Artı Gerçek

Nakit yazarı Mehtap Yılmaz'ın bitleri!..

Döneklik zor zenaat diye, Mehtap Yılmaz da bunların önde gidenlerinden birisi. Daha önce yazdığı bir e-mail var, okuyunca neden terbiyesizleştiğini daha iyi anlarsınız.


Döneklik zor zenaattır, bir kere döndünüz mü yeni yamandığınız yere yalakalık önüne geçilemez bir durum alır. Son dönemlerde bunun o kadar çok örneği var ki, insanların izlemekten başı döndü. Siyasetçi olarak bunların başında Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş geliyor. Yazar ve gazeteci olarak hangisini sayayım bilemedim, o kadar iğrenç durumdalar ki, işim gereği onları okurken midem kalkıyor.

Biliyorsunuz 3. havalimanı işçileri geçen gün iş bırakma eylemi yaptılar. Recep Tamam Erdoğan için bütün her şey şov üzerine kurulu olduğundan hemen asker, polis ve gaz araçları inşaat alanına geldiler. Oysa Erdoğan 29 Ekim'de açılış yapacaktı, kafasında çelişki vardı tabi, açılışa F 16'yla da gelebilirdi, yeni hediyemsi uçakla da. Oysa ben onun yerinde olsam paraşütle inerdim, düşünsenize cesareti, Emine hanım da yan paraşütte, güle oynaya geliyorlar. Hatta ince adamdır Erdoğan, havada bile eşine bir hediye gönderebilir ve Emine Hanıma yaklaşan bir koruma paraşütü, "Efendim bunu yan paraşütten Erdoğan beyler gönderdi" diyebilirdi.

Bu iş bırakma yalakaların çok canını sıktı, ilk olarak futbol dahil her şeyin uzmanı olan Habertürk yazarımsısı Fatih Altaylı açılışa 1,5 ay kala yapılmasını anlamsız buldu ve sudan nedenlerle yapıldığını iddia etti. Esasında haklıydı Altaylı, istekler arasında sudan bir neden de vardı, işçiler serviz araçlarının düzensiz ve geç geldiğini, yağmurlu havalarda ıslandıklarını söylemişlerdi. Alın size sudan bir neden. Fatih Altaylı'ya göre olurmuş muydu bir durumdu bu, işçilik kolay mıydı, ıslansınlardı, hastalansınlardı ve hatta yatak döşek yatıp ölebilirlerdi. Belki de bu işin fitratında vardı da bunu bitek Altaylı biliyordu.

Daha sonra Sabah yazarımsısı Engin Ardıç aldı kalemi eline, esasında büyük olasılıkla Altaylı bu konuyu kendisinden önce yazdı diye kıskanmıştı, o yüzden kendisinden örnek vererek sürdürdü işçi düşmanı yazısını. Kendisi Mekteb-î Sultânî'de yani Galatasaray Lisesi'nde, esasında Lycée de Galatasaray'da leyli, yani yatılı okumuştu. Yatılı okudukları dönemde yatakhanede de tahtakuruları olduğunu yazdı ve TİKKO ve HDP üyelerinin hemen şantiyeye gittiğini yazdı. O kafayla TİKKO üyelerini nasıl buldu yada nasıl fark etti bilemem ama yatakhanesindeki tahta kuruları Engin Ardıç'ı sanırım hâlâ kaşındırıyor. Yalan mı, genç yaşta kaşınmak güzeldir, kaşı kaşı bitmez, anormal zevk alırsın ama tahtakurusundan ama bitten. Bu arada Mekteb-î Sultânî saray okulu olarak kurulmuştur, Ardıç'ı kan çekiyor olabilir.

Son dönemlerde argo yazılar yazmaktan büyük keyf alan bir kadın yazarımsı var. Yeni Akit'te yazdığını sanıyor ama öncelikle argoyla küfür arasındaki farkı bilmiyor. Adı Mehtap Yılmaz ve herkesten çok bağırıyor. Yazının başında yazdım ya döneklik zor zenaat diye, Mehtap Yılmaz da bunların önde gidenlerinden birisi. Daha önce yazdığı bir e-mail var, okuyunca neden terbiyesizleştiğini daha iyi anlarsınız.

Gördüğünüz gibi Fethullah Gülen için üzüldükten sonra eğer hapse girip tahtakuruları ve bitlerle boğuşmak istemiyorsanız, Recep Tamam Erdoğan'ın tam bir destekçisi olur ve daha önce desteklediğiniz kişiye düşman kesilirsiniz.

3. Havalimanı'nda iş bırakma eyleminde kimler yok ki, Alman, İngiliz, Rus ve Sırp ajanlar var Mehtap Yılmaz'a göre. Bu ajanlar Sur'un yıkılmasında da varmış, Gezi olaylarında da, Kobani katliamında da. Mehtap Yılmaz'ın yazısından bir bölüm alacağım aşağıya: "Senelerdir süren 3. Havalimanı inşaatı çalışanları, tam da açılışa beş kala bitlendiyse... Tahtakuruları yiyip bitirdiyse... Burada bir çapanoğlu değil, pek çok çapanoğlu aramak lazım! Hele bir de HDP-PKK işin içine girdiyse... CHP'nin "her evden bir oy HDP'ye" diyerek meclise taşıdığı HDP... İşte orada duracaksın arkadaş! Bu işte bir tezeklik arayacaksın! Şayet bu itler, bitlendik falan diyorsa da üzerlerine biber gazı sıkıp, içlerindeki şeytanı çıkartacaksın!

Madem kaşınıyorlar! Madem "kaşı beniii, kaşı beniii" diye debeleniyorlar! Madem bitlendik diye kuduruyorlar! Birilerinin bu itlerin kafasındaki bitleri ayıklayıp içeri tıkması lazım! Yok, benim yetkim bu itlerin bitleriyle sözcüklerle mücadele etmek! Yetkim olsa bu itlerin bitlerini tek tek ayıklar, ezerim... Bu itleri kaşındıran tahtakurularını zevkle ezerim ama yetkim yok... Devlet ne güne duruyor? Hadi bakalım!"

Neresinden başlasam bilemedim, ben o kadar efendi sayılmam, evet bu yazıda hem cahillik var hem de tezeklik filan değil, bir bokluk var. O havaalanı açıldığında ve sen de kullandığında ihtiyacın gereği tuvalete gideceksin. Oturacaksın ve ne kadar güzel, temiz olduğunu göreceksin. Senin deyiminle tezek işini ifa ederken, yüzünde bir gülümseme belirecek ve birden bu rahatlığı o it dediğin insanlara borçlu olduğunu hissedeceksin, belki biraz yüzün kızaracak, bombok bir ifadeyle çıkacaksın oradan.

Hem biliyorsun, bitin çeşidi çoktur ve öyle bir kaşındırır ki, kendine, eline, beline hakim olamazsın, yanında kim varmış, neredeymişsin, kimse seni engelleyemez, kaşı babam kaşı, öyle başını da ezemezsin, çünkü deri altındadır, yani üzülerek söylüyorum, yardım alamazsın, bitler ve sen yalnız başınasındır artık.

Döneklik zor zenaat be kardişim...

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…