Artı Gerçek

İnsanı sinir eden Türkçe rezaletleri

Sinire en fazla dokunan Türkçe katliamlarını aşağıda aklıma geldiğince vereyim.


Bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğu rahatsız olacaktır. Çünkü doğru Türkçe konuşan ve yazanımız pek azaldı. Temel sebebi: Radyo ve TV’lerde spikerler, konuşanlar, sunucular, çevirmenler Türkçenin içine tükürüyorlar. Halkımız da onlardan “öğrenip” papağan gibi tekrarlıyor.

Doğru dürüst Türkçe konuşmayı, 1967’de yayına başlayan TRT’nin spikerleri öğretmişti Türkiye’ye. Şimdi TRT’ciler dahil, bütün kanallarda tam tersi yapılıyor; karşı-devrimin bu yönü de eksik kalmadı elhamdülillah.

Sinire en fazla dokunan Türkçe katliamlarını aşağıda aklıma geldiğince vereyim. Önce, sözlüler:

***

En başta, en maganda olanı ama en çok duyulanı: OLDUKÇA.

Bunu insanlarımız “çok” yerine kullanıyorlar. Oysa, tam tersine, az demek bu. Çünkü “bir miktar” veya “epeyce” demek. Allahaşkına, hiç duydunuz mu ilan-ı aşk edenin “Seni oldukça seviyorum” dediğini?

Çok diyecekseniz çok deyiniz, bir miktar diyecekseniz bir miktar deyiniz, epey deyiniz. Ama bu sakatlık tedavi edilene, yani kelime gerçek anlamına dönene kadar bu pisliği asla kullanmayınız.

Döner mi? Bir zamanlar, “olanaklı/mümkün” yerine “olası” (muhtemel) deme hastalığı vardı; ör. “Bu dağa tırmanmak olası mıdır?” Türkçeyi iyi kullanan İlhan Selçuk bile bu vahim hataya düşerdi. Ama zamanla kelime gerçek anlamına büyük ölçüde döndü. Bu rezil “oldukça” için de öyle olur diye umalım. Geçelim şimdi diğer sinir durumlara.

***

Nema ve meta. Buralarda a harfi uzun okunacak. Cinsel açıdan çekici demek olan seksi’nin ise i’si kısa okunacak çünkü Arapça değil. Restorant ve deodorant’ta sondaki o t’ler olmayacak. Spikerler gibi İngilizce de Türkçeyi rezil etti.

İngilizce demişken, bu dilde sıfat ve isim tamlamaları birbirinden farksızdır, ikisi de iyelik (malikiyet) eki almaz: Blue Mosque, Sultan Ahmet Mosque. Türkçede ise öyle değil. Sıfat tamlaması ek almaz: Mavi Cami. Ama isim tamlaması alır: Sultan Ahmet Camii veya Camisi (camii de olur, camisi de).

Hah, cami kelimesinin sonu meselesi kendiliğinden fırladı ortaya. Durmadan görüyorum, “Camiiye gider” okları. Yazanların elleri kırılsın.

***

Ünvan değil, unvan. Mütevazi değil, mütevazı. Döküman değil, doküman. Şöför değil, şoför. Koordinesinde değil, koordinasyonunda veya daha iyisi: eşgüdümünde. Provakatör değil, provokatör. Muhattap değil, muhatap. Deklerasyon değil, deklarasyon. Dolabın montesi değil, montajı. Konsantrem bozuldu değil, konsantrasyonum bozuldu veya daha iyisi: dikkatim dağıldı. Görmemezlikten gelmek değil, görmezden gelmek. Kayyum (Allah’ın bir sıfatı) değil, kayyım (memur). Dolayısı ile/nedeni ile değil, dolayısıyla/nedeniyle. Nüans farkı değil, sadece nüans çünkü bu kelime zaten küçük fark demek.

Son zamanlarda da, “elbette” anlamında “tabi” deme hastalığı çıktı. Doğrusu: tabii; çünkü “tabi” bağımlı demektir. Bir de, “aklıselim insan” olmaz, aklıselim sahibi insan olur.

***

Şu sıralarda en sinir edici ve en yaygın rezaletlerden biri de PANİK OLMAK, ŞOK OLMAK.

Dillerini eşşekarısı soksun inşallah. Frenkçe paralayabildiğini göstermek isteyenler de ör. Hürriyet gazetesi manşetleri gibi “şoke olmak” diyor. Kardeşim, panik/şok geçirmek’in, panik/şok yaşamak’ın, paniklemek’in/şoka uğramak’ın kıtlığına kıran mı girdi?

Bazısı tutturmuş, “Acılı kebap yememe şansım var mı?” Ne şansı yahu, senin dediğin imkân/olanak! Ayrıca, niye “Yemek istemiyorum” demiyorsun?

Cümlenin başında fakat/ama yerine “ancak” kullanılır oldu. Olabilir, ama bu durumda mutlaka hemen ardından virgül koyacaksın. Ancak’ın orijinal kullanımı ise şöyledir: “Arabaya sığamadık çünkü ancak dört kişilikti”.

***

Bir de, bir iyiliğe teşekkür edene, kırk bin yıllık “Birşey değil” yerine “Önemli değil” demek âdet oldu. Yani hiç farkında olmadan diyorsunuz ki, ben sana o iyiliği öylesine yaptım, sen önemli değilsin, herkese yaparım.

Bunu yazarken aklıma geldi, Word’un düzeltme programı TDK’den alıp “bir şey” diye düzeltiyor otomatik olarak; herşey’i de “her şey” yapıyor. Oysa biz Aziz Nesin hocamızdan öğrenmişiz: Bir şey, iki şey, üç şey diye götüremiyorsan yani bir’i sayı sıfatı değil de belgisiz sıfat olarak kullanıyorsan, bitişik yazacaksın. Hatta “bişey” diye yazacaksın. Ben Aziz, o çok aziz ustamın bu dediğini yapıyorum yazılarımda; siz TDK’nin o oturamamış Türkçesine uymaya devam edebilirsiniz.

***

Yine hemen yukarıda “âdet oldu” derken aklıma geldi: Adet diye yazarsanız, miktar anlamına gelir (ör. 8 adet). Ama “gelenek” anlamına gelecekse, düzeltme işareti (^) koymalısınız: Âdet.

TDK’nin durmadan koyup kaldırdığı bu başımızın derdi şapka ne zaman kullanılır derseniz: Anlam değişikliği olacağı zaman. Ör: “Halamlara gidiyoruz”, ama “Bu beladan hâlâ kurtulamadık”.

Örnek sürüyle: Ala (kırmızı) ve âlâ. Ama ve âma (kör). En önemlisi de: Türk askeri, ama askerî malzeme. Çocuk resmi, ama resmî evrak.

Yazdıkça çıkıyor. Neden “başımızın derdi” dedim? Çünkü bu “^” işareti sesi bazen uzatır, bazen inceltir, bazen de hem uzatır hem inceltir (ör. Kâzım). 1920’lerde k harfinin yanı sıra q harfini almamakla çok büyük hata etmişler.

***

Sözlüde dert o kadar çok ki, yazılı rezaletlere yer kalmadı. Oysa, esas felaket imlada. Özellikle: -de/-da ekleri ile –ki ekinde.

-de/-da eklerinin yüzde doksan yanlış kullanılmasının temel sebebi, çoğu ilkokul öğretmeninin de bilmemesi. Üstelik, dilbilgisi kitapları kuralı şöyle öğretmeye kalkıyor: “Dahî anlamına gelen ayrı yazılır”.

Böyle öğretilmez. Şöyle öğretilir:

“İçinde” ve buna yakın anlamlar (üstünde, etrafında, vs.) söz konusuysa, bitişik yazılır (“masada bir sürahi var”). Bunun dışında ise her zaman ayrı (“masa da kırıldı, sürahi de”).

Bitişik yazıldığında, bir özel isim söz konusuysa, kesme işareti (‘) konulur: “Ali’de hiç mantık yok”. Bu kesme işareti vesilesiyle gündeme gelen ekleme sorunları Türkçede tam bir baş belasıdır, kurallarda tutarsızlık diz boyudur, ama uzatmayalım.

-ki ekine gelince: Bir ismi tekrarlamamak için kullanıyorsak (yani zamir ise), bitişik yazılır: “Senin kalemin kısa, benimki uzun”. Onun dışında (yani bağlaç ise), ayrı yazılır: “Anladım ki sen beni dinlemeyeceksin”. Bu son söylediğimin istisnaları var (ör. halbuki, mademki, sanki), ama uzatmayalım.

Uzatmayalım, çünkü Türkçenin şu andaki rezaleti çok uzun, benim yerimse çok kısa.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…