Artı Gerçek

Birinciliği eş durumundan kaybettik!..

Kendime göre gizli bir torpilim var jüride. Tiyatro yazarı, yönetmen ve oyuncu Sermet Çağan'ın eşi Seçkin abla jüride. Hiçbişey konuşmadık ama ben sanki konuşmuşuz gibi rahatım.



İLTÖ, yani İstnabul Liselerarası Tiyatro Örgütü'nün son oyununu Özel Kalamış Lisesi olarak biz oynayacağız. 2 tane ciddi sorunumuz var, gerçekten heyecanlıyız, diğeri de 2 arkadaşımız da birbirlerinin yüzüne bakınca gülme krizine giriyor. Çıtçı Engin'le Hüdai sahnede göz göze gelmesin, kimse tutamıyor ve bize de bulaşıyor kahkaha. Sanki profesyonelmişim gibi Tuncay Özinel bu işi çözmem gerektiğini söyledi. En kolayı gerginlik, 5-6 kişiye cep konyağı aldım ve hepimiz mayıştık.

Ama gülmeye çözüm çok zor, belki de amatörlüğümden. Tuncay'a gittim, bana ne dese beğenirsiniz, gülenleri ve kışkırtanları tekrar gerecekmişim. Hatta kavga noktasına getirecekmişim. Gülenler dışında Ayı Erol'un Çıtçıt Engin'le çok sahnesi var ve başlarsa önleyemem. Engin'le Erol'un arasını kız Engin vasıtasıyla bozdum. Çıtçıt Engin gerçekte kız Engin'e aşık ve benim o yıl en iyi arkadaşım. Ben oyunda kız Engin'e aşığım. Çıtçıt'a gittim ve Ayı Erol'un kız Engin'e sarktığını söyledim. Neredeyse tekme sille girişecekler ve oyun böyle başladı, herkes içkiyle yumuşamış ve kıskançlık kavgasıyla gerilmiş.

Oyun başladı ve gerçekten çok iyi oynuyoruz, Nükhet Fadime Nine'de döktürüyor, kuru sıkı çalışıyor ve derken Nazım'ın şiiri okunmaya başladı sahnede, demir parmaklıklarla giriyoruz sırayla. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, çıt yok, sanırsın ki nefes alan yok, herkes ölüye yatmış. Şiir biter bitmez herkes ayaklandı ve bütün liseliler hep bir ağızdan "Bağımsız Türkiye" sloganı atıyor. Acemiyiz, slogan boşluğunda ne yapacağımız bilmiyoruz, yardım diye ön sırada Tuncay'a baktım, yardım edecek gibi değil, ağlıyor Tuncay. Hemen kafamı çevirdim, yoksa ben başlarsam kimse durduramaz, ailenin musluğu gibiyimdir, cıvata hep yalamadır.

Neyse oyun bitti ve jüri toplandı. Kendime göre gizli bir torpilim var jüride. Tiyatro yazarı, yönetmen ve oyuncu Sermet Çağan'ın eşi Seçkin abla jüride. Sermet amca Ayak Bacak Fabrikası'nın yazarı, ilk Türk epik oyunun yazarı ve ölene kadar babamın sık görüştüğü birisi, kızları çocukluktan arkadaşlarımız. Hiçbişey konuşmadık ama ben sanki konuşmuşuz gibi rahatım.

Neyse sonuç açıklandı, Haydarpaşa Lisesi birinci ve biz ilk üçte yokuz. Ben bişeyi hesaplamamışım yada düşünmemişim, Sermet amca öleli çok olmuş, Seçkin abla da Tanju Cılızoğlu'yla evlenmişti. Burada sorun yok, yok da hemen anında öğrendik tabii, Tanju abi Haydarpaşa Lisesi mezunuymuş meğer. Haydarpaşa Lisesi öğrencileri de Güngör Dilmen'in bir oyununu oynamışlardı. Bugün baktığımda iyi oynadıklarını söylemem gerek. Ama gerçekten birincilik bizim hakkımızdı ve ilginç bişey yapıldı o gece. İlk 3 ve iyi erkek ve kadın oyuncu olarak belirlenmiş ödüller, bir de yardımcı oyuncular sanırım. Bize başka bir ödül verdiler o gece, yoktan var edilen "Özel Jüri Ödülü". Bizden sonra devam etti mi o ödül, bilmiyorum, çünkü onca zulümden sonra İngiltere yolu gözüktü bana.

Kolay olmadı, çünkü ben konservatuar diye tutturdum. Babamın bir inadı vardı, önce lise bitmeliydi, lise bittikten sonra üniversite olarak seçebilirdim ama lise bitmeliydi. Babamın o lise inadı ben okumayı bırakana kadar sürdü. Konservatuar üniversitede de aklına yatmıyordu ama kendine göre zaman kazanıyordu. Babam ikimizin de sanat dışında bilime yönelmesini çok istedi, Ali konusunda istediği oldu ama bende tutmadı, uyuşmadı o kan. Hatta benim iyi bir operatör doktor olmamı istediğini belirten mektuplar yazmaya başladı. O konuda yanıt vermemeyi tercih ettim, çünkü ben doktor olsam ve ameliyattan çıkan hastam ölse –ki bu çok doğal- ben günlerce kendime gelemem.

Oyun bittikten sonra kıskançlık olayını açıkladım, bu kez onlar bir olup beni kovaladılar. Aradan 46 yıl geçti ve biz hâlâ yaşayan bütün arkadaşlar bir araya geliyoruz. Sanki tek sınıfmış gibi 48 kişi buluştuğumuz bile oldu, güzel bir duygu.

İnsanın bilinçaltı çok ilginç, okul kapandı, yaz tatili ve İngiltere hazırlıkları. Ben İngiltere'ye gittim, Eylül ayıydı ve birden aklıma tüfekler geldi, ne olduklarını bilmiyordum, oysa bana zimmetliydi ve benim imzamla teslim edilmesi gerekiyordu. Kışlada okuduğum yazılar beni öyle etkilemiş ki, onları kafamdan silip, yok saymışım. Anlayacağınız teröristliğim 13 yaşında başladı, zimmetimdeki 4 tüfeği teslim etmeden yurt dışına çıktım. Yani benim ajanlığım çok eskilere dayanır, Can Dündargiller daha çömez yani.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…