Artı Gerçek

İskoçya maceram ve İngiltere'den sınır dışı edilişim...

Düzeleceğini biliyordum ama ben kaşınıyordum, büyük bir megalomani içerisinde Türkiye devrimci hareketinin bana gereksinimi olduğunu söyledim. Ve sınır dışı edilerek Türkiye'ye geri döndüm.


Yine Türkiye'ye dönüş, yine arayışlar, hiçbiri peşimi bırakmıyor. Neyse, tekrar İngiltere'de karar kıldım ve Exeter'e geldim. Dil okulundayım, orta 1'den arkadaşım Feridun'la beraber geldik, benim derdim devam edebileceğim bir okul bulmak. 4-5 ay geçtikten sonra hepimiz okul aramaya gittik değişik şehirler, ben de Londra'ya konservatuara gittim Mehmet Ali Dikerdem ağabeyle.

Okula geldik ama yaşamımda bu kadar heyecanlandığımı anımsamıyorum, İngilizce tiyatro yapabileceğimi göstermem gerekiyor, ben de 3 değişik şiveyle İngilizce konuştum. Adamlar şaşırdı ve sınavları geçersem alabileceklerini söylediler. Bütün heyecanım babamdan yanıt gelene kadarmış, yine her zamanki gibi lise bitmeden olmaz dedi ve âşık olduğum tiyatro defterini orada kapattım.

Ve ver elini İskoçya, Edinburg'a geldim. Burada bana İran Azerisi Sabri Tabrizi yardımcı oluyor, okulu da o buldu, Stevenson College, şimdi 17 bin öğrencisi var, ben gittiğimde öğrenci sayısı 7 bin'di. Bu kadar büyük okulda okumak da zor, her taraf öğrenci kaynıyor, lise desen lise değil, üniversite desen üniversite değil. Kararımı verdim, ekonomi okuyacağım.

Öyle bir odada kalıyorum ki, yatağı yere attım, karyola koyunca odada yürüyemiyorum. Ama keyfim yerinde, İskoçlar daha sıcak kanlı insanlar, zaten İngilizceyi kuzeyde öğrendiğimden aksan zorluğu çekmiyorum ama değişik sözcükler var ve öğrenene kadar zorlanıyorum.

2-3 hafta geçti, öğrenci birliği seçimleri olacakmış, okulun tiyatro salonunda adaylar çıkıp konuşma yapacaklarmış, ona göre öğrenciler seçecek. Bu arada şunu söylemem gerek, National Union of Students İngiltere'de çok önemli bir öğrenci birliği ve neredeyse sendika kadar da kuvvetli. Bizdeki gibi onlarca dernek yok, bütün gruplar bunun içinde ve her zaman sosyalistler ve komünistler yönetimde.

Ben de aday oldum, 19 yaşıma gelmişim ve artık siyaset yapmam gerektiğine inanıyorum. 30'a yakın aday var ve benim dışımda 2 Filistinli kardeş aday. Tabii bu arada İngiliz, İrlandalı da var ama onları Britanya olarak aldığımdan 3 yabancı biziz. Filistinli Abdurrahman zaten önceki dönem de başkanmış. Neyse konuşma sırası bana geldi ve kısa ve öz olarak kaç yılından beri orada olduğumu anlattım ve yabancı öğrencilerin sorunlarıyla ilgileneceğimi ama orada okuduğum için beni Britanya eğitim sistemi ve yanlışlarının ilgilendirdiğini söyledim. Konuşma bitince size de soru soruyorlar, birisi kalktı ve saatin kaç olduğunu sordu. Ben de kolumdaki saati göstererek "Saatim yok" dedim. Gülüşmeler oldu, arkasından bir kız kalktı ve akşam ne yaptığımı sordu, ben de seçilmiş havasında "Toplantımız var" diyerek diğer adayları gösterdim.

