Artı Gerçek

Özerk Kürdistan’ı Ankara’ya anlatmak (1)

Demokratik özerkliği, hem Kürt meselesinin çözümü hem de Türkiye’nin demokratikleşmesi için taşıdığı imkan ve olanaklar çerçevesinde anlatmayı deneyeceğim. Bu model, Kürt sorununu çözer mi?


Artı Gerçek’te de çıkan bir haberde eski CIA başkanı Michael Hayden, "Özerk Kürdistan’ı Ankara’ya anlatmalıyız. Ortadoğu’da yeni oluşumlar ortaya çıkacak bunlardan biri de özerk Kürdistan"dır demiş. Daha önce de panellerde, sempozyumlarda, gazetelerde pek çok kez anlatmayı denediğim üzere bu kez de Michael Hayden’in bu açıklamasını bahane bilip Ankara’ya demokratik özerkliği bir kez daha anlatmayı deneyeyim istiyorum. Gerçi Ankara uzun süredir barışa kulaklarını kapamış sadece savaş ve kan siyaseti yaparken demokratik özerkliği anlatmak nafile bir çaba olabilir ama yine de barışı konjonktürden bağımsız olarak her daim konuşabilmeliyiz diye düşünüyorum. Bu vesileyle demokratik özerkliği, hem Kürt meselesinin çözümü hem de Türkiye’nin demokratikleşmesi için taşıdığı imkan ve olanaklar çerçevesinde anlatmayı deneyeceğim. Bu model, Kürt sorununu çözer mi, Türkiye’nin demokratikleşme sorununu çözer mi cevaplanması gereken bu temel iki soruya cevap olabilir mi?

Demokratik Özerkliği Tanımlamak: Siyasal Bir Özerklik

Öncelikle demokratik özerkliğin ne olmadığını söyleyerek başlayayım. Demokratik özerklik, kültürel özerklik (personal autonomy); idari özerklik (administrativ autonomy) veya fonksiyonel özerklik (functional autonomy) değil. Demokratik özerklik, özerklik tartışma ve literatüründe toprak (teritoryum) ilkesine göre yasama ve yürütme yetkileri de dahil olmak üzere kimi kamu yetkilerinin sınırları belirli bir bölgeye veya bölgelere devrini öngören bir “siyasal özerklik” (territorial autonomy) modelidir. Siyasal özerklikte yetkiler, belirli bir etnik veya kültürel grubun kendisine değil, bunun genellikle çoğunluk oluşturduğu –fakat bu zorunlu değil- bölge ile paylaşılmaktadır. Kimi kamu yetkileri belirli bir toprağa, bölgeye transfer edildiğinden paylaşılan yetkilerden o bölgede yaşayan tek bir etnik grup değil, o bölgenin tüm nüfusu faydalanır.

Kürt siyasal hareketi demokratik özerkliği sadece “Kürdistan” için değil, tüm Türkiye için önermektedir. Bu ise çoğunlukla, coğrafi, ekonomik ve kültürel benzerlikler bakımından Türkiye’nin 20-25 bölgeye ayrılması biçiminde ifade ediliyor. Bu bölgelerden biri olarak “Kürdistan” için ise ayrıca bir de statü söz konusu. Yani Kürt siyasal hareketi, demokratik özerkliği tüm Türkiye için önermenin yanı sıra Kürdistan’ı diğer olağan özerk bölgelerden farklı kılacak bir statüden bahsetmektedir. Örneğin İspanya’da veya İtalya’daki özel statülü özerk bölgeler gibi. Bu nedenle demokratik özerkliği ‘asimetrik federalizm’ olarak tanımlamayı tercih ediyorum.

Yasama Yetkileri Açısından Demokratik Özerklik

Siyasal özerkliği, idari veya kültürel özerklikten ayıran en önemli unsur, özerk bölgelerin anayasal olarak tanımlanmış ve demokratik yolarla seçilmiş bir yasama meclisine (legistlative) ve bir yürütme organına (executive) sahip olmasıdır. Yasama yetkileri açısından demokratik özerklikte, her özerk bölgenin kendine ait bir “bölge meclisi” ve bu meclislerin karar ve yasalarını uygulayacağı bir “yürütme” organı ön görülüyor. Bu mekanizmanın nasıl işleyeceği ve nasıl oluşacağı, görev ve sorumlulukları, kararlarının denetimi, bölge meclis milletvekillerinin oluşumu gibi pek çok nokta, örneğin BDP’nin 2012’de hazırladığı Anayasa Taslak metninde detayıyla açıklanmıştı.

Bununla birlikte, demokratik özerklikte, karar ve yasama süreçlerine halkın doğrudan katılımını öngören başka mekanizmalar da söz konusu. Örneğin yeterli sayıda imza ile halkın doğrudan yasa teklifinde bulunabilmesi; halk meclisleri, yurttaş meclisleri, mahalle meclisleri veya komünler gibi adları olan demokratik organlar yoluyla, halkın yasama ve karar süreçlerine doğrudan katılımının sağlanması gibi.

