Artı Gerçek

Ölüm: Anti-siyaset

Alanı 2002’de AKP açmış, toplumun AKP mahallesinden olmayan bir bölümünden destek görmüştü. Ne var ki AKP kendi açtığı alanı kapatmaktan beter etti.


Hayır cephesinin sağının, MHP’li muhalifler dışında, nasıl biat etmekte olduğuna değinmiştim geçen hafta. Hayır cephesinin solu da döndü dolaştı ölüm orucuna dayandı.

2013 sonrasında hızla daraltılan siyaset alanın gelip kapandığı ölüm duvarındayız. Alanı 2002’de AKP açmış, toplumun AKP mahallesinden olmayan bir bölümünden destek görmüştü. Alan açmada Kürd Siyasî Hareketi’nin katkılarını unutmamak gerek.

Ne var ki AKP kendi açtığı alanı kapatmaktan beter etti. Çıkardığı bir dizi yasa, aldığı bir dizi karar, muhalefetteki devlet partilerine kurduğu ve onların da içine düşmeye teşne oldukları bir dizi tuzakla siyasetin içini boşalttı. Resmî muhalefetin temel kurumu olan yasama tam bir yıl önce 20 Mayıs’ta dokunulmazlığa dokunarak kendini feshetti. Anamuhalefet partisi HDP bu yolla etkisizleştirildi, eşbaşkanları dâhil 10 vekili hapiste. Üzerindeki baskı, taciz, tecrit sıradanlaştı. Rejim böylece oluşturduğu siyasetdışı ve hukukdışı alanı görülmemiş bir istibdatla tahkim etti.

Türkiye epeydir ölüyor. Mânen ve hakikaten. Haziran 2015’ten bu yana intihar bombacılarının neden olduğu kitlesel ölümle tanışıldı. Kadına, çocuğa, hayvana, doğaya, kente karşı kahredici şiddet görülmemiş boyutta; bireysel silahlanma azmış hâlde. Ölümlü trafik kazalarının sayısında görünür artış var. İşçi cinayetlerinde rekora doyulmuyor. “Panzer uykuda yakaladı” başlığıyla verilen çocuk cinayetleri, şehirlerde kol gezen “sivil tanklar” hafriyat kamyonları… Rejim, ölümü Kürd illerine geri getirdi. Aynı şekilde, yok edemediği muhalifi sivil ölüme mahkûm ediyor artık. Meslekten ihraç ve hak gaspı mağduru yüzbinlerle ifade ediliyor. Bu sıradanlaşmış zulme karşı açlık grevine giden iki sivil genç eğitimci mahkûm edildikleri sivil ölüme itiraz ediyor iki ayı aşkın bir süredir. Ne var ki sivil ölüme ölümle cevap veriliyor. Rejimin dayattığı anti-siyasete ve bunun içini dolduran yokluğa verilen cevap ölüm yani yine anti-siyaset. Rejimin alıp götürdüğü yaşam sevincine ölümün “neş’esi” ile verilen cevap ha?

Zira 1915’ten beri edilen istisnasız her zulmün zalimin yanına kâr kaldığı bir memleketten açlık grevi yoluyla adalet beklemek mümkün değil. Ezberimizde, genlerimizde sorumsuzluk ve cezasızlık üzerinde yükselen bir adalet anlayışı var, adına adalet denebilirse. Dolayısıyla açlık grevlerinin herhangi bir “zafer” ile sonuçlanabileceğini düşünmek mümkün değil. Zulüm ve ceberutluk konusunda son yıllarda nelere kâdir olduğunu defalarca gösteren, en son Kürd illerindeki bodrumlara ölüm yağdıran rejim “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen devlet katliamından beterine hazırdır. Öyleyse nedir muradı bu restleşmenin? Açlık grevlerinin ölüm oruçlarına dönüşmesi ve yaygınlaşmasıyla oluşacak bir kalkışma mı?

Ürpertici olan ölümün toplumsal değeri. Şiddetperverlik ve şüheda ibadeti başka bir itiraz biçimine pek yer bırakmaz mâlum. Ne var ki iktidarın siyasetin içini boşaltmasına ölüm üzerinden verilmek isteten cevaplar siyaseti külliyen kilitliyor, boşa düşürüyor ve geleceği çürütüyor. Bu belki bir katharsis vakti ama ölüm şiddetinde. Altından kalkılamayacak kadar ağır.

Bir dostumla konuşuyorum, “ben ilkesel olarak hapiste olmayan mağdurların açlık grevine gitmesine karşıydım ama memleket devasa bir hapishane oldu” diyor. Memleket çapında bir ölüm orucuna yatmak mı anlamalıyız? Rejimin kılının kıpırdatmayacağı bir yana, var mı böyle bir toplu intihar olasılığı? Yoksa memleket büyük yüzleşme aşamasına mı intikal etti? Ya da iki genç eğitimcinin bedenleri üzerinden bir vekâlet savaşı mı “yaşanıyor” sadece? Peki, hayır cephesinin dolduracağı varsayılan yeni siyaset bu anti-siyasetten mi neşet edecek? 16 Nisan’dan sonra siyasetin içi doldurulmaya çalışılırken içi ölümle yani ebediyen, boşaltılıyor olmasın? Memlekette siyaset artık ölüm yarışıyla mı icra edilecek?

Oysa şiddetsiz sivil itiraz diye bir şey var. Bizim hiç bilmediğimiz, öğrenmek dahi istemediğimiz. Dünyada enva-i çeşit uygulaması oldu ve oluyor. Vergi grevi, askerlik grevi (vicdanî ret), mesai grevi, dayanışma grevi, satın alma grevi, yasaya uyma grevi, borç ödeme grevi gibi…

Türkiye’nin taraf olduğu, altında imzası olan akitlere sahip çıkmak bir başka itiraz biçimi. Örnek, siyasetin unuttuğu Avrupa Birliği üyelik müzakereleri, Avrupa Konseyi üyelik vecibeleri…

Anti-siyasetin panzehirleri… Sözün ölümün önüne geçtiği yerler…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…