Bunları yaptım ama her yanımı ter bastı, boşuna aday olduğum hissine kapıldım ve nasıl vazgeçebilirim diye düşündüm. Oylama yapıldı ve sonuç açıklandı, en çok oy Filistinli Abdurrahman'a, sonra da bana. O zaman şunu öğrendim, verdiğim 2 yanıtta da kendime güvenim vardı ve seçmen kendisine güvenen insana güveniyor. Sanırım o güveni ilk konuşmamda vermiştim ve kafalarında seçmişlerdi ve soru olsun diye soru sordular.

Haftada 1 toplantımız var ve önemli kararlar alınıyor. Aylar geçti, güzel şeyler yapıyoruz, bu kez kendi içimizde bir seçim olacak, National Union of Students'ın büyük kongresi var ve 2 kişi göndermemiz gerekiyor. Beni delege lideri olarak seçtiler, bir kadın arkadaşı da delege olarak. Delege liderinin tek farkı, önemli bir konuda sıraya girmeden konuşma hakkına sahip, yani 7 bin kişilik okulu ben temsil ediyorum.

Ve ilk kez siyasi kulisin ne olduğunu orada gördüm. Bilhassa anarşistler ve Troçkistler peşimizde, oylarımızı istiyorlar. Oysa biz kararımızı gelmeden vermişiz, Komünist partili yönetimi destekleyeceğiz. Öyle bir yıl ki, muhafazakâr idare iktidara gelmiş ve yabancı öğrenciler okullara yılda 70 pound ödüyorsa bunu 700'e çıkaracaklar ve kanun da çıktı çıkacak.

Gece yabancı delegeler karar verdi, bu konuda benim konuşma yapmam istendi. Beni yine bir heyecan bastı, en az 1500 kişiye konuşacağım ve deli gibi eğitimli bir kitle var karşımda. Nasıl konuşmam gerektiğine de o gece karar verdim, bu tip konuşmalarda teorinin işe yaramadığına karar verdim ve kendimce haklı çıktım, o günden sonra da hep pratikten anlatmaya çalıştım insanlara, gerek konuşmalarımda, gerek yazılarımda. Konuşmam şöyleydi:

"Sevgili arkadaşlar, gelen yeni hükümet biz yabancılara resmen ırkçılık yapıyor ve bizim üzerimizden para kazanmaya çalışıyor. Bunu durdurmanın tek yolu var, bütün okullarda bizler okulları işgal edeceğiz, derslere girilmeyecek ama bunu yaparken sizden şunu istiyoruz. Diyelim ki Cambridge Üniversitesi'nde 20 yabancı öğrenci başlattı, bu arkadaşları destekleyecek 200 İngiliz, İskoç yada İrlandalı lazım. Oxford'da da aynı, bizim okulda da. Bunu yapmazsak hükümetin dediği olur. Biz bunlara alışığız ama siz bizi desteklemezseniz, biz anında sınır dışı ediliriz ve ülkemizde de tutuklanma olasılığımız var."

Büyük bir alkışla kürsüden indim ama karar aşamasında, yani oylamada dediğim olmadı. Kongreyi bizim desteklediğimiz arkadaşlar kazandı, ertesi sabah okulumuza geri döndük. Oligarşi çok hızlı çalışıyor, 3 gün sonra devletten bir mektup aldım, "Ülkeyi 3 gün içinde terk etmeniz, aksi halde 6 ay hapis ve 400 pound para cezası." Gerekçe de çok komik, oturma iznimle okula yazılışım arasında 1 günlük boşluk. Bunu 6 aydır biliyorlardı ve sorun olmadığı söylenmişti.

Abdurrahman ve arkadaşlarım çok üzüldü, araya milletvekilleri girdi ve durumu düzelteceklerini söylediler. Düzeleceğini biliyordum ama ben kaşınıyordum, büyük bir megalomani içerisinde Türkiye devrimci hareketinin bana gereksinimi olduğunu söyledim. Tabii abartıyorum ama madem devrimci siyasete girmiştim, bunu artık ülkemde yapmalıydım. Ve sınır dışı edilerek Türkiye'ye geri döndüm. Yaşım tamı tamına 20 ve sınır dışı edilmiş bir devrimci.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…