Artı Gerçek

Bireysel seçim boykotu diye bir şey var mıdır?

Bu bir devrim olmak zorunda değildir. Hiçbir şeyi altüst etmeye kalkışmazsınız. Basitçe, oyunun yeniden kurallarına göre oynanmasını talep edersiniz.


Oy vermek istemiyorsunuz, çünkü aday içinize sinmiyor. Seçimi boykot etsek diye bakınıyorsunuz ama etrafta bir boykot örgütlenmesi yok. Tek başınıza boykot örgütlemeye girişseniz arkanızdan hatırınız için kaç kişinin geleceği meçhul. Bireysel seçim boykotu yapmalı mı, yapmamalı mı?

Seçim boykotu, incelikli ve hassas bir strateji gerektirir. Eğer iyi planlayıp iyi yürütmezseniz, amacına ulaşmaz. Tam tersine, boykot ettiklerinizin işini kolaylaştırır. Sebebi, boykotun etik doğruluk mücadelesi dışında kullanışsız oluşudur. Boykotla matematik üstünlük elde edilemez. Edilseydi, boykot akla gelmezdi. Seçimi kazanacak durumda olduktan sonra, boykotla sağlanmak istenen etik doğruluk, seçimden sonra sizin icraatınızla somutlaşırdı. Siyasette karşılığını bulur, gündelik hayatın olağan akışını biçimlendiren bir alışkanlık haline gelirdi. [Paragraf Notu: Matematik üstünlük, sadece basit çoğunluk demek değildir. Sonradan başkalarını da peşine takabilecek kritik çoğunluk da matematik üstünlüktür. Örneğin, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin elde ettiği oy oranı, kritik çoğunluk oranıdır. Herkesin bildiği gibi, izleyen süreçte bu seçim başarısının HDP’nin elinden gayrimeşru yollarla alınmasının sebebi, meşru siyasi iktidar olma yolunda kritik eşiği geçebilmiş olmasıdır.]

Boykot, siyasi iktidara bir mesajdır. Seçimi kazanmakla iktidarının meşru olmayacağının ifadesidir. Seçim sonuçlarını geçerli kabul etmeyeceğinizin beyanıdır. İktidarın, oyunu kuralına göre oynanmadığının ilanıdır. Hukuku bozmuş, kanunu çiğnenmiş, vaatlerini yerine getirmemiştir. Verdiği sözlerin hiçbirini tutmadığı için bundan sonra vereceği sözlere güven kalmamıştır. Bu yönüyle boykot, hukuksuz-kanunsuz seçimlere katılmayarak, iktidarı etik doğruluk karşısında çıplak bırakma girişimidir.

Olağan hallerde, iktidarın asgari bir haysiyetle davranması ve çıplaklığının bir kısmını örtmesi beklenir. Bazı kural ihlallerinden numunelik geri adım atması veya bazı hukuk bozulmalarında biçimsel düzenlemeler yapması umulur. Ne denli baskıcı, otoriter ve faşizan olursa olsun her iktidar, iktidarını sürdürmeye elverecek meşru bir zemine muhtaçtır. Boykot, iktidarı bu meşru zeminden mahrum bırakma hamlesidir. Ne var ki, göstermelik sandık demokrasisiyle ayakta kalabilen otoriter iktidarlar, çıplak bırakılmaktan etkilenmez. Kendilerine sultan kaftanı veya halife hırkası yakıştıran asgari bir çoğunluğu elde tutabildikleri sürece bildiklerini okumaya devam ederler. Özellikle demokrasi kabiliyetinin gelişmediği ülkelerde, iktidarı ele geçiren sınıf, seçenin de seçmeyenin de meşru kabul edeceği bir iktidar olma arzusu taşımaz. Meşrebi, adaletsizlik ve zulümdür. Yapıyordur, çünkü yapabiliyordur. Başka bir etik tanımaz. Dolayısıyla boykot, demokratik adab-ı muaşeret bulunmayan coğrafyalarda, basit sayısal çoğunluğu yönlendirebilenlerin işine yarar. Hele de biz gibi seçime katılma oranlarının yüksek olduğu ülkelerde, muhalefetin kullanmadığı her bir oy, iktidarın hanesine iki oy olarak yazılır. Azimle sebatla sandığa gidenler ve sandıkları asla terketmeyenler, iktidar mensuplarıdır.

Boykot, aynı zamanda bir çağrıdır. Sadece taraftarlarınıza, takipçilerinize, sempatizanlarınıza değil, tüm kamuoyuna iletmeniz gereken bir çağrı. Sizden yana veya size karşı olmasına bakmaksızın herkesi davet edersiniz. Size rağbet etmeyenlerin de güvenini kazanmaya çalışırsınız. Hukukun yok edildiğini herkese duyurmaya uğraşırsınız. Ve yanlışı doğrultmaya destek talep edersiniz. Bu bir devrim olmak zorunda değildir. Hiçbir şeyi altüst etmeye kalkışmazsınız. Basitçe, oyunun yeniden kurallarına göre oynanmasını talep edersiniz.

Boykot, yanlış yapanı durdurma eylemidir. Kendinizi değil. Başkasının hareketini durdururken sizin hareketiniz devam etmelidir. Hiçkimse başkasını durduracağım diye kendisinin de durmasına ikna olmaz. Herkes durunca ezileceğini bilir. Bu yüzden boykot, ne maksatla yapılacağı uygun şekilde anlatılırsa ve bu anlatım kritik bir çoğunluğu ