Artı Gerçek

Afrin ve Sultan Tayyip'in DOM-TOM'ları...

Tayyip'in bir DOM-TOM'u daha var ki o çoktan çantada keklik… Avrupa'daki Türk göçmenliği… Hele çifte vatandaşlığın yasal olduğu ülkelerde…


Tarih boyu ihanetin her türlüsünü tanımış olan Kürt halkı, tüm Ortadoğu coğrafyasını tehdit eden İslam Devleti felaketini olağanüstü özveriyle ve yiğitlikle çökerttikten hemen sonra asla affedilemez yeni bir ihanete uğradı… ABD'siyle, AB'siyle, Rusya'sıyla dünyanın tüm süper ve bölgesel güçleri Afrin'de Tayyip diktasının islamcı ÖSO katilleriyle giriştiği alçakça saldırı karşısında Kürt insanını erkeği, kadını, genci ve çocuğuyla ölüme ya da sürgüne terketti.

Yıllardır faşizmin ve ırkçılığın her türlüsüne karşı birlikte mücadele verdiğim Avrupalı sol ve demokrat dostlarımdan ve meslekdaşlarımdan önemli bir bölümünün bu korkunç ihanet karşısında sessiz kalabilmiş olmaları yüreğimi kanatıyor. Kürt kardeşlerimin isyanını tamamen paylaşıyorum.

12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde uluslararası kurumlarda ve medyada Kürt ulusu üzerindeki baskılar, ne denli belgelenirse belgelensin, hep Türkiye'nin ve de onun bağlı olduğu Batı blokunun ve NATO'nun bir iç güvenlik sorunu sayılarak derkenar edilirdi.

Günümüzde öyle mi? Yıllardır sadece Türkiye'yi ve tüm Ortadoğu halklarını değil, tüm Batı dünyasını da Paris, Brüksel, Berlin ve Londra gibi metropollerini kana bulayarak tehdit eden islam terörizmine karşı erkeği ve kadınıyla gerçek bir ölüm kalım mücadelesi veren kimdi? Yıllardır televizyonlarında, gazetelerinde yiğitliklerine övgüler düzülen Kürt halkının fedakar çocukları değil miydi?

Birdenbire ne oldu? İslam Devleti haritadan silinir silinmez tüm bunlar unutuldu. O devletin ilk örgütlenmesinde, silahlanmasında, Avrupa dahil dünyanın dört bir yanından katiller devşirmesinde birinci derecede rol oynayan Ankara diktatörü Tayyip tüm bunların üstüne şal çekti. Kürt halkının örgütlü direnişini Türkiye ve Batı dünyası için en büyük tehlike ilan ederek Türk Ordusu'nu ve onun emrine verdiği islamcı teröristlerden oluşan ÖSO çetelerini Suriye Kürdistanı'nın Afrin bölgesine saldırttı.

Saldırının amacı o denli belli ki, göğüslerinde Türk bayrakları ve Kuran'lar, "Allahuekber" böğürtüleriyle Afrin'in merkezine giren islam mücahidlerinin yaptıkları ilk şey, hem de Kürt ulusal bayramı Newroz'a birkaç gün kala, Kürt ulusal direnişinin sembolü Kawa heykelini yerle bir edip tarih boyu tüm yeniçeri fütuhatındaki çapulculuklarda görüldüğü gibi Afrin'li Kürtlerin evlerini, işyerlerini talan ve yağma etmek oldu...

Tayyip histeri içinde... "Daha" diyor, "Daha... Menbiç, Kobani, Tel Abyad, Resulayn ve Kamışlı…" Amaç tüm Suriye Kürdistanı'nı Kürt'lerden temizlemek… Sonrası Irak Kürdistanı… Türkiye Kürdistanı'nda 34 yıldır süregelen kırım zaten dur durak bilmiyor…

Böyle bir ortamda, İslam Devleti'nin yenilmesini tamamen Kürt'lere borçlu olan ABD'nin ve de Avrupa Birliği'nin Türkiye ile ilişkileri derhal askıya alması gerekirken her ikisi de göstermelik kınamalar dışında Erdoğan'la ilişkileri sürdürmeye devam ediyorlar.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte Afrin harekatı nedeniyle Türkiye'nin kınanması için yaptıkları önerinin AB ve NATO'dan gerekli desteği alamadığını açıklıyor. NATO'nun ve onun patronu ABD'nin tam 72 yıldır Pentagon ve CIA'nın emir erliğini yapan Ankara'yı öyle bir çırpıda gözden çıkarmasını zaten kimse bekleyemez. Arada cilveleşmeler ve karşılıklı sataşmalar olsa da ABD'nin "stratejik müttefik"i Türkiye'nin yanında değil de ezilen Kürt halkının yanında saf tutması eşyanın tabiatına aykırı olur.

