Artı Gerçek

Afrin'in çocukları kimin için ölüyor?

Vietnam savaşı geride milyonlarca ölüm, yaralı, evsiz bıraktı, travması hala sürüyor. Afrin, Türkiye'nin Vietnam'ı olmadan savaşa şimdi karşı çıkmanın tam zamanı.


Basın özgürlüğü ancak haber alma özgürlüğünü savunanlarla mümkün. Demokrasi, onu talep edenler olduğu zaman yaşıyor. Savaşa karşı çıkmadan barış olmuyor. Ütopyanız yoksa umudu kaybetmişsiniz demektir.

Bugünün dünyasında, yukarıda saydıklarımın çoğu sadece çok bilinen genellemeler ya da modası geçmiş kavramlar sayılıyorlar ne yazık ki! Kendisine anlatılanla yetinen gazeteciler, bu gazetecilerin anlattıklarından ötesini sormayan okur ya da okumaz kitlesi var. Etrafında olan biteni görmeden yaşamayı tercih edenlerin sayısı Türkiye'de olduğu gibi dünyada da hiç az değil. O nedenle de çözüm üreten politikalar yerine ucuz milliyetçilik, ırkçılık ve dolayısıyla savaş naralarının yeniden yükseldiği dönemlerden geçiyoruz.

The Post filminin gecikmiş bir izleyicisiyim, dolayısıyla geç kalmış bir yorumcusuyum da ama yine de bir iki şey söylemeden geçemeyeceğim. Gazetecilik, basın özgürlüğü ve genel olarak özgürlüklere bakış açısı konusunda elbette hala alınacak dersler var 1970'li yıllardan. Ama belki de en çok o yılların barış talebine bakmak gerekiyor. Vietnam savaşı konusunda Cumhuriyetçisi ve Demokratıyla bütün başkanların ve onlarla birlikte ülkeyi yönetenlerin nasıl bir yalan batağına battıkları ancak yıllar sonra konuşulabiliyor. 1955'te başlayan savaşın nasıl yalanlar üzerine kurulu olduğunun belgeleri ancak 1971'de savaş karşıtlarının ve gerçeğin peşindeki gazetecilerin çabaları ile ortaya çıkarılıyor. Önce New York Times, hemen ardından da Washington Post, sonra da bir çok gazete dayanışmak için belgeleri basıyor. Buraya kadarki bölüm, muhteşem bir basın özgürlüğü ve bunun diğer bütün özgürlüklerin de bir temeli olduğundan ödün vermeyen bağımsız yargının yaşanmış hikayesi. İsimler belli, bu mücadeleyi verenler belli, bu mücadeleye karşı çıkanlar belli. Bir de bu mücadelenin isimsizleri var. Bu haberleri okuyanlar, okuyup savaşa karşı, kendilerine söylenen yalanlara karşı, savaşta yaşamını yitirmiş ya da yitirebilecek yakınları için sokağa çıkanlar var. Onlar olmasa idi bu özgürlüklerin tek başına bir anlamı yoktu. Bu kişiler bu filmin figüranları ama gerçek hayatta asıl aktörler onlar.

Son zamanlarda sosyal medyada çok yaygın bir tanımlama var: "Şaşırdık mı? Tabii ki hayır!" neredeyse her konuda gösterilen ortak bir tavır haline geldi Türkiye toplumunda. Hiç bir şeye şaşırmayan, dolayısıyla şaşırmadığı için de tepki göstemeye gerek bile duymayan bir ahali yaratıldı. Devlet eliyle yaratıldı bu ahali, 12 Eylül'le büyüdü palazlandı bu anlayış... Aydınları vatan haini ilan edenler, cehaleti kutsadılar. Özgürlüğü kendisinin özgürlüğünden ibaret sayanlar, tabii ki demokratik değerleri de bu ahaliye çok gördüler. Devlet eliyle yaratılan bu ahaliye , bu iktidar din, iman sosuyla muhafazakarlık tüyü dikti. İşte ülkenin geldiği nokta.

Amerikalıların çoğu, ülkelerinin 20 yıla yakın bir süre savaştığı Vietnam'ın haritadaki yerinden bile habersizdi. Savaş nasılsa ABD topraklarında yaşanmıyor, dolayısıyla savaşa gidenler ve yakınları dışında kimsenin yaşamını da doğrudan etkilemiyordu. 70 binden fazla ABD askeri öldü bu savaşta. Toplamda ölenlerin sayısı kimilerine göre 1 milyon 500 bin kimilerine göre 3 milyon 500 bindi. Sadece sivil ölümlerinin 500 bin ile 1 milyon 500 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Savaşın toplumlarda yarattığı travma hala sıcaklığını koruyor.

Bugün Türkiye'de kaç kişi Afrin'in haritadaki yerini gösterebilir. Hatta belki de bazılarına sorsan Türkiye'nin sınırları içinde olduğu yanıtını bile alırsın. Orada kim yaşıyor, nasıl bir yönetim var, savaşa destek veren Türkiye ahalisinin büyük bölümü bu sorunun yanıtlarından haberdar bile değil. Çoğunluk, "Türkiye'nin ne işi var orada" diye sormuyor, devlet doğruları anlatmıyor, devlet kafalı partiler yalana ortaklar, havuz medyası bu yalanları parlatma görevi yapıyor. Kendisine muhalifim diyen medyanın bir bölümü devlet - millet kaygısıyla ya da korkudan kafasını kuma gömmüş, bu politikalara destek veriyor. Sadece alternatif medyadan gerçeği okuyabilir, dinleyebilir ya da izleyebilir isteyen. Ama bunun için de önce etrafında ne olup bittiğine bakmak, buna tepki göstermek, gerçeği aramak gerekiyor, çaba gerektiriyor yani gerçek. Bundan daha önemlisi gerçeği öğrenmenin bir sonucu var, sessiz kalamazsınız, yansız duramazsınız, tepkisiz olamazsınız.

Afrin, Ortadoğu'yu savaşa ve kana bulayan bütün devletlerle bunların maşası örgütlere karşı bir küçük ütopya aslında. Ortadoğu'da birlikte, barış içinde yaşanabileceğini gösteren Rojava ütopyasının, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu'nun bir parçası. Bugüne dek bu bölgeden Türkiye'ye yönelmiş bir tehdit var mı? Tam tersine Ortadoğu'yu kasıp kavuran cihatçı örgüt, IŞİD'e karşı bir kalkan orası.

Türkiye'nin Afrin'e yönelmesinin en önemli nedeninin oradaki barış ortamını bozmak olduğunu, bin yıla yakındır Kürtlerin yaşadığı bir bölge olarak bilinmesine karşılık şimdi oraya TSK'nın beslemesi cihatçı ÖSO'cuları yerleştirmeyi istediğini bilmeyen varmı? Örneğin ana muhalefet partisi bunu bilmiyor mu? Ama herkesin bu yalana ortak olmak işine geliyor. Çünkü bunların yalan olduğunu kabul etmek karşı çıkmayı gerektiriyor. Hep beraber iktidar nimetlerinden yararlanmak varken gerçekle uğraşmak hapsedilmek demek, itilip kakılmak demek, sürgün edilmek demek.

Bugüne dek attığı her adımla iktidarın değirmenine su taşıyan CHP'nin Genel Başkanı, kendi milletvekillerine koyduğu yasaklar listesini açıklamış. O da partideki saltanatının, yasaklarla koruduğu sırça sarayının peşinde! Parti içi iktidarını sağlamlaştırmanın yolunu yasaklarda gören bir siyasetçi mi bu ülkede "savaşa hayır" deme cesaretini gösterecek?

Vietnam savaşına ne iktidar karşı çıktı ne muhalefet. Orada gerçeğin peşindeki gazeteciler Vietnam gerçeğini Amerikan halkına anlattılar. Anlatırken de muhtemelen korktular. Ama vazgeçmediler.

Yine de gerçeğe değer veren kitleler olmasaydı, gazetelerin yazdıklarının da bir anlamı olmazdı.

Afrin, Türkiye'nin sınırları dışında, Suriye toprakları içindeki özerk bir Kürt bölgesi. Zeytinleriyle bir de IŞİD'den kaçanlara yaptığı evsahipliğiyle, her köşesinden alevlerin yükseldiği Suriye'de barış toprağı olmasıyla ünlü Afrin. Orada şimdi insanlar ölüyor, çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor, askerler ölüyor... Duymuyor musun, duyduklarına şaşırmıyor musun?

Afrin, Türkiye'nin Vietnam'ı olmadan "Niçin?" diye sormanın, "Savaşınızı da alın gidin" demenin yaşama sahip çıkmanın tam zamanıdır.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…