Artı Gerçek

Oyumgürgen'in yolları asfalt!

Ama asfalt yol yapmışlar! Gelişmişliğe değil köylüyü tüketim toplumunun bir parçası yapmaya uzanmış o yaptıkları asfalt yollar.

CANAN KAFTANCIOĞLU 

Memleketimden,  çocukluk anılarımla sarmalandığım köyümden Ordu’nun Oyumgürgen köyünden yazıyorum. Öznel bir yazı olacak. Öznel ama rahatlıkla genellenebilecek bir Türkiye fotoğrafı.

Referandum öncesi birçok şehre gitmişken memleketimi de boş geçmeyeyim, durumlar nasıldır bir göreyim, köylülerimle bir sohbet edeyim istedim. Referandum özelinde; görünen o ki Ordu’ya da bahar gelmiş.

Köye dair anılarım kırk yıl öncesine kadar uzanıyor. O yıllarda yolu, elektriği olmayan, haftada bir gün çalışan kamyonla ulaşımın sağlandığı Karadeniz’in tipik dağlık köylerinden biri. Horoz sesleriyle uyandığım, evlerden ocakta pişen ekmek kokusunun yayıldığı, çocuk seslerinin çınladığı, kadınların sabahın erken saatlerinde tarlaya, tapana gittiği çalışan, üreten Oyumgürgen köyü. Anadolu’nun diğer köyleri gibi.

Karadeniz’de ‘kadınlar çalışır, erkekler kahvede oturur’ algısının geçerli olmadığı yerlerden. Erkeklerin de en az kadınlar kadar çalıştığı. Köyde kahvehane olmaması bundandır.

Gelişen teknolojiden Oyumgürgen köyü de nasibini almış görüldüğü üzere. Artık elektriği ve köye rahatlıkla ulaşılan bir yolu var. AKP iktidarının  sürekli vurgu yaptığı yollar, kanallar, köprüler gelişmişlik ölçütümüzse eğer benim köyüm de çok gelişmiş.

Yolu, elektriği olmayan yıllara gidelim hızlıca. Karadeniz’in neredeyse bütün köylerinde olduğu gibi tarım ve hayvancılık vazgeçilmesiydi köylülerin. Fındığını toplar, ekinini eker, değirmende buğdayını çeker ve ekmeğini, peynirini, etini kendisi temin ederdi. Yine o yıllarda göç yoktu. Toprağında karnı doyuyordu köylünün. İlkokulu bitirip okumak için şehre inenlerin haricinde ayrılan olmazdı köyden. Ürettikçe güçlüydü insanlar ve emekleriyle var oluyorlardı. Oluşturulan kooperatiflerle destekleniyordu köylünün üretimi. O yıllarda yaklaşık tamamının bacası tüten 150 hane ve yaklaşık 500 büyükbaş hayvan vardı. Şehirden getirilen şeker ve tuz haricinde  hemen her şeyini kendisi üretiyordu.

Yolları asfalt olan köyümün bugünü nasıl?Bilinçli  bir şekilde üretimin değil, tüketimin ve tembelliğin forse edildiği bir yapıyla karşı karşıya. Memleket gibi anlayacağınız. Bağımlı insan başka nasıl yaratılacak? Ordu özelinde düzgün fındık politikalarının geliştirilmemesi, araziler ekilmediği zaman teşvik verilmesi, bütün şehir yasasıyla birlikte zaten çok az olan hayvancılığın tamamen yok edilmesi hep bundan.

Ama asfalt yol yapmışlar! Gelişmişliğe değil köylüyü tüketim toplumunun bir parçası yapmaya uzanmış o yaptıkları asfalt yollar. Ekmeğini, sütünü, varsa parası etini şehirden almaya mecbur bırakılan köylüleri sömürmenin yolları bunlar. Doğduğu topraklarda geçinemeyip büyük şehirlere göçün yolları. Üreten değil tüketen bir toplum yaratmanın yolları

Ve kırk yıl sonra sadece yirmi hanede baca tüten köyümde, köylülerimle hasret gideriyoruz. Üç yıl önceki buluşmamızda “şu köyün yollarına bak eleştirmeden önce” demişti bir amca. Söz dönüp dolanıp yine aynı mevzuya gelince “kızım bu yolları yaparken, gönül yollarımızı yıkmışlar da fark etmemişiz yolları yapsalar ne yazar, gidecek adam bırakmadılar düşman ettiler herkesi” demez mi aynı amca? Başka söze hacet yok diyerek sustum ve gülümsedim sadece.  İşte o an memleketime bahar geldiğini hissettim ve geleceğe dair umutlarım bir kez daha yeşerdi.

Ve görüyorum ki bahar gelmiş memleketimde de 17 Nisan sabahı çiçekler açacak.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…