Artı Gerçek

Feyzioğlu: Dede-babanın izinde bir harika çocuk

Metin Feyzioğlu bugün Avrupa Parlamentosu'na saldırıyor, Turhan Feyzioğlu da 1972'de Avrupa Konseyi'ne saldırırdı.


Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Türkiye'nin Afrin harekâtını kınayan ve Türk askerlerinin geri çekilmesini talep eden Avrupa Parlamentosu'nu "Türkiye'ye karşı açık bir düşmanlık sergilemek"le suçlayarak, "Bu kararı şiddetle protesto ediyoruz" dedi.
Bizim için şaşırtıcı değil... Kendisini daha çocukken evlat edinmiş ve eğitimini sağlamış olan büyük babası Turhan Feyzioğlu da bundan tam 46 yıl önce aynı şeyleri yapmıştı.

Türkiye'nin en sağcı siyaset adamlarından biri olan eski başbakan yardımcılarından Güven Parti'li dede-baba Turhan Feyzioğlu da 1972 yılında 12 Mart faşizmini eleştiren Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne böyle saldırıyordu.

İşte o günleri anlatan "Vatansız" Gazeteci anı kitabından 12 Mart Cuntası'nın hizmetindeki Turhan Feyzioğlu'nun hamasi faşist rejim savunuculuğu:

                                                                    ***

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin 17 Mayıs 1972'de Strasburg'ta yapacağı toplantıya yetiştirilmek üzere İnci'yle birlikte gece gündüz belge seçme, çevirme ve çoğaltma çalışmasına girdik. Paris'teki diğer arkadaşlar da okul ve iş zamanlarından fedakârlık yaparak bize elveriyordu. 17 Mayıs'ta Mekin ve eşi Güneş'le birlikte Strasbourg'a gittiğimizde arabanın bagajı tıkabasa belge doluydu.

Başta Turhan Feyzioğlu olmak üzere Türk parlamenterlerin beni tanıması ihtimali yüksek olduğundan, ben Konsey binasına girmek yerine, Güneş'le birlikte o binanın biraz uzağındaki bir bowling salonunun kahvehanesine yerleştim.

Mekin Konsey binasında Piet Dankert'i ve onun ismini verdiği İngiliz, Danimarkalı, İsveçli, Norveçli, Belçikalı diğer parlamenterleri arka arkaya Bowling salonuna getiriyordu. Kendilerini Türkiye'deki durum hakkında birlikte bilgilendiriyor, belgeler veriyorduk. Aralarında sadece sosyal demokratlar değil, muhafazakâr ya da liberal partilerin üyeleri de vardı.

Hemen hemen hepsi anlattıklarımızı dikkatle dinliyor, sorular soruyor, Türkiye sorununu sonuna kadar takip edeceklerini söyleyerek bundan sonra sağlayacağımız belgeleri kendilerine iletmek üzere özel adreslerini veriyorlardı.

Akşam üzeri yaptığımız ortak bir değerlendirmede Dankert, diğer milletvekillerinin de verdiğimiz bilgiler ışığında daha duyarlı hale geldiklerini, ama çoğunluğun önyargılı olduğunu, üstelik Türk Devleti'nin Türkiye'ye davetler de dahil tüm propaganda olanaklarını kullanarak bunları etkilmeye devam ettiğini söyledi.

Nitekim AKPM, sırf Ankara'yı memnun etmek için Mayıs 1972 birleşiminin son oturumunda yine uzlaşmacı bir tutumla meclis başkan yardımcılığına Türk delegasyonunun en militarist üyelerinden Turhan Feyzioğlu'nu seçmekte bir sakınca görmeyecekti.

- Bir kritik nokta daha, dedi Dankert. Avrupa Konseyi Yunanistan'ı üyelikten dışladı, ama sonra üyelerin çoğu bu nedenle Yunan rejimini baskı altında tutma olanağının kaybolduğunu düşünerek Türkiye'ye karşı aynı dışlama yöntemini kullanmakta tereddüt ediyorlar.

Biz ısrar ettik:

- Bir sonuca ulaşılamasa da Türkiye'nin durumunun bu uluslararası kuruluşta ve diğerlerinde gündeme girmesi, enine boyuna tartışılması önemli bir kazanım olur.

- Ben elimden geleni yapacağım, diye söz verdi. Yeter ki siz File On Turkey (Türkiye Dosyası)'nı sonbahardan önce yetiştirin.

                                                            ***

Dosyanın yayınının, o zamana kadar devlet olanaklarıyla dış dünyayı olabildiğince aldatan Türk hariciyesi için gerçekten ağır bir darbe olacağı belliydi. Nitekim kitabın hazırlığını bir yerlerden öğrenmiş olmalı ki, Dışişleri Bakanlığı 26 Eylül 1972'de tüm hariciye teşkilatına yayınladığı genelgede şöyle diyordu:

"Avrupa camiasına dağıtılması tasarlanan kitap genellikle 12 Mart'tan sonra tutuklanan Marksist-Leninist militanlara yapılan sözde işkenceleri fotoğraflarla canlandırmaktadır. Basımı gizlice Fransa'da yapılacaktır. Bu faaliyete Almanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç'te bulunan bazı komünist kişiler işbirliği yapmak suretiyle katılmaktadırlar.

"Bu haberin ilgili makamlarımızca değerlendirilmesinden şu sonuçlar istihraç edilmektedir:

"a) Yurt dışında bulunan Türk komünistler Moskova paralelindeki yabancı komünistlerden de destek görmek suretiyle Almanya, Danimarka, Hollanda, İsveç ve Fransa mihveri üzerinde bir organizasyon kurmuşlardır.

"b) Yarı resmi de olsa İsveç'in bu konuda yardımı büyüktür.

"c) Daha başka yeni planlar peşinde olan bu organizasyon Türkiye ile irtibattadır. Organizasyonun beyni çok muhtemelen Paris'tedir.

"d) Henüz kuvvetli delil ve emareleri bulunmamakla beraber Doğan ve İnci Özgüden bu faaliyetin içindedirler.

"Bilgi edinilmesini, bu ve buna benzer propaganda faaliyetlerinin imkan nisbetinden yakından takibiyle derlenebilecek bilgilerin mütalaalarıyla birlikte bakanlığımıza muntazaman ulaştırılmasının teminini rica ederim."

Genelge hariciyedeki sol sempatizanı birisi tarafından bize ulaştırıldıktan sonra çalışmalarımızda daha dikkatli olmamız gerekiyordu. Avrupa'daki illegal varlığımız tesbit edilmişti, kitabın yayınını bir an önce gerçekleştirmeliydik.

                                                                    ***

Türkiye Dosyası'nın yayınından sonra Hollandalı Parlamenter Piet Dankert Türkiye sorununu Ekim 1972'de AKPM'nin 24. Olağan Oturumu'nda gündeme getirdi. Yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

- Uluslararası medya uzun süredir Türkiye'de geniş çapta bir işkence uygulaması bulunduğunu bildiriyor. Bana ulaştırılan işkence belgeleri, mahkeme ifadeleri, fotoğraflar ve hattâ gizli belgeler, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. Maddesi'ni zaman zaman değil sistematik biçimde ihlal ettiğini ortaya koymaktadır. Kendilerine güven duyduğum gazeteciler, Türkiye'de birbuçuk yıl içinde 2000'i aşkın kişinin işkenceden geçirildiğini bildiriyor. İhlaller bununla da kalmıyor. Sözleşme'nin 7. Maddesi de defalarca çiğnenmiş bulunuyor. Yazarlar, aydınlar, sanatçılar ve siyaset adamları sıkıyönetim ilan edilmeden önceki döneme ait yazılarından, konuşmalarından ve faaliyetlerinden dolayı kovuşturulup mahkum ediliyor. Konsey Türkiye sorununu ciddi şekilde ele almalıdır.

Norveçli parlamenter Liv Aasen ve İngiliz parlamenter Frank Judd da, Dankert'ın çıkışını destekliyorlardı.

Bu eleştiriler karşısında başta Turhan Feyzioğlu olmak üzere Türk delegasyonu çılgına dönmüştü. Tüm bu iddiaların komünistler tarafından uydurulduğunu söyleyerek Cunta rejimini savunmaya çalışıyorlardı. Feyzioğlu konuşması sırasında benim ve İnci'nin isimlerini de vererek Türkiye'nin uluslararası bir komplo karşısında bulunduğunu söylemişti. Avrupalı parlamenterlerin anlattığına göre, genel kurulda Feyzioğlu öylesine bir stress yaşıyordu ki, ikide birde salondan çıkarak terden sırılsıklam olan gömleğini değiştirmek zorunda kalıyordu.

                                                                    ***

Sonuçta sorunun üç ay sonra yapılacak Siyasal İşler Komitesi'nde ayrıntılı olarak görüşülmesi kararlaştırıldı.

Ankara rejiminin en ateşli savunucusu o sırada İngiliz hariciyesiydi. İngiliz parlamenter Frank Judd daha sonra konuyu Avam Kamarası'na getirdiğinde, zamanın Dışişleri Bakanı Sir Alec Douglas-Home, bizim yayınladığımız Türkiye Dosyası'nı elinde sallayarak,

 - Böyle bir kitap olsa olsa ancak Moskova'da bastırılıp Avrupa'ya sürülmüş olabilir, diye hezeyan kusacaktı.

Oysa, daha önce de anlattığım gibi, kitap Paris'te son derece zor koşullarda ilkel olanaklarla dizilip, ya damı akan garajdan bozma bir ressam atölyesinde ya da Amnesty International'in Paris bürosunda teksir makinesiyle basılmıştı. Zaten sosyalist ülkelerden de, onların çizgisindeki TKP'den de bu konuda herhangi bir destek istemiş değildik.

                                                               ***

AKPM'nin fırtınalı toplantısından sonra Piet Dankert'le uzun bir görüşmem oldu. İnci'yle benim geleceğimiz konusunda endişeleri vardı.

- Biliyorum, ilk fırsatta Türkiye'ye geldiğiniz gibi gizlice dönebilmek için legale çıkmak istemiyorsunuz, dedi. Ama Avrupa Konseyi'nde Turhan Feyzioğlu sizin Avrupa'da gizlice faaliyet gösterdiğinizi açıkladı. Türk istihbaratı muhakkak ki peşinizdedir. Bu açıklamadan sonra Avrupa polisi de sizin yerinizi tesbit edip başınızı derde sokabilir. Kendinizi iki tehdit arasında daha fazla tehlikeye atmayın. Türkiye'de devlet terörüne hedef olmuş gazetecilersiniz. En kısa zamanda demokratik bir ülkeden sığınma talep edin. Hollanda da olabilir, olursa ben sizi desteklerim.

Gösterdiği dayanışma için kendisine teşekkür ettim.

 - Arkadaşlarla bu konuda bir değerlendirme yapmamız gerekir. Türkiye'ye de sormak zorundayım. Ama her halü- kârda halen üzerinde çalıştığımız bir başka temel belgeyi Avrupa Konseyi'nin Ocak 1973 toplantısına yetiştirmeliyiz.

Gerçekten de o günlerde İnci Türkiye Dosyası'nın yorgunluğunu atmadan bir yıldır iğneyle kuyu kazar gibi oluşturduğu "insan avı" kartoteklerini yeniden elden geçirip güncelleyerek ayrıntılı bir katalog hazırlamaktaydı. Katalogda darbe kurbanlarının isimleri ve meslekleriyle birlikte, arama listesine kondukları, gözaltına alındıkları, mahkeme kararıyla tutuklandıkları, yargılanmaya başladıkları, mahkum oldukları veya tahliye edildikleri tarihler veriliyordu.

