Artı Gerçek

Suriye kalmadı, ne verelim Erdoğan!..

Bütün bunları bahçeli TOKİ ve futbol sahası için mi yaşadık, hele hele tüm bunlar olurken Abdullah Öcalan'la mimari ve mühendislik açısından mı görüşüldü, niye tam da bu zamana getirildi.


Türkiye'nin Suriye siyasetine 15 Temmuz darbe girişimine karşı yapılan darbeden öncesine gitmek istiyorum. Komutanlardan birisi genelkurmayda görevlidir ve neden savaşılmayacağına dair bir rapor hazırlar ve yetkililere verir. Bunun üzerine komutan bisüre sonra görevinden alınarak NATO subayı olarak yurt dışına gönderilir. Yurt dışında başına geleni anlatmaya gerek yok, Gülen hareketinden olduğu iddia edilerek görevden alınır ve ülkeye dönmesi ve kendisine bişey yapılmayacağı sözü verilir. Kalanını belki ileriki tarihlerde yazarım.

Gelelim 15 Temmuz'dan hemen sonrasına. Malatya valisi Mustafa Toprak sabah saatlerinde bir açıklama yapar ve 2. Ordu komutanı Adem Huduti'yle darbe girişimcilerine karşı beraber çalıştıklarını açıklar. Ancak darbe girişimi püskürtüldükten sonra Adem Huduti de darbecilikten gözaltına alınır. İşin ilginç yanı darbe girişimi gecesi zamanın genelkurmay başkanı Hulusi Akar'la görüşebilen nadir subaylardandır. Sonuç olarak Huduti'ye 15 yıl hapis cezası verildi. Bütün bunların tek nedeni vardır, Adem Huduti 2. Ordu komutanı olarak Suriye ile savaşa karşıdır.

Bu 2 olaya yakın çok olay var ama ben yavaş yavaş son günlere gelmek istiyorum. Son 3 seçime de savaşarak girdiğimizden 31 Mart yerel seçimlerinden önce de böyle bişey bekliyorduk. Tam bunlar konuşulmaya başlandığı sırada yine bir 2. Ordu komutanı olan İsmail Metin Temel ve tuğgeneral Mustafa Barut esas görevlerinden alınarak işlevsiz bir göreve getirildiler. Bunun nedeni de açıklandı, komutanlar Suriye'de yapılması planlanan savaşa karşıydılar. Kulaktan kulağa dolaşan açıklamalardan birisi de şuydu, Rusya ve Amerika'nın karşı çıktığı bir eylemi yapmak öyle çok da mantıklı değildi.

Bütün bunlar olurken ABD başkanı Trump önceki gün "Eğer Türkiye Kürtleri vurursa, Türkiye'yi ekonomik yönden mahvederiz. 20 millik (32 km) güvenli bölge oluşturulabilir. Aynı zamanda Kürtlerin, Türkiye'yi provoke etmesini istemiyorum." diye bir açıklama yaptı. Bunun üzerine milli savunma bakanlığı Recep Tamam Erdoğan'ın daha önce attığı bir tweet ile yanıt verdi:

 

Oldukça önemli olan bu açıklamanın beklenen kadar okunmadığı da açık. Bunun üzerine ABD dışişleri bakanı Pompeo bir açıklama yaptı ve Kürtlerin Suriye'deki barış masasında oturmalarının olmazsa olmazları olduğunu söyledi. Pompeo açıklamasında "Bu yönetimde görev yaptığım sürenin tamamında Suriyeli Kürtlerle yakın çalıştık. Harika ortaklar oldular. Şimdi, masada bir koltukları olması için çalışıyoruz. Onların olmadığı masada yapılacak barış anlaşmasını kabul etmiyoruz. Suriyeli Kürtler bunun tabi ki parçası olacak." dedi.

İş bununla da bitmedi ve geçtiğimiz pazartesi günü İngiltere savunma bakanı Gavin Williamson da bir açıklama yaparak Kürtlerin, kalıcı barış görüşmelerine dahil edilmesi gerektiğini söyledi ve Kürt öncülüğündeki Demokratik Suriye Güçleri'ne minnettarlık borcu olduğunu dile getirdi.

Yetmedi, Fransa, Suriye'ye 300 asker gönderdi ve sayı 1000'e ulaştığında açıklama yapılacak. Mısır ve Arabistan asker gönderecek, kaç asker gönderileceği bilinmemekle beraber Mısır'ın daha fazla göndereceği söyleniyor.

Fransa'da olay sadece asker göndermekle de bitmedi, Fransa Parlamentosu'ndan 7 siyasi gruba dahil 53 vekil cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a çağrıda bulunarak "Kürt ittifaklarımızın katledilmesine izin vermeyin." dediler ve Demokratik Suriye Güçleri'ne desteğin arttırılmasını istediler.

Bütün bunlar olurken dün herkes Recep Tamam Erdoğan'ın gece yaptığı telefon konuşmasından sonra nasıl gürleyeceğini merak etti. Telefon görüşmesinden sonra Trump bir açıklama yaparak "ABD ile Türkiye arasındaki ekonomik gelişme hakkında konuştuk, ki burada gerçekten genişleme için büyük bir potansiyel var." dedi. Bunun üzerine yandaş medya geçici de olsa çok sevindi. Ve beklenen an geldi, Erdoğan dün açıklamasında "Amerika burada özellikle hava sahası vesaire bunların kontrolünü ele alırsa, biz de bu noktada aradaki tüm güvenlikleri ele alabiliriz ve burada bu insanların yaşam koşullarını iyileştiririz demiştim. Ne yazık ki Obama bu konuda gerekli adımı atmadı. Olumlu baktı, güzel bir teklif dedi ama atmadı. Şu anda sayın Obama'nın bu yaklaşımı ki 30 km bir derinliktir. Üzerinde tüm arkadaşlarımızın konuşabileceği, benim de olumlu baktığım bir konudur. Bu konu üzerinde çalışılabilir hatta 20 mil daha da uzatılabilir. Bu konu üzerinde çalışılabilir. Bu bölgede böyle bir adım atılabilir. Bu özellikle biz TOKİ olarak bu işin içerisine gireriz. Ama bu konuda koalisyon güçleri maddi destekleri de bize verirlerse bu insanların güvenliğini de korumak kaydıyla güvenli bölgeyi halletmiş oluruz. Bu göçü de tamamiyle engeller. Benim planlamam şöyleydi 500'er metrelik bahçesi olan, içinde iki kat zemin artı bir gibi konutlar yapılabilir. Etrafında da bahçesi olur, onlar için yeni bir hayat başlayabilir. Dün akşam baktım ki bölgede Afrin'de takımlar kurulmuş, gençler futbol maçı oynuyor. Bu bir kararlılığın neticesidir. 2 tane orada futbol sahası yapmışız, oradaki gençler o maçı izliyorlar. Mesele bu. Barış lafla olmaz, icraatla olur." dedi.

Ben şimdi ne yorum yapayım ki buna, bütün bunları bahçeli TOKİ ve futbol sahası için mi yaşadık, hele hele tüm bunlar olurken Abdullah Öcalan'la mimari ve mühendislik açısından mı görüşüldü, niye tam da bu zamana getirildi.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…