Artı Gerçek

Çatlıycem leyn gülmekten!..

Artık toplu taşıma gibi, babalanmalar da toplu, o yüzden sadece 'Eyyyyy' yerine 'Eyyyyy, ehey de heyyyyy' diyormuş... Ben bantladım kendimi, yoksa ÇATLIYCEM LEYN GÜLMEKTEN...


Biz mi abartıyoruz, bilmiyorum ama belli bir makama gelen kişilerin konuşurken dikkat etmeleri gerekiyor gibi geliyor bana. Dikkatli konuşmadan kastım devamlı çok ciddi tavırlarla konuşmaktan bahsetmiyorum, espiri de yapmalı, sanat da konuşmalı, spora da önem vermeli ama yine de hepsini tartarak yapmalı.

Bu söylediğimin kolay olmadığını biliyorum, okul eğitimi dışında bir eğitim gerekiyor bunun için, tabi ki onunla beraber sosyal yaşam. Sosyal yaşamdan kastım, kitapçıya gidip kitaplara bakmak, yeni çıkanları incelemek, müzik, sinema, tiyatro dünyasında neler olup bittiğini irdelemek, bütün bunlar insanın iç dünyasını ve dünyaya bakış açısıyla beraber beynini geliştiren şeyler. Goethe'yi, Brecht, Ömer Seyfettin'i, Özdemir Asaf'ı okuyanlardan, İdil Biret'i, Yehudi Menuhin'i, dinleyenlerden, Kuzgun Acar yada Picasso'yu seyredenlerden, Yılmaz Güney yada Marilyn Dietrich'i izleyenlerden bir dinci, ÖSO'cu yada IŞİD'ci bulamazsınız. Yada bu insanlar konuştuklarında hot-zot konuşmazlar, bilmedikleri konularda da susarlar zaten.

Aziz Nesin'in Kenan Evren için yazdığı bir tekerleme var. Malum Kenan Evren Atatürk'e benzemek için elinden geleni yapıyor ama sadece konuşup, taklit ediyor. Onun üstüne yeni bişey koymak gibi bir çabası yok, yukarıda yazdığım gibi bunu yapabilmek için okumak, dinlemek ve izlemek gerekiyor. O tekerlemede bir bölüm şöyleydi:

Aman efendim O'na ne kadar benziyorsunuz

Ama ne olurdu O'nun gibi konuşaydınız da

Böyle yellenir gibi konuşmayaydınız...

Aman efendim O'na ne kadar benziyorsunuz

Hık demiş de burnundan düşmüş gibisiniz

Ama sanki pıt demiş de

Biyerlerinden düşmüş gibisiniz...

Nesin Vakfı'ndan çıktığımda elime bununla beraber 2-3 yazı olan dosyayı vermişti babam. Vapura kadar sabrettim ve vapurda bunu okudum. Beni tahmin edebiliyor musunuz, karnıma ağrılar giriyor gülmekten ve deli diye alsalar elimde bu yazılar. İnsanın gülmekten katılabileceğini ve ölebileceğini o zaman öğrendim.

Bu örnekleri neden verdiğimi anlamışsınızdır, cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendisini dünyanın tek hakimi olarak görmeye başladığından beri öyle konuşmalar yapmaya başladı ki, ben yine yerimde duramıyorum, başlıyorum katıla katıla gülmeye. Geçen gün bir konuşmasında Taksim Meydanı'ndaki Atatürk Kültür Merkezi için "AKM için de çok bağırdı Geziciler. İstediğiniz kadar bağırın çatlayın patlayın yıktık" dedi. Birden gözümün önüne eşim Hilal'le ben geldim, televizyondan haberleri izliyoruz ve Erdoğan konuşuyor. Tam bu noktaya geldiğimizde bizi aldı bir gülme ama şöyle böyle değil, Hilal çatlıyor, ben patlıyorum. Hadi diyelim gülmenin önüne geçtik ama çatlamayla patlamaya engel olamıyoruz. Karım gözümün önünde çatlaya çatlaya gidiyor. Ben de patlıyorum ama benimki çok önemli değil, daha yeni kalp krizi geçirmişim, 3 stend takılmış, fazladan yaşıyorum ama Hilal daha genç ve çatlamaması lazım. Elimle çatlayan yerlerini kapatmaya çalışıyordum ki ter içinde uyandım. Çene kemiklerim ağrıyordu, uykumda başlamışım gülmeye, Hilal üşüttüğümü sanarak bana garip garip baktı ve tasını tarağını aldığı gibi salona geçti.

Neyse, kalkıp çay yaptım, kahvaltı hazırladım ve rüyamı anlattım. Tam o sırada Erdoğan yine konuşmaya başladı."İstanbul'da yaşamaktan usanan biri ülkemize değil, hayata küsmüş demektir. Bunlar için bir ofis açıp bilet paralarını da verip göndermek lazım." Bu sefer yine gülüyoruz ama bu kez sinir krizi, ikimiz de birbirimize "Paraları almadan geldik Leyla" bakışları var.

Sinir krizi karışımı gülmemiz bitince Hilal bana ters ters bakarak "Bugünlük başka yok değil mi Ahmet, dengem bozuluyor" dedi. Korkarak ve kısık sesle "Adana kongre konuşması var aşkım" deyiverdim. Neyse ki daha 2-3 saat vardı. Zaman bu gibi durumlarda ne çabuk akıp gidiyor. Çatlasanız da patlasanız da engel olamıyorsunuz. Ve başladı konuşmaya, "Sizden ricam şu: Fitneye fesada aramızda yer vermeyeceğiz. Birbirimizi Allah için seveceğiz. Fitne üretmekten bıktık artık." Gülüyorum ama Erdoğan'ın fitneci olduğunu da öğrendim ya, bu yeter de artar bile. Tam "Eyyyyy, ehey de heyyyyy" diye başladığında televizyonu kapattım. Ödüm patladı "Eyyy Ahmet ve Hilal, yeter artık bu kadar güldüğünüz" diyecek diye. Neyse sonradan öğrendim, "Eyyyy" Fransa cumhurbaşkanı Macron'a, "Ehey" İsrail Başbakanı Netenyahu'ya "Heyyyy" de Kosova başbakanı Haradinaj'aymış...

Artık toplu taşıma gibi, babalanmalar da toplu, o yüzden sadece "Eyyyyy" yerine "Eyyyyy, ehey de heyyyyy" diyormuş. Hilal rahat, ben Almanya'ya gelince seyretmiyor bunları ama ben bantladım kendimi, yoksa ÇATLIYCEM LEYN GÜLMEKTEN...

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…