162 sayfalık büyük boy kitap, Demokratik Direniş Hareketi adına genişçe bir sunuş yazısıyla Man Hunts in Turkey (Türkiye'de İnsan Avı) adı altında Kasım 1972'de yayınlandı.

                                                                   ***

AKPM'nin 14 Mayıs 1973 tarihli toplantısında Türkiye konusunda bir alt-komite kurulması önerisi görüşüleceğinden, TBMM'de temsil edilen tüm partilerin milletvekilleri her türlü iftira, karalama ve tehdide başvurarak bu girişimi önlemek üzere seferber oldular.

Toplantıda konuşan Dankert, alt-komite kurulması gereğini yeniden vurgulayarak şunları söyledi: 

- Türkiye Parlamentosu olağanüstü devlet güvenlik mah- kemeleri kurulmasına ilişkin görüşmeler yaparken Türkiye için alt-komitenin hâlâ kurulmamış olması üzücüdür. Eğer bu güvenlik mahkemeleri kurulacak olursa, Türkiye'de gerçek bir demokrasinin işleyişi ağır bir tehdit altına girecektir. Türkiye'nin en önemli illerinde sıkıyönetim halkı ağır baskı altında tutmağa devam etmektedir. Türk Hükümeti tarafından sık sık ileri sürüldüğü gibi bir "uluslararası komünist komplo"nun mevcudiyetine dair kesin bir delil yoktur.

Norveçli Liv Aasen de Dankert'i destekleyen bir konuşma yaptı.

Bunlara yanıt vermek üzere AP'li ve CGP'li milletvekillerinin yaptıkları konuşmalar tam bir skandaldı.

AP'li Esat Kıratlıoğlu:

- Uluslararası anarşi ve terörizm Türk Hükümeti'ni alaşağı etmek ve genel olarak Ortadoğu'da bir kaos yaratmak amacını gütmektedir, diyordu. Türkiye'deki mahpuslar politik mahpuslar değil, aksine, banka soyguncusu, katil ve sui- kastçılardır. Türkiye'de siyasi mahkum diye bir şey yoktur.

CGP'li Turhan Feyzioğlu ise, Dankert'in bizimle ilişkisini ima ederek kendisini teröristlere alet olmakla suçluyordu:

- Burada yapılan eleştiriler, ülkemin Avrupa Konseyi ile ilişkilerini kopartmak isteyenler tarafından yönetilen kuvvetli bir propaganda mekanizmasından kaynaklanmaktadır... Bay Dankert'in Türkiye ile ilgili bilgileri, Avrupa'da dolaşan yıkıcı elemanlarla, başka ülkelere sığınma olanağı bulmuş teröristlerle kurduğu ilişkilere dayanmaktadır.

CHP Milletvekili Mustafa Üstündağ'ın Ecevit'ten aldığı talimatla yaptığı konuşma ise tam bir "ordu savunması"ydı:

Bay Dankert benim ülkemi Yunanistan'la kıyasladığı zaman duygularım rencide oldu. Geçmişte Türk subayları demokrasiye olan saygılarını göstermişlerdir. Bu, uzun deneylerle ispatlanmış bir gerçektir. Ordu yetkilileri şimdi de genel seçimlere sıkıyönetim altında gidilmesini asla istememektedirler. Özel güvenlik mahkemelerinin kurulmasına CHP olarak karşı değiliz. Sadece bu mahkemelerin hakimlerinin tayin biçimine karşıyız.

Bu yanıltma ve saptırma gayretleri karşısında Demokratik Direniş Hareketi derhal altı sayfalık bir bildiri yayınlayarak hak ihlalleriyle ilgili son bilgileri AKPM üyelerine iletti ve AP, CGP ve CHP temsilcilerinin iddiaları hilafına Türkiye'de temel anayasal değişimler yapılmadıkça, sıkıyönetim kaldırılsa bile insan hakları ihlallerinin son bulmayacağını vurguladı.

