Artı Gerçek

sputnik yeni a haber olurken…

davutoğlu’nun, başbakanlığı döneminde pekiştirdiği uluslararası siyaset çizgisini rusya’nın benimsemediği malum; rus uçağı onun döneminde düşürülmüştü. ama bence mesele bu da değil.


aslında bi de bunu dinle adlı programın yayından kaldırılmasından önce de, gazetecilik refleksine sahip olanlar ve dikkatli okurlar sputnik ve rs fm’in “bağımsız” mecralar olmadığının bilincindeydi. bir devlet, belli bir etkiyi hedeflemiyorsa, neden başka ülkelere yönelik medya işine girer ki zaten.

herhangi bir basın mecrasının bağımsızlığı, kimleri istihdam ettiğiyle değil, hangi haberi nasıl ele aldığıyla ilgili bir mesele. gazetecilik kriterleri konusunda zaman zaman referans gösterilen ve titizliğiyle bunu hak eden bbc dahi özellikle uluslararası konuları ele alışıyla eleştirilere maruz kalmıştır. gazetecilik etiği sadece türkiye’de değil, dünyanın her yerinde olumsuz yönde değişime uğruyor, mesleki ilkelerden ziyade her mecranın kendi ihtiyaçları çerçevesinde belirlediği kurallar geçerli. basın emekçileri gayet iyi bilir, bunlar genellikle söze bile dökülmez. bugün gazetecilik hünerlerinden biri, çalıştığı yayın kurumunun yasak ve tercihlerini hesaba katarak hareket edebilme becerisi. bunu yapmaya yanaşmayan gazetecilerin mesleklerinden edildiği bir dönem geçirdik.

yavuz oğhan, akif beki ve ismail saymaz’ın birlikte yaptıkları programın kaldırılmasının seta raporuyla değil, yavuz oğhan’ın kendi youtube kanalında yayınlanan ahmet davutoğlu röportajıyla ilgili olduğunu düşünüyorum.

sputnik genel yayın yönetmeni mahir boztepe, konuyla ilgili açıklamasında, “biz yayın politikamız gereği, davutoğlu gibi bir figürü önemsemiyoruz ve açıklamalarının bizim üzerimizden yayılmasını istemiyoruz. haber değerinin olduğuna inanmıyoruz,” demiş. nasıl yani! gazetecilik açısından, ahmet davutoğlu’nun, türkiye’nin siyasi gündemindeki mevcut yeri kendisiyle röportaj yapılmasını haklı kılmak bir yana, gerektirir. kaldı ki, röportaj oğhan’ın kendi kanalında. ama işler böyle yürümüyor tabii.

ahmet davutoğlu’nun, başbakanlığı döneminde pekiştirdiği uluslararası siyaset çizgisini rusya’nın benimsemediği malum; hatırlarsınız rus uçağı onun başbakanlığı döneminde düşürülmüştü. ama bence mesele bu da değil; türkiye’nin, nato ve abd’nin bütün itiraz ve tehditlerine rağmen s-400’leri almakta ısrar etmesi ve bunun bir kamp değişikliğine işaret etmesi. nitekim, birçok kaynak bunu rusya’nın zaferi olarak değerlendiriyor. üstelik, f-35’lere alternatif olarak su-57’lerin alınması gündemde. yine boztepe, oğhan’ın hiçbir konuğuna karışmadığını, ona bu çok-sesliliği kendilerinin sağladığını vurgulamış. yani bu bile gösteriyor ki, sputnik’in “bağımsız” yayın politikasının böyle yön değiştirmesi tabii ki gazetecilik ilkeleriyle değil, rusya-türkiye ilişkileriyle ilgili.

bundan yola çıkarak şu soruyu sormak gerek bence. diyelim ki, türkiye kamp değiştirdi, bunun anlamı ve olası sonuçları nedir?

bu gündem tabii ki anti-emperyalizm kavramından bağımsız ele alınamaz. berlin duvarı’nın yıkılmasıyla simgelenen dönemde dünyanın tek kutuplu bir hal alması, abd’nin mutlak egemenliği dünya halklarına büyük zarar verdi, buna kuşku yok. abd ve ab’yi “batı uygarlığı” olarak görenlerin unuttuğu birkaç şey var. bunlardan bir tanesi emperyalizmin ne anlama geldiği. ama hadi bunu ideolojik bir tercih olarak görüp dikkate almayalım. hadi, latin amerika’dan batı ve güneydoğu asya’ya kadar, dünyanın bugünkü halinde “batı” tabir edilen bu ülkelerin sorumluluğunu unutmayı da, tarihin farklı yorumlanması olarak görelim. ama “batı” blokunda yer alınca fransa değil de slovakya, arnavutluk, ispanya olmanın daha büyük ihtimal olduğunu nasıl görmezden gelelim?

bence şuna şüphe yok; türkiye’nin ya da herhangi bir başka ülkenin nato’dan uzaklaşması abd’ye yönelik bir darbedir. ama bu bağımsızlık için yeterli mi?

türkiye, nato’dan çıkıp şangay paktı’na katılırsa ya da bölgede rusya, iran hattına yakınlaşırsa bağımsız bir ülke olur mu?

demokrasi, ifade özgürlüğüne indirgenemez, siyaset yapma hakkı da yasakların kalkmasına. ama bağımsızlık da abd’ye karşı hareket etmekle sağlanabilecek bir şey değil, ülke halkının kaynaklar ve üretim üzerinde egemenlik sahibi olması demek mesela. ayrıca bağımsızlık yeterli de değil. örneğin, iran devrim muhafızları’nın bir ingiliz petrol tankerine el koyması tabii ki insanın yüreğinin yağlarını eritiyor ama bu yetse iran halkının, iranlı kadınların herhangi bir şikayeti olmazdı. refah ve özgürlük olmadan olmaz. ve farklı kamplarda bulunan ülkelerin halkları bu açılardan çok benzer koşullarda yaşıyor.

akp iktidarı ağır bir ekonomik yük, seçmen nezdinde güçsüzleşme gibi sorunlar karşısında kamp değiştirme ihtimalini canlı tutmak istiyor. akp’nin kısa vadede “yolcu” olduğunu düşünen iyimserlerden değilim, o yüzden bence bu kendileri açısından iyi bir taktik olabilir.

yakın bir tarihe kadar, memleket meselelerinin uluslararası alanda belli bir kampta (onların durumunda “batı” kampında yani avrupa birliği’nde) yer alarak çözülebileceğine inanmak liberallere özgüydü. şimdi ab ve abd karşıtlarında da benzer bir eğilim var. bugünkü konjonktürde, dünyanın herhangi bir yerindeki bir ülkenin, bağımsızlık, refah ve özgürlüğe nasıl ulaşabileceği konusunda sarih bir strateji yok. varmış gibi yapmak da bu meselenin ertelenmesinden başka bir işe yaramıyor.

ama şu açık; rusya ile müttefik olan bir akp, bu ülke halkı için abd ile ittifak içindeki bir akp’den çok farklı olmayacak. sosyal demokrasiden feminizme, sendikal hareketten lgbti harekete çevre hareketlerinden komünist harekete kadar hiçbir muhalif çizginin ve alternatifin bunu görmeden yürüme ihtimali yok. ve hareket etmeden, sadece taraf tutarak bir şeyleri değiştirme ihtimali de yok. 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…