlenmeyen siyasetçiler kamuoyunun aynasıdırlar. Devleti yönetenler, hem nalına hem mıhına vururken, diğerleri kendi kamuoylarının tutumunu yansıtırlar.

Bu ülkelerde açıktır ki bunca emek veren, bedel ödeyen, dünyayı DAİŞ gibi bir beladan kurtarmak için canını dişine takan bir halkın kendi kendini yönetmek için yapacağı bir referanduma karşı çıkmanın mantığını kamuoylarına anlatmak o kadar kolay olmaz. Ancak şu da bir gerçek, nihayetinde kararı hükümetler verir, devlet çıkarlarını gözeterek tutum alırlar ve bu durum kamuoylarının ilgi alanına da pek girmeyebilir. Yani bir devlet, kamuoyu Kürtlerin bağımsızlığından yana diye hemen bağımsızlığı destekleme kararı almaz.

Avrupa ne kadar diplomatik davranırsa davransın, doğu ülkeleri tam tersi tutum takınır. Bu ülkelerde kamuoyunun tümü bir ve benzer düşünse bile sonuçta kararı devleti yöneten(ler) verir ve kararlarını da ölümüne savunurlar. Hal böyle iken aklımıza gelen ilk 4 devletin tutumunu hemen kafadan verebiliriz. İran, Türkiye, Irak ve Suriye bağımsızlık referandumuna da, Kürtlerin bağımsızlığına da kökten karşıdır. Hatta böylesi bir durumu ‘savaş nedeni’ sayacak kadar ileri gitmeye de hazırlar. Bu 4 devletin Kürtlere karşı tutumunu irdelediğinizde, birini alıp pekala diğerine vurabilirsiniz. Birbirlerinden farkları yoktur. Hatta aralarındaki sorun ne olursa olsan Kürtlere karşı aynı dakika yan yana gelecek kadar da Kürt düşmanıdırlar.

Bu devletlerin onyıllardır milliyetçilik ve ırkçılıkla şırınga edilmiş siyasetçileri de, kamuoylarının azımsanmayacak bir kesimi de devletlerinden farklı değil. Bu ülkelerdeki milliyetçinin, ırkçının kendine solcu diyeni de, sağcı, muhafazakar, liberal diyeni de dünyanın öte yakasındaki bir kesimin haklarını canhıraş savunurken, iş dünyanın öte yanında kendi lehine bir adım atmaya hazırlanan Kürde gelsin ona topyekün düşmanlık yapmaktan çekinmezler.

Avrupa devletleri ne yazık ki bu devletlerle olan çıkarlarını hiçbir zaman gözardı etmez. Yalnız referandum veya bağımsızlık meselesinde değil, en sıradan bir hak konusunda bile tamamen tüccar gibi bakarlar meseleye. Türkiye ile imzalanan şu meşhur Mülteci Anlaşması’nı hatırlayın. Avrupa’ya 2 fazla mülteci gelmesin diye, Türkiye’de hangi hak ihlallerini görmezden geldiler, hangi ölümlere gözlerini kör ettiler...

Hala gözlerini kör etmeyi, görmezden gelmeyi sürdürüyorlar. O Batı Kriterleri dedikleri o değerler bütünü de kağıtlar üzerinde kalmaya devam ediyor.

Durum aynen bu ve açık ki bu durumu tersine çevirecek olan sadece Kürtlerin kendisidir...

Kürtlerin yapması gerekene, özellikle son yaşananlar ışığında baktığımızda iki boyutlu olduğunu görürüz. İlk boyutu her parçanın Kürdünün kendi içindeki uzlaşısı; diğer boyutu ise parçalar arası uzlaşıdır. Elbet her boyutun kendi içinde diğer halklarla ve inanç gruplarıyla olan uzlaşısını da gözardı etmemek gerek.

Bu kolay mı?

Hiç de değil.

Yıllardır Ulusal Kongre kavramını duyarız. 1990’ların başından bu yana 4 parçanın Kürdü bir araya gelir, uzlaşmaz, dağılır. 2013’ten sonra ciddi adımlar atıldı, o da bir yere gelip tıkandı.

Kürtler, kendi içinde de barışık değil. Örneğin Güney Kürdistan, tüm bölgeyi, dolayısıyla tüm dünyayı ilgilendiren tarihi bir adım atıyor ancak daha yanyana gelip iki kelam etmemiş partiler var.

Bu dönemin, özellikle de son 10-15 yılın hiç kuşkusuz en sevindirici yanı, ufak tefek pürüzler yaşansa bile hiç olmazsa Kürtler arasında silahlı bir iç çatışma olmamasıdır. Ancak hala uzlaşı noktasında istenilen adımları atamamaları, özellikle de bölge devletlerinin ayak oyunlarını alt edebilmek için bir araya gelememiş olmaları, ciddi bir pürüzdür.

Güney Kürdistan’da partiler iç pürüzlerini gidermez, parlamentoyu herkesin ortaklaştığı bir biçimde işlevsel kılmaz ve birbirlerine tahammülkar davranmaz iseler korkarım ki bağımsızlık referandumunu – en azından belirlenen tarihte –  yapacak olanakları bulamayabilirler. Bölgenin aç kurtları ne yapar eder onları birbirlerinin aleyhine kullanır ve bir kez daha Kürtler kendi kaderlerini kendileri tayin etmek yerine kendi kaderleriyle başbaşa kalabilirler.

Şu da gerçek.

İçteki her partinin bir şekliyle diğer parçalarda da karşılığı olan güçler var. Birileri bir diğerine daha fazla yakındır veya uzaktır. Bu durumda iç uzlaşı diğer parçalardaki güçleri de etkiliyor. Bir diğer deyimle içteki uzlaşı, pekala Ulusal Kongre’ye giden adımın da başlangıcı olabilir, hatta olur...

Kürtler, eğer bir daha kendi kaderleri ile başbaşa kalmak istemiyorlarsa bölgenin yeniden dizaynının kaçınılmaz olduğu bu dönemin kıymetini bilmeli…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…