Avrupa Birliği'ne gelince, AB Komisyonu başkanı Juncker ve AB Konseyi başkanı Tusk bir hafta sonra, 26 Mart'ta Varna'da savaş suçlusu Erdoğan'la masaya oturmaya hazırlanıyor. Üstelik diktatörü önceden memnun etmek için AB Komisyonu mülteci anlaşması gereği Türkiye’ye taahhüt edilen yardımların ikinci 3 milyar euroluk kısmını alelacele onaylıyor.
Bu buluşma bana 36 yıl önce faşist cunta şefi Kenan Evren'in, üstelik de SBKP çizgisindeki komünistleri de içeri attırıp işkenceden geçirtirken, 25-28 Şubat 1982 tarihlerinde Bulgaristan'a yaptığı ziyarette "Büyük Balkan Yıldızı" nişanıyla taltif edilmesini anımsattı.
Bulgaristan o yıllarda dünya sosyalist sisteminin Balkan'lardaki kalesiydi… Bugün ise Avrupa Birliği'nin Balkanlar'daki kalesidir ve de şu sırada AB'nin dönem başkanıdır.
Bulgaristan'ın 80'lerin başında bağımlı olduğu SSCB Ankara'daki rejim ne olursa olsun "iyi komşuluk" ilişkilerini nasıl sürdürmüşse, onun yerine kaim olan Rusya Federasyonu da despotik Putin yönetiminde Türkiye'nin islamcı-faşist despotu Erdoğan ile aynı rahatlıkla sürdürebiliyor. Nükleer santraller dahil milyarlık yatırım projeleri, dış ticaret ve turizm çıkarları gündemdeyken Putin'den farklı bir tavır beklemek de zaten abesle iştigal olur… O hesaplarladır ki, Türk Ordusu'nun ve onu islamcı çapulcularının Afrin'e rahatça girmesi için önlerine bir kırmızı halı sermediği kaldı.
Rus halkının milliyetçi duygularını sürekli istismar eden Putin son seçimlerden tek adam diktasını güçlendirerek çıktı.

Erdoğan da gelecek yıl cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde çoğunluğu sağlamak için islamcı olduğu kadar milliyetçi ve de hattâ ırkçı duyguları istismar etmede artık hiç sınır tanımıyor. Öyle ki tüm konuşmaları, meydan okumalarıyla tıpkı 30'lu yıllar Avrupa'sında Hitler'in yaptığı gibi 21. Yüzyılın Türk-İslam "lebensraum"unu oluşturma hesabında…

Tüm Avrupa'yı tehdit eden Hitler'i yatıştırmak umuduyla İngiltere Başbakanı Chamberlain 30 Eylül 1938'de Münih'e giderek diktatörün tüm isteklerini kabul etmiş, daha sonra da büyük bir marifet yapmış gibi İngiltere'de kahraman gibi karşılanmıştı. Hemen de ardından aynı Hitler Avusturya ve Polonya gibi komşu ülkeleri işgal ederek on milyonlarca insanın canına mal olacak dünya savaşını başlatmıştı.

Avrupa Birliği'ni yönetenler de bugün aynı gaflet içinde devletten devlete ikili ilişkilerle, Varna türü özel zirvelerle Erdoğan'ı yumuşatabileceklerini sanıyorlar.

Oysa Bahçeli gibi gözü dönmüş bir ırkçı-faşistin "seçim ittifakı"yla desteğini alan Erdoğan başlattığı sınırötesi cihadında dur durak bilmeyecek… Hele karşısında "50 tane Afrin'i bir askerimin hayatına feda ederim" yaygarasıyla Türk-İslam yayılmacılığının değirmenine su taşıyan Kılıçdaroğlu gibi bir ana muhalefet lideri varsa…

Afrin ilk deney… Tayyip'in başkomutanı olduğu ordunun ÖSO etiketli islamcı çapulcularla gireceği topraklarda neler yapabileceğine Afrin imajlarıyla tüm dünya tanık oldu.

Çapul ve yağma fethin "fıtrat"ında var… Unutmayalım… Bizans'ın başkenti Konstantiopl 1453 yılında 54 gün süren bir kuşatmanın ardından fethedilmişti. Feth'in ardından Sultan'ın fermanıyla şehir üç gün boyunca yağmalanmıştı.

Konstantinopl'un fethinden çok önce Bulgaristan'da Plovdiv, Sofya, Rusçuk ve de bugün Erdoğan'ı ağırlayacak olan Varna Osmanlı'nın kan banyosundan ve yağmasından nasiplerini almıştı.

Fatih'ten sonra da Osmanlı kılıcının üç kıtada girmediği ülke kalmamış, Anadolu'daki gayrimüslim azınlıklar gibi bu ülkelerin ahalisi İstanbul'un haracına bağlanmıştı.

İstanbul'un fethinden 565 yıl sonra Afrin'de olan budur. Tıpkı Osmanlı Devleti'nin 6 yüzyıllık tarihindeki sayısız "fetih"lerde olduğu gibi.

Kendisini İslam'ın yeni halifesi ve Türk dünyasının ulu hakanı gören Erdoğan'ın gözü sadece silah zoruyla girebileceği sınır komşusu ülkelerde değil, aynı zamanda yatırım, ticaret, eğitim, ulaşım ve turizm silahlarını kullanarak müslüman halklarını kendi otoritesine bağlayabileceği Afrika ve Asya ülkelerindedir. 