Tüm engelleme çabalarına rağmen 18 Mayıs 1973'te toplanan AKPM Siyasal İşler Komitesi, Türkiye için bir alt- komite kurulmasını kabul ederek bu komitenin kuruluş ve çalışma prosedürünü belirlemek üzere İngiliz milletvekili Fitzroy MacLean'ı görevlendirdi, bu milletvekilinin raporunu 3-5 Temmuz 1973 tarihinde Floransa'da yapacağı toplantıda görüşmeyi kararlaştırdı.

Floransa toplantısı ise Ankara rejiminden hesap sorulmasının pratik olarak olanaksızlaştırılmasıyla sonuçlandı. Raportör MacLean, CHP'lilerin etkisiyle, AKPM'nin sadece Türkiye'de değil, tüm Konsey üyesi ülkelerde insan hakları ihlallerini incelemekle görevli bir alt-komite kurulması yolun- da rapor vermişti. Türk parlementerler Turhan Feyzioğlu, Cevdet Akçal ve Orhan Oğuz da bu öneriyi destekliyordu.

Özellikle o sırada Bülent Ecevit'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması ve kendisinin askeri mahkemede yargılanması girişimleri nedeniyle AKPM üyelerinin çoğunluğu mutlaka Türkiye için özel bir alt-komite kurulmasında ısrar ediyordu.

Tam da bu sırada CHP Milletvekili Mustafa Üstündağ tekrar devreye girdi. Ecevit'in yasal dokunulmazlığının kaldırılması girişiminin askerlerden değil, CHP'nin gelecek seçimleri kazanmasından endişe eden sağ partilerden gel- diğini ileri sürerek Türkiye için özel bir alt-komite kurulmasına karşı çıktı, Ecevit'in de bizzat bu görüşte olduğunu, "Demokratikleşmeyi bana bıraksınlar, dışarıdan müdahalelerle benim bu yöndeki gayretlerimi sabote etmesinler" dediğini anlattı.

DDH adına tekrar inisiyatif alarak, Türkiye gibi yarım yüzyıldır Avrupa demokratik kriterlerini hiçe sayan bir ülkenin Avrupa demokrasileri topluluğunda kalabilmesi için Anayasa'nın tamamen değiştirilmesi, tüm düşünce ve siyasal eylem mahkûm ve tutuklularının derhal serbest bırakılması, komünist partisi de dahil tüm partilerin serbestçe kurulabilmesi, Kürt halkının ve tüm etnik ve dinsel azınlıkların temel hak ve özgürlüklerine kavuşması, bunlar sağlanmadıkça Ankara rejiminin sürekli denetim altında tutulması, gerekirse Avrupa Konseyi'nden atılması gerektiğinde ısrar ettik.

Ne ki, Siyasal İşler Komisyonu'nun çoğunluğu Ecevit'in şantajına boyun eğerek alt-komitenin Türkiye'nin adını zikretmeksizin kurulmasına karar verdi.

Bu, iki yıldır Avrupa Konseyi'nde yürütülen çalışmaya vurulan son darbeydi.

Ecevit'in o sıradaki manevrası yüzündendir ki, kendisi iktidar olduktan sonra da, Türkiye'de insan hakları ihlalleri, komünist parti ve Kürt halkının temel hak ve özgürlükleri üzerindeki yasaklar aynen devam edecek, askerlerin siyasal hayata müdahaleleri durmayacak ve 12 Mart'ın daha kanlı, daha hunhar bir tekrarı olan 12 Eylül Darbesi'ne varılacaktı.

(Doğan Özgüden, "Vatansız" Gazeteci, Cilt II, Sürgün Yılları, Belge Yayınları, 2012 İstanbul)

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…