Artı Gerçek

yeni türkiye sarı taksilerde mayalandı

taksici, iktidarın hedeflediği kitlenin önemli özelliklerini barındırıyor. erkek, genellikle sünni, emekçi ama bu kimliği benimsemiyor. kendisini ne sayıyorsa, müşterisini ondan saymıyor.


taksiye bindiniz, şoför gideceğiniz yere en kısa yolu biliyor, onu takip ediyor, herhangi bir kabalık etmiyor, sigara içmiyor, araba kötü kokmuyor, para üstü veriyor. bu bir istanbullu için olağandışı bir durum. kadınlar için, gençse tacize maruz kalmamak yaşlıysa “evden ancak kabul günü için çıktığı için yol iz bilmez” muamelesi görmemek ayrıca şaşırtıcı. bunu mümkün kılan tabii ki taksilerin rakipsizliği ve hiç kullanmadığım ama kullananların olumlu izlenimlerini duyduğum uber taksicilerin canını sıktı.

ben taksinin kamu taşımacılığının alternatifi olduğunu düşünmüyorum. taksi, tıpkı dolmuş gibi, ortak taşımacılığının bir parçası, bunların hepsi bir araya geldiğinde özel araç kullanımının alternatifini oluşturuyor. evet, kamu taşımacılığının konforlu, hızlı, kolay ulaşılabilir olduğu ülkelerde taksi kullanımı, üst gelir grubu arasında bile daha az; paris metrosunda elinde christian dior torbasıyla, yani dünyanın en pahalı butiklerinden birinden alışveriş yapmış insan gördüm. ama taksi başka ihtiyaçlara da cevap veriyor. bunların biri gece saatlerinde ulaşım. kamu taşımacılığı kâr değil hizmet amaçlı olsa, çok az yolcunun bulunduğu bu saatlerde de çalışır. ama kadınlar için, örneğin bomboş bir vagonda bir adamla yalnız kalmak ne kadar güvenli olur, bundan emin değilim. diğer yandan, artık taksiler günün hangi saatinde olursa olsun, kadınlar için güvenli olmaktan çıktı.

ama hastanız olduğunda, ağır bir şey taşıyacağınızda da taksiye ihtiyaç duyuyorsunuz. böyle bir hizmet de aslında pekala kamu taşımacılığının parçası olabilir. tabii, böyle bir talep gerçekleşene kadar var olan duruma razı gelmek zorunda değiliz. o yüzden bu konu üzerine düşünmeye değer bence.

taksicilerin diğer esnaftan önemli farkları var. öncelikle müşteriyle ilişkisi kalıcı değil. duraktan çağırılan taksinin bile, aynı müşteriyle bir kere daha karşılaşacağı şüpheli; herhangi bir şikayette, durağın taksicinin tarafını tutacağıysa neredeyse kesin. dolayısıyla, müşteri tutma gibi bir dert yok. ikincisi, çok az bilgi ve beceri gerektiren bir iş. terzi dikiş dikmeyi biliyor, mahalle bakkalı gofretleri, şekerleri, kırtasiyeci kalem çeşitlerini öğreniyor, taksicininse sadece ehliyet sahibi olup araba kullanabilmesi yetiyor ama yolları bilmesine, şehri tanımasına nedense gerek görülmüyor!

diğer yandan, taksi, göçle büyük şehre gelmiş erkek nüfusun şehrin kalan kısmıyla en fazla karşılaştığı alan. doğup büyüdüğü yerde karnını doyuramayan, istanbul’un, diğer büyük şehirlerin taşının toprağının altın olduğu yalanına kanıp, elinde sadece ehliyetle kapağı buralara atmış olan, büyük şehrin eskisi saydıklarına düşmanlık besleyen erkeklere mahsus bir meslek taksicilik. kayıtdışı alanların kıyısında dolaşan, zaman zaman onlarla iç içe bir iş. taksici, aslında ücretlilerden daha fazla para kazanma imkânına sahip değil ama böyle bir ümidi ayakta tutacak bir iş yapıyor, en azından bu işe böyle bir ümitle girmiş. hayal kırıklığı öfkeye dönüşüyor, öfkesini müşterisinden çıkartıyor. tabii, kendisinden aşağı gördüğü kadınlar ilk hedefleri arasında yer alıyor. güçlü olanın yakınında durmayı tercih ediyor. cesareti, hoş görülecek suçları işlemeye yetiyor; hafif maddelerin kullanımı, kadınlara yönelik cinsel suçlar, her cinsiyetten insana ufak şiddet ve tehdit eylemleri gibi…

taksici, bugünkü iktidarın hedeflediği kitlenin önemli özelliklerini kişiliğinde barındırıyor. erkek, genellikle sünni, emekçi ama bu kimliği benimsemiyor, bunun sonuçlarıyla mücadele etmek yerine bireysel çözümler bulmayı tercih ediyor. örgütlü ama örgütlülüğünü hakkını aramak için değil, başkalarının hakkına rahatça tasallut etmek için kullanıyor. görmüşsünüzdür, taksiciler esnaf odası başkanı eyüp aksu, “avrupa’da taksicilerin yaptığı gibi biz de eylem yapıp sağı solu yıkmak istemiyoruz ama gerekirse yaparız,” demiş.

son dönemde biraz fazla cömertçe kullanılan ötekileştirme terimi taksicinin, müşterisine karşı duygularını ifade etmek için en uygun kelime. taksici, kendisini ne sayıyorsa, müşterisini ondan saymıyor, o yüzden herhangi bir vicdan azabı hissetmeden bombalanmış insanlardan yüksek ücret talep ediyor, yabancı, yol bilmez saydığı herkesin yolunu uzatıp fazla para almakta bir sorun görmüyor, başına bir şey gelmeyeceğine inandığında kendisine itiraz eden müşteriye karşı levyesi hazır. taksicilere öfkeleniyorum, taksicilerden zaman zaman korkuyorum. korku zaten hiçbir şeyin çaresi değil ama öfkenin de bu işin çözümü olduğundan şüpheliyim.

yeni türkiye’nin garantisi, koruyucusu bu insanlar; yani yolu mecburen büyük şehre düşmüş, burada kendisinden daha uzun bir süre yaşamış olanları düşmanı sayan, gücünü haklılıkta değil, güçlünün yanında durmakta, inancını ahlakta değil ritüelde arayan, güçlü için günaha girmeye de, suç işlemeye de hazır bir erkek topluluğu ve onların hayatlarına kabus gibi çöktüğü kadınlar.  

taksicileri tarafsızlaştırmak mümkün müdür? gerçekten bilemiyorum. taksiciye hitap eden sosyal demokrat siyaset olur mu? onu hiç bilmiyorum. ama sol siyasetin böyle bir konuda klişelerden, ezberlerden ötesine geçmesi gerektiğine inanıyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…