Kut’ül Amare Zaferi’nin 100. yılı münasebetiyle 29 Nisan 2016'da yaptığı konuşmada Erdoğan "Türk-İslam lebensraum"u net şekilde belirlemektedir: "Bugün Türkiye’de, Irak’a, Suriye’ye, Balkanlara, Kırım’a, Orta Asya’ya, tarihimizin ayrılmaz birer parçası olan yerlere, sanki başka bir gezegenden söz ediyormuş gibi bakan kişiler var… Daha bir asır önce bizim için Bursa’yla Üsküp’ün hiçbir bir farkı yoktu. Tıpkı Bağdat’ın, Musul’un, Şam’ın, Batum’un, Selanik’in, Kırcaali’nin farkı olmadığı gibi… Fiziki sınırlarımız ayrılmış olabilir, ama gönül sınırlarımız hiçbir zaman ayrılmadı.”

Erdoğan'ın ihtirasları Osmanlı geçmişindeki yerlerle de sınırlı değil. Özellikle Afrika kıtası Erdoğan'ın sürek avı alanına dönüşmüş durumda. İktidarda bulunduğu 16 yıllık dönemde 28 Afrika ülkesini ziyaret ettiği gibi, bu kıtada bulunan 32 ülkenin 51 noktasını direkt uçak seferleriyle Türkiye'ye bağladı.

Gerçi kendisini desteklediği yıllarda Fethullah Gülen'in bu ülkelerde sayısız okul açmasına göz yummuştu ama çakma 15 Temmuz darbesinden bu yana bu okulları da o ülkelerin hükümetlerine alenen şantaj yaparak teker teker kendi beyin yıkama şebekesine devrettirmekte…

Erdoğan Osmanlı "mirası"nı Türkiye'nin otoritesine bağlamakta o denli hırslı ki, topraklarına olmasa bile türbelerine, camilerine, mescitlerine elkoyabilmek için her yola baş vuruyor. Tıpkı en son Sudan'a yaptığı ziyaret sırasında islamist despot Ömer El-Beşir'e bir zamanlar Osmanlı'ya ait olan Sevakin Adası'nın Türkiye'ye verilmesini kabul ettirmesi gibi…

Öyle görünüyor ki Tayyip, eğer iktidarını devam ettirebilirse, Osmanlı'nın yüzyıllarca hüküm sürdüğü üç kıtada Türk-İslam egemenliğini ihya edemese bile buraları Türkiye'nin DOM-TOM'ları haline getirmekte kararlı…

DOM-TOM'lar Fransa'nın hâlâ idari olarak kendisine bağlı eski sömürgelerine bir zamanlar vermiş olduğu adlar… DOM'lar, yani deniz aşırı bölgeler…  TOM'lar, yani deniz aşırı ülkeler… Bu bölgelerin ve ülkelerin statüleri son yıllarda DOM-ROM, COM, CSG ve TAAF isimleri altında ciddi değişikliklere uğradı ama Fransa'nın siyasal, ekonomik ve kültürel egemenliği sürüp gidiyor.

Görünüş o ki Erdoğan ilk ağızda Afrin'i bir DOM-TOM yapmakta kararlı… Menbiç, Kobani, Tel Abyad, Resulayn ve Kamışlı da sırada… Kolay gerçekleşir mi, zaman gösterecek.

Ama unutulmasın, Tayyip'in bir DOM-TOM'u daha var ki o çoktan çantada keklik… Avrupa'daki Türk göçmenliği… Hele çifte vatandaşlığın yasal olduğu Belçika gibi ülkelerde…

Belçika Türk DOM-TOM'u daha şimdiden sonbaharda bu ülkede yapılacak belediye seçimlerine hazırlanıyor… Tayyip'in çizgisinden hiç çıkmamış Türk kökenli belediye yöneticileri şimdiden kolları sıvamış durumda… Bunların yeniden aday olmalarını sağlamak için Türk medyası da şimdiden seferber…

Dahası, gelecek 2019 yılında Belçika Türk DOM-TOM'unun 150 bine yakın seçmeni altı farklı seçimde oy kullanmaya hazırlanıyor. Belçika'nın Ulusal Parlamento, bölge meclisleri ve Avrupa Parlamentosu seçimleri bir yanda, Türkiye'nin belediye, cumhurbaşkanı ve Millet Meclisi seçimleri öte yanda…

Geçen milletvekili seçimlerinde ve anayasa referandumunda yüzde 70'iyle Erdoğan'dan yana oy kullanmış olan bu seçmenlerin beyinleri şimdiden Erdoğan komutasındaki şanlı Türk Ordusu'nun ve çapulcu ÖSO'cuların kahramanlık destanlarıyla yıkanmakta…

Belçika medyası iase ne yazık ki birkaç istisnasıyla suspus… Türklerin yoğun olduğu Saint-Josse, Schaerbeek, Bruxelles-Ville, Anderlecht ve Molenbeek belediyelerindeki oyların hesabındaki Belçika partilerinden ise, solcuları da dahil, ne ses ne bir nefes!

Şen ola düğün şen ola!

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…