Artı Gerçek

Cenazeye bıçakla gidilir mi?

Linç girişimini 'protesto'ya indirgeyip meşrulaştırmaya çalışanların bu soruya da yanıt vermesi lazım.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yanındaki genel başkan yardımcıları ve milletvekilleriyle birlikte açık bir linç girişimine maruz kaldı ama iktidar sözcüleri ve onların kalemlerine bakınca suçlu olan saldırganlar değil CHP.

Açık ve ağır bir tahrik sürdürüyor AKP ve MHP temsilcileri. İş şirazesinden çıkmış durumda.

CHP yetkilileri asker cenazesine gideceklerini aile dahil herkese bildirmesine rağmen, kimseye haber vermeden gitmekle suçlanıyorlar. “Genel Başkanımızı devletin kurumları koruyamıyorsa, CHP örgütü onu koruyacak güçtedir” diyen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun sözleri “CHP'nin ‘kendi gücü’nü kuracağını duyurdu” diye çarpıtılıyor.

Ama bunlar en hafifi zaten.

İktidarın küçük ama aslında belirleyici lideri Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na “oraya niye gittin”, “o adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kılıçdaroğlu” diyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “CHP, bu olayın nedenini bakanlığıma yıkmaktansa, ortaklık yaptığı siyasilere sormalıdır. Terör uzantılarıyla ortaklık yaptığını unutup olayı şahsıma yıkması ve seçim zamanı aldığı tutum da hafıza kaybıdır. PKK terör örgütünün siyasi koluyla yaptığı ortaklığı normalleştirdiğini, bu olay üzerinden PKK terör örgütüne alan açtığını düşünmemelidir.

Bir gün önce İmamoğlu, HDP’li Pervin Buldan ve Selahattin Demirtaş arasındaki güzellemeler gözden kaçmamıştır” diyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da aynı telden çalıyor:

“Protesto eden vatandaşlarımıza terörist muamelesi yapılmasını asla kabul edemeyiz. Oradakiler şehit yakınlarıydı. Birileri teröristlerin siyasi uzantılarıyla ittifak kurmayı kendilerine yediriyor olabilir ancak halk bu işbirliğini hazmedemiyor.”

Hep birlikte saldırıyı meşrulaştırmaya çalışırken CHP ve HDP’yi suçlamayı sürdürüyorlar.

Benzine ateşi Erdoğan da döküyor.

Dün TBMM’deki 23 Nisan özel oturumunda HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kürsüye çıkarken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanı ile birlikte genel kurulu terk ediyor Erdoğan. Ve gazetecilere “Benim Mehmetlerimi şehit edenleri dinleyelim mi? Onlarla kol kola gezenleri, onlarla omuz omuza verenleri dinleyelim mi?” diyor.

Ardından da Kılıçdaroğlu’na yönelik soruya yanıt veriyor:

“PKK ile hangi siyasi örgüt, el ele, kol kola geziyor ve bunun yanında da Türkiye’deki siyasi partiler kol kola veriyorlar, kol kola verdikten sonra da oraya gidiyorlar. Burada artık bir gaz sıkışması var. Bu insanların, birikmiş olan bu gaz sıkışması karşısında, nereye gideceksin, bunların hepsini etraflıca bir incelemek, bunun üzerinde de düşünmek lazım.”

Nitekim Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından Kars’taki 23 Nisan törenlerinde Garnizon Komutanı, seçilmiş belediye başkanı HDP’li Ayhan Bilgen’in elini sıkmıyor.

Hep birlikte ülkeyi ateşe atmaya karar vermişler gibi.

Tıpkı 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananlar gibi.

AKP tek başına hükümet kuracak oyu alamıyor, 22 Haziran’da Ceylanpınar’da iki polis öldürülüyor. Çözüm süreci bitiyor, kanlı süreç başlıyor. Ta ki 1 Kasım’da AKP istediği oy oranını alana kadar. Ve o iki polis cinayeti gizemini hâlâ koruyor.

31 Mart’ta bu kez AKP büyük kentleri kaybediyor, kayyım atanan belediyelerin bir çoğunu HDP geri kazanıyor. Bu kez dört askerin cenazesi geliyor. Kılıçdaroğlu o genç çocuklardan birinin cenazesine gidiyor. Ve linç edilmeye kalkışılıyor.

Pazar günü Ankara Çubuk Akkuzulu köyünde yaşananlar örgütlü bir saldırıya işaret ediyor.

Ne diyordu CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, dün Birgün’deki yazısında:

“Şehidin cenaze namazı alelacele saf düzeni dahi alınmadan kılındı. Sonrasında resmî geçit için tekrar bize gösterilen yere geldiğimizde Genelkurmay Başkanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı’nın yanımızdan ayrıldığını gördük. Buna bir anlam veremedik ancak biz ekip olarak Genel Başkanımızın yanından ayrılmadık.

“Evin etrafının güvenlik çemberine alınması da epey bir zaman aldı. Zaman zaman perdenin kenarından dışarıyı gözlüyordum. Evin balkonu dâhil etrafının saldırganlarla dolu olduğunu görünce içerideki emniyet amirini uyardım ve evin içine kolaylıkla girebileceklerini söyledim. O da çevik kuvvet ekiplerinin çağrıldığını söyledi. Daha sonra görüntüleri izlediğimde çevik kuvvetin de gelmediğini gördüm. Kalabalığın evin beş metre gerisine alınması yaklaşık yirmi dakika sürdü. Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasını da sonradan duyduk. Çok yumuşak davranmış saldırganlara. Sadece sözlü olarak ikna etmeye çalışmışlar. Bir kalkan dahi kullanılmamış. Oradaki kalabalık evin önünde uzun süre slogan atarak ve zaman zaman taş atarak bekledi.”

Olaylar sırasında kaburgasında kırık oluşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya’nın şu sözleri de çok çarpıcıydı:

“Özel olarak getirilmiş olan insanlar yolun karşı tarafına gidip slogan attı. Biz cenaze giderken önünde saygı duruşunda bulunduk. Cenaze ayrıldıktan sonra biz aracımıza yürümeye başladık. O sırada polis, asker hiç yok, kendi korumalarımızla birlikte kalkan olduk. Aracımız tahrip edildi. Benim kaburgamda bir kırık var. Biz o arada bunlara aldırış etmedik. Özellikle dışarıdan getirilmiş cani bir kadın vardı. Elinde şemsiyeyle bize vurdu. Şunu yapmaya çalıştılar: Biz kadınlara sert davranışlarda bulunacağız. Biz bu tuzaklara düşmedik. Tezgâh çok açıktı. Organize bir eylem vardı.”

“Yakın o evi yakın” diyen bir kadın, şemsiyeyle vuran bir kadın, arabalara bir insana değdiğinde öldürecek büyüklükte taşlar atan kadın…

Ve cenazeye bıçakla gelen insanlar.

CHP PM üyesi İlhan Cihaner, Pazar akşamı Artı TV’deki programımızda söyledi:

“Koruma arkadaşlardan bazıları bazı saldırganların elinde bıçak olduğunu söyledi.”

Aynı şeyi Abdülkadir Selvi de Hürriyet’teki köşesinde yazdı:

“Saldırı sırasında Kılıçdaroğlu’nu korumaya çalışanlardan biri olan başdanışmanı Kenan Nohut da ‘Saldırganlardan birisi bıçak salladı. Dirseğimle vurarak yere yıktım, arkadaşlarımız üstüne çullandılar’ dedi.”

Israrla “CHP, HDP ile kol kola yürüdü. HDP de terör örgütünün siyasi uzantısı” diyen ve linç girişimini “protesto”ya indirgeyip meşrulaştırmaya çalışanların şu soruyu da yanıtlaması lazım.

“Cenazeye bıçakla gidilmesi normal midir?” ya da “Cenazeye bıçakla gidilmesi ne anlama gelir?”

Kılıçdaroğlu’nun etrafında neden yeterli güvenlik önlemi alınmadı, Çevik kuvvet niye gelmedi, evden çıkılması niye 1.5 saat sürdü, değil cenazelere yaralılara bile biber gazı sıkanlar saldırganlara niye biber gazı sıkmadı, saldırganların elini kolunu sallayarak olay yerinden ayrılmasına neden izin verildi?

Bıçaklı saldırgan, taş atan kadın, evi yakın diyen kadın neden yakalanmadı?

Devlet bu kadar aciz mi gerçekten?

Değilse eğer elbette akla başka sorular geliyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…