Artı Gerçek

Urfa’da işkencehane

Fiili durumun işkence olarak tezahür ettiği kara bir tüneldeyiz. İçişleri bakanının ana muhalefet liderine bile 'sen bittin' dediği yerde, sistematikliğin nerelerden beslendiği açık.


Bakmayın “hane” dememe. “Barınmak”, “sığınmak” gibi olumlu anlamlara çağrışım değil, bir şeyin sistematikliğine vurgu yapmak amacım.

Urfa’daki gözaltı merkezleri bu sistematikliğin adresi. Bir ülkenin içişleri bakanının ana muhalefet liderine bile “sen bittin” dediği yerde, sistematikliğin nerelerden beslendiği açık herhalde. Urfa’da yaşananlarla ilgili eski haberleri alt alta koyduğumda çıkan şeyin “görevi kötüye kullanma” ya da “görevi ihmal” hafifliğini yansıtmadığı aşikar…  

Tarih: 31 Temmuz 2016

Haber: Cumhuriyet Gazetesi

Avukatlarıyla üç gün sonra görüşebildiler. Gözaltında, kaba dayak, cinsel taciz, ölüm ve tecavüz tehdidiyle, gözleri kapalı, elleri arkadan kelepçeli ve çıplak bir şekilde sistematik işkencelere maruz kaldılar M.A.G’nin ağzını polisler zorla açıp, içine yarım şişe kolonyayı boşaltmış.”

Tarih: 4 Temmuz 2016

Haber: Hürriyet

Şanlıurfa’da yüz yüze dinlediğimiz gerçek hikayeler korkunçtu. Ben 20 yıldır işkence alanında çalışıyorum. Bazı işkence yöntemlerini 90’larda bile duymamıştım. O nedenle gerçekten korkunçtu dinlediklerimiz. Bunların arasında yer alan Mazlum Dağtekin, savcının gözetiminde bir mağarada işkence ve tecavüze uğradığını bizlere aktardı. Yine 4 ayrı kadına ise cinsel taciz ve işkence uygulandığının bilgisine ulaştık."

Tarih: 25 Temmuz 2017

Haber: Evrensel

Annesinin rahatsızlığı üzerine Rojava’dan Türkiye’ye geçmeye çalıştığı sırada gözaltına alınarak tutuklanan Suzan Çay, avukatı aracılığı ile İHD’ye başvurdu. Çay, başvurusunda tutulduğu 14 gün boyunca maruz kaldığını iddia ettiği cinsel işkenceyi bir bir anlattı. Kendisine işkence edenlerin sık sık "Buradan çıkış yok, bu gece bizimlesin" dediklerini ifade eden Çay, aralıksız devam eden işkenceyi şöyle anlattı: "Bir ara bayılmışım. Bütün gün bir damla su vermediler. Sadece aralıksız işkence ediyorlardı. Akşam yemek için gittiler ve ben halen başımda çuval odada bekliyordum. Sonra tekrar sağlık kontrolü için götürdüler."

Arjantin’deki askeri diktatörlük zamanındaki zorla kaybetme, öldürme ve işkence sistematikliğini anlatan Garaj Olimpo filminde şöyle bir diyalog geçiyordu:

 - “Bak bakalım 40 kiloya ne kadar elektrik veriliyor

 - 15 Volt. Ama tek kelime etmediği için…”

Bu diyalogdan anlıyoruz daha yüksek volt elektrik verildiğini. Rutbeli askerin sorgulaması işkence edileni yaşatmak için değil konuşturmak içindi. Nitekim rütbeli asker gözaltında tutulan kadının nabzını yoklar. Herşeyin normal olduğuna kanaat getirince “devam edebilirsin” der.  Film, işkence yapanların hayatlarına “normal” olarak  devam edebilmesini, büyük bir kentte garaj olarak kamufle edilen işkencehanenin varlığından habersiz yaşayıp giden milyonların hayatlarının “normal” akabilmesini  anlatır.  İşkenceyi mümkün kılan “normal”i… 

İşkencenin bütün yöntemleri ve şiddetiyle döndüğü bir dönemdeyiz. “Sıfır tolerans” artık bedenlerde, ruhlarda bir mazi…

Milyonlar “normal” hayatlarını sürdürürken, Urfa’da bir gencin yaşadıklarını duyun istedim. Adana İHD Başkanı avukat İlhan Öngör’ün kardeşi Mahmut Öngör, 28 kasım 2017 tarihinde  tutuklu bulunduğu Hilvan 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nden Şanlıurfa Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’ne ek ifade alımı gerekçesiyle getirilir.

Tutuklanan bir kişinin cezaevinden tekrar sorgu için çıkarılması nadir görülen bir uygulamadır. Yeni delillerin çıkmasını gerektirir. Avukat Öngör’e göre CMK 148. Maddenin 5.Fıkrası uyarınca; “Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.” Ancak emniyettekiler KHK’yı  gerekçe  göstererek Mahmut Öngör’ü 10 gün TMŞ’de tutar. Peki gerekçe gösterilen KHK ne der? Avukat Öngör’e gore; 668 Sayılı KHK’nın 3.Maddesinin Ö Fıkrası uyarınca “Bu maddede sayılan suçlarla ilgili olarak, alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması bakımından zorunlu görülen hallerde, tutuklu veya hükümlüler yetkili Cumhuriyet savcısının talebi ve Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararı ile geçici sürelerle ceza infaz kurumundan alınabilirler.”

Ama yaşanan ne ona bakalım.

Mahmut Öngör cezaevinden alındıktan sonra Urfa TMŞ’de 10 gün boyunca elektrik dahil yoğun işkence görür. Avukat abisi emniyette gördüğünde her yeri yara bere içindedir. Konuşacak halde değildir.  Çok daha ilginci Sulh Ceza Hakimliği kararı ile cezaevinden çıkarılan Mahmut Öngör’e savcılık hiçbir soru sormaz.  Yani KHK bile çiğnenir, savcılık sorgusu yapılmadan cezaevine götürülür. Kardeşinin cezaevinden neden çıkarıldığına araştıran Avukat İlhan Öngör’e “ İlk sorgusunda susma hakkını kullanmıştı” denir. Yani temel hak ve özgürlükler kapsamında olan bir hak; “susma hakkı” gerekçe gösterilir.  “Susma hakkı” “Zorunlu görülen hal” olarak yorumlanır. İşkencenin gerekçesi kılınır kolluk tarafından.

Avukat İlhan Öngör der ki, “Tüm işkence iddialarımıza karşın savcılıkça herhangi bir işlem yapılmamış,  10 gün boyunca da rapor aldırılmamıştır. Kardeşimin yaralarının iyileşmesi amacıyla TMŞ’de tutulduğu kanaatindeyiz. İşkencenin ortaya çıkması , duyulması sonrası yaralarının iyileşmesi için kremler ve ağrı kesiciler verilmiştir."

Hukuki güvencenin olmadığı, kanunların askıda tutulduğu, fiili durumun işkence olarak tezahür ettiği kara bir tüneldeyiz. Mahmut Öngör şimdi cezaevinde. Çıktığında kimbilir daha neler anlatacak. Belki hukuki hak arayışını sürdürecek. Hayatın “normal” akışında işkence görenlerin sesi ise az duyulacak. “Haberin var mı taş duvar”ın söylediği gibi…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…