Demokratik Özerklikte Siyasal Temsiliyet

Siyasal özerkliğin önemli özelliklerinden biri, gelişmiş temsiliyet olanaklarına sahip olmasıdır. Nihayetinde “azınlık gruplarla” egemen toplum arasında çatışmaya ve sorunlara yol açan unsurlardan biri, azınlık gruplarının siyasal alandan, karar süreçlerinden ve iktidar olanaklarından sürekli dışlanıyor olması ve temsil olanaklarından mahrum bırakılıyor olmasıdır. Özerklik ile bu gruplar, yerel, bölgesel, ulusal ve hatta kimi örneklerde uluslararası düzeyde kendini temsil etme, kendisiyle ve yaşadığı coğrafya ile ilgili kararlara katılma olanaklarına kavuşmaktadır.

Temsiliyet olanakları açısından demokratik özerkliğe içkin iki düzlemi açıklamak gerekiyor. Birinci düzlem, statü sahibi “Kürdistan’ın” ulusal ve uluslararası alanda temsiliyeti olacak mı? Buna ilişkin, demokratik özerklikte yeterli bir bilginin var olduğunu söylemek güç. Yani Kürt siyasal hareketi bu soruyu teorik olarak nasıl cevaplıyor, bunun için elimizde yeterli bilgi yok. Oysa ulusal ve uluslararası temsiliyet sorunu da başka boyutlar kadar tartışılması gereken bir konu. Çünkü örneğin, merkezi devlet uluslararası bir antlaşma gereği özerk bölgeye bir savaş gücü konuşlandırma kararı verirse veya yine böyle bir antlaşma gereği çokuluslu bir şirketin özerk bölgede iktisadi faaliyetler yürütmesine merkez tek başına izin verirse, bunlar özerk bölgenin kendini yönetme anlayışıyla uyumsuz olacağından, bu çelişki nasıl çözülecek?

İkincisi ise, her bir özerk bölgede farklı kimlik ve kültürler hangi yolla temsil edilecek ve bunların kendi kimlik ve kültürel haklarını kullanmada hangi demokratik yöntemler seferber edilecek? Bu soruya ilişkin şunlar söylenebilir. Demokratik özerklik, epistemolojik inşasını devlet-toplum paradoksuna, hiçbir toplumun homojen olmadığı, bilakis heterojen olduğu kabulüne ve toplumun siyasetle yeniden buluşması gerektiği yaklaşımına dayanır. Bu konuda Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Uygarlık” savunmaları pek çok tartışma içerir. Demokratik özerklik, toplumu oluşturan her tür farklılığın, kimliğin, kültürün kendi öz örgütlenmesi ile siyasal alanda temsil edilmesi gereğini vurguluyor. Bu öz örgütlenmeler sayesinde, toplumun kendini yönetme gücüne yeniden kavuşacağı, devletin sınırlanıp toplumun genişleyeceği, toplumun siyasetle yeniden buluşacağı ve nihayetinde siyasal ve toplumsal alanın tabandan yükselen bir hareketle demokratikleşeceği öngörülüyor. Bu açıdan demokratik özerklik, hem komün, meclis gibi öz örgütlenmeler yoluyla toplumun kendini doğrudan temsil edebileceği hem de kurumsal düzeyde etnik, kültürel, inanç, cinsiyet gibi farklı kimliklerin konfederal bir biçimde temsiliyet kazanacağı bir taban örgütlenmesi anlayışına yaslanır ve bu çoğunlukla “demokratik ulus” olarak tarif ediliyor.

Rojava’da uygulanan demokratik özerklik modelinde görülen bir başka pratik örnek ise, etnik kimlik ve kültürlerin yönetimde oransal temsil edilmeleridir. Rojava’da bilindiği gibi, Kürt, Arap, Süryani, Türkmen gibi etnik kimlikler nüfusları oranında “Tev-Dem” ve “Batı Kürdistan Halk Meclislerinde” temsilci bulundurmaktadır. Bu temsiliyet yöntemi, aslında Ortadoğu coğrafyası için “radikal” ve “yeni” olmakla birlikte, aslında dünyadaki uygulamalarda görülen ve “ortaklaşmacı demokrasi” (consociational democracy) olarak tanımlanan uygulamanın bir benzeri. Ortaklaşmacı demokrasi, tam da siyasal özerkliğin “yeni azınlıklar” doğurabileceği eleştirisine karşı, bu bölgelerdeki farklı kimliklerin nüfusları oranında temsil edilmesine olanak sağlayan bir araçtır.

Devam edecek… Bir sonraki yazıda demokratik özerklikte kültürel haklar, ekonomik olanaklar ve vatandaşlık ele alınacak.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…