Artı Gerçek

Füsun Demirel: Sabırla bekliyorum

Kendisine 3 yıldır uygulanan ekran ambargosunun artık sona ermesini beklediğini söyleyen Füsun Demirel yaşadıklarını ve projelerini anlattı.


Aslı ULUŞAHİN


ARTI GERÇEK- Füsun Demirel, Roma’da sanat eğitimi aldıktan sonra, 1980 yılında tiyatroya, 1984’te de sinemaya adım attı. Filmografisi sinemanın önemli örnekleriyle dolu: Züğürt Ağa, Asiye Nasıl Kurtulur, Aaahh Belinda, Berdel, Uçurtmayı Vurmasınlar, Büyük Adam Küçük Aşk ilk akla gelenler.

Devekuşu Kabare, Dormen Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu’nda çalıştı. İtalyan oyun yazarı Dario Fo’nun eserlerini Türkçeye kazandırdı. Geçmişin Şehnaz Tango veya Şaşıfelek Çıkmazı gibi güzel dizilerinde de o vardı.

Füsun Demirel, şimdilerde, üçüncü sezona varan Aşk Dersleri adlı oyununu sahneliyor ve zaman zaman sinema filmlerinde görünse de sabırla televizyon kanalarındaki ona yönelik “ambargo”nun kırılmasını bekliyor.

Cumartesi akşamı Artı TV’de yayımlanan Kültür Servisi programında bir aradaydık; dünü bugünü, sanatı, hayatı ve direnişi konuştuk. Sohbetin beni heyecanlandıran yanlarından biri, Dario Fo’nun Sivas katliamına değindiği Nobel konuşması metnini ileride onun Türkçesiyle okuma ihtimali. Temennimse, -mevcut koşullarda- Türkiye’de oyuncuların ana gelir kaynağı televizyon kanallarının nitelikli zamanlara kavuşması ve orada Füsun Demirel’e alan açılması. Çok kanal, çok yapımcı, çok dizi var, Füsun Demirel gibi oyunculardan çok yok.

"SAĞLIKSIZ NESİLLER YETİŞİYOR"

- Aşk Dersleri’yle başlayalım. Cinselliğin ele alındığı bir oyun ve üçüncü sezonda.

Aşk Dersleri’ni bir türlü bitiremiyoruz; bazı oyunların sanırım kaderi böyle, uzun yıllar devam ediyor. Oyunda kadınların sorunlarını anlatıyoruz. Sorunlar bu ülkede olmasa, oyun da eskise. Ne yazık ki üç yılda kadın cinayetleri arttı. Kadına yönelik şiddet de.

Oyun 90’lı yıllarda başında Dario Fo ve Franca Rame tarafından yazıldı. Aslında tamamıyla özyaşamlarından oyunlaştırıldı. Dario ve Franca çocukluk, ergenlik tecrübelerini, ilişkilerini, evliliklerini, Franca anneliğini bu oyunda masaya yatırmış.

İlk kez on yıl önce oyunu sahnelemeyi düşünmüştüm. Franca o zaman “sen de ülkeni, kendi hikâyeni anlat, oyun o zaman anlam kazanır” demişti. Böylece orijinal metne ara başlıklar ekledim.

Neden böylesi bir oyun düşündüğümü hemen özetleyeyim: Toplum muhafazakârlaştıkça cinsellik, aşk tabu halini aldı. Eskiden de tabuydu ama bu hal arttı. Toplum artık her şeyi din odaklı yaşıyor ve bu anlamda sağlıksız nesiller yetişiyor. Karma eğitimi bile tartışır hale geldik.

Okullarda cinsellik eğitimi verilmiyor, ailelerde ayıp günah diye konuşulmuyor. Çiftler bile isteklerini, düşüncelerini, karşıdan beklentilerini konuşup yüzleşmiyor. Aşk Dersleri’nde sahneden seyircilerle tüm bu konuları paylaşıyorum. Geri dönüşler oyunun yararlı olduğunu kanıtlıyor.

- Türkiye’den nasıl hikâyeler eklediğiniz?

Menopoz başlığını ilave ettim. Salonda “hadi menopozlu kadınlar yelpazelerini çıkarsın” dediğimde birdenbire beş yüz kişi, bin kişinin arasında kadınlar yelpazelerini çıkarıveriyorlar. Sonra ben de kendimi anlatıyorum; çocukluğumu, ergenliğimi.

Bazı başlıkları bize uyarladım. Tecavüz başlığı, oyun içinde oyun. Franca Rami’nin talihsiz bir biçimde yaşadığı bir olay. O bölümü sahnede Serpil Özcan canlandırıyor.

Öncesinde ben kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete, çocuk istismarlarına değiniyorum. Bütün bunlara erkin, iktidarın neden suskun kaldığını da sahneden soruyorum.

NOBEL KONUŞMASI VE SİVAS KATLİAMI 

- Dairo Fo çok sevdiğim oyun yazarlarından biri. Özellikle Kadın Oyunları’nı çok severim. Çeviri yapmaya devam ediyor musunuz? Ayrıca Daria Fo ile yakınlığınızdan söz eder misiniz?

Çeviri yapmaya ikizlerim doğduktan sonra ara verdim. Yine de Türkçeye çevrilmiş ama hâlâ yayımlanmamışbir iki oyun var elimde.

Dario ile elbette çok hikâyem var. Bir seferinde, onların evinde misafir kalıyorduk, Dario’nun Milano dışında turnesi vardı. Trenle, ikinci sınıf vagonda yolculuk yaptık. Tabii ki tüm yolcular imza almak için sıraya girdi. Tarihi tiyatro binasında sahnelediği oyun muhteşemdi. Heyecandan ağlamıştım çünkü yedi yaşından yetmiş yaşına kadar üç kuşaktan seyirci salonu doldurmuştu. Temsilin ardından Milano’ya geri döndük. Eve geldiğimizde “ben çok acıktım” dedi Dario. Ama buzdolabı neredeyse boştu. O akşam Dario spagetti haşlayıp, sarmısakları zeytinyağında kızartarak sarmısaklı spagetti hazırladı bize. Yediğim en lezzetli makarnaydı. Hiç unutmuyorum. İşte hayatı bu kadar doğal yaşıyorlardı.

Bir başka anımız: Sivas yangınından onlara söz etmiştim, daha önce duymamışlar. Çok etkilenmişti. Birkaç yıl sonra Nobel edebiyat ödülünü kazandığı zaman, Madımak’la ilgili bilgi istedi. Konuşmasında yer vermek istiyordu. Fotoğraflı bir kitap çıkmıştı, hemen yolladım. Ödül töreninde uzun bir konuşma yaptı ve Sivas’ta öldürülen aydınlardan da söz etti. Bu konuşma daha sonra kitaplaştırıldı. Dario aynı zamanda ressamdı. O kitap için Madımak’ı resimlemiş; otel yanıyor, insanlar otelden atlıyor...

- Nobel konuşması, hazırlanan o kitap, Türkiye’de yayımlandı mı?

Hayır yayımlanmadı. Bende hediye ettikleri orijinali var.

- Çevirseniz ve yayımlansa ne kadar anlamlı olur. Buradan çağrı yapalım: Yayıncılar kapınızı çalsın ve o metni sizin Türkçenizle okuyabilelim.

"TALİHSİZ BİR DÖNEMDE YAŞIYORUZ"


- Devam edersek: 80’lerden beri tiyatro sahnesindesiniz. Sonra sinema geldi. Züğürt Ağa, Aahhh Belinda, Uçurtmayı Vurmasınlar…

Yeşilçam’ın kült filmleri, mihenk taşı olmuş filmler. Gerçekten şanslı bir oyuncuyum. Bu projelerle buluşmak bir oyuncu için ancak hayal olabilirdi. Ben onu gerçekleştirdim.

- Diziler de var... Misal 1994 yapımı Şehnaz Tango benim vazgeçilmezimdi. Hâlâ sahne sahne hatırlarım. Şimdi düşününce, ne kadar ilerici bir diziydi.

Sonra TRT’de Şaşıfelek Çıkmazı vardı. Üç kadının hikâyesi. O kadınların hayattaki duruşları, direnişleri, mahalledeki dayanışma… Mahinur Ergun’un eseriydi. Aslında gerçekten eskiden çok doğru işler yapmışız. Şimdi hikâyeler açısından talihsiz bir dönemde yaşıyoruz.

- Neden böyle dersiniz? Suçu iktidara atmak bana kolaycılık gibi geliyor. Tamam iktidar baskısı var ama bu durum nitelikli üretime engel olmamalı.

Arz talep ilişkisi diyorlar ama bence mesele öyle değil. İçinde bulunduğumuz durumu üretim bandındaki insanlar yaratıyor.İyi işlere herkesin ihtiyacı var ve onlara nitelikli işler sunarsanız izlerler. Sorun kolaya kaçmaktan, uğraşmak istememekten kaynaklanıyor. Kalıp hikâyeler tercih ediliyor. Melodramlar, acılar, çocukların üzerinden kurulan dramlar… Hepsi toplum üstünde uyuşturucu etkini yapıyor. “Aman bu akşam da ne güzel ağladım” diyorlar. Sanki bir biçimde bundan tatmin oluyorlar. Bu hal erkin de çok işine geliyor.

"SOKAKTA SEVGİYLE KARŞILAŞIYORUM"

- 2015 yılında bir söyleşide yer alan ifadeleriniz nedeniyle televizyondaki işinizi kaybettiniz. Sonrasında “yeter artık, işimi istiyorum” diyen isyanınızı duyduk. O zamandan bugüne neler yaşandı? Yeni iş teklifleri geliyor mu?

Bence bu bir algı operasyonuydu. Kurban seçilenlerden biriydim. Algı operasyonuna inanan sokaktaki insanlar bana öfke duydular. Acımasızca şeyler yazdılar. Üç yılın ardından şuna eminim, insanlarda artık böyle bir kanaat yok. Ben eskiden televizyon ekranlarından nasıl herkesin evine giriyorsam, o sevgiyi şimdi de sokağa çıktığım zaman herkesten görüyorum.

Değişmeyen tek şeyse, televizyon sahiplerinin, drama sorumlularının, yöneticilerin tavrı. Sanırım onlar benimle ilgili hâlâ düşünüyorlar. Biraz uzun sürdü ama ben sabırla bekliyorum. Biliyorum ki birgün şeytanın bacağı kırılacak ve ben televizyondaki işime geri döneceğim. Hangi yaşta olursa olsun, 80 yaşımda hâlâ hayattaysam, ben mutlaka yine bir rolde oynayacağım. Sabırla bekliyorum.

- Sahiden bu “ambargo” çok uzun sürmedi mi? Korkuyorlar mı?

Benimle ilgili bir yasak olduğunu sanmıyorum. Galiba “bizden uzak olsun, laf gelmesin, tatsızlık olmasın” diye düşünüyorlar. Geçenlerde eski bir yapımcımla görüştüm. “Hepimiz canı gönülden istiyoruz, seninle çalışmayı özledik” diyorlar. 35 senede 60 film, belki 15 kadar dizi… Sektörde çok fazla insanla çalıştım ve mesafeli, saygının ve sevginin olduğu ilişkiler kurduk. Onun için biliyorum ki benimle çalışmak istiyorlar. Ne var ki televizyon kanalına adım gittiğinde orada ne oluyorsa, proje geri dönüyor. Bunun değişmesini artık çok istiyorum. 2019'dan tek ümidim.

"KİMSEYE KÜSMEDİM"

- Samimiyetle merak ediyorum. Son üç yıl sizin için nasıl geçti? Neler hissettiniz? Küstünüz mü kızdınız mı?

Kimseye küsmedim. Özeleştiri yaptım. Biraz Cumhuriyet gazetesine kırgınım. -O söyleşiyi yayımlarken- belki daha özenli olabilirlerdi, olan bitende onların payı var.

Bu süreçte kadınlardan, kadın örgütlerinden, akademisyenlerden, her yerden dayanışma gördüm. Bu beni ayakta tuttu. İnsanlar birer birer bana destek olmak için çabaladılar. Aşk Dersleri de bu şekilde ayakta kaldı. Çok güzel dostluklar edindim.

Yalnız, hani hepimiz biliriz ya... Zor durumda kalınca bazen en yakınlarınız bile kapınızı çalmaz olur. Arayıp “Füsun ne durumdasın?” diye sormasını beklediğim bazıları hiç aramadı.

İkizlerimizin varlığı beni diri tutuyor. Onlar hayatımda olmasaydı daha derin düşüşler yaşayabilirdim. Onlar kıymetlilerim. Çocuklar için ayakta kalmalıyım, çocuklar için direnmeliyim diyerek üç yılı tamamladım.

Benim yaşadıklarımdan sonra 15 Temmuz gerçekleşti, ardından OHAL ile KHK’ler. Sadece ben değil pek çok kişi işinden oldu. Ben pazarcılık yaptım, onlar başka işler... Birlikte bir direniş sergiledik. Bütün bunlar bana güç verdi.

- Biraz da gelecekten konuşalım. Yakında sizi bir sinema filminde görebilecek miyiz? Keşke şöyle Uçurtmayı Vurmasınlar gibi bir film olsa…

O tatta bir film gelmiyor. Şimdiki hikâyeleri küçümsemiyorum. Gençler çok değerli işler yapmaya çabalıyor. Ama o çok başka bir filmdi. Bambaşka bir dönemdi. Ustalar vardı. Yeşilçam’ın o tadını çok özlüyorum.

Gelen senaryolar olsa da enflasyon, devalüasyon derken herkes projesini beklemeye aldı.

Öte yandan 2019 başı için planladığımız yeni bir komedi oyunu var. Ekip arkadaşım Mert Küçülmez ile hazırlıyor, metnini birlikte yazıyoruz. Obezite, zayıflama sektörü, yalnız kadınlar, estetik kaygıları üzerine... Ocak ya da şubatta bu tatlı komediyle yeniden sahnede olacağım.

- Aşk Dersleri 11 Ekim’de Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, 29 Ekim’de İstanbul’da Baba Sahne’de, 30 Ekim’de yine İstanbul’da Çevre Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

- Kültür Servisi programının tamamı Artı TV Youtube kanalı üzerinden izlenebilir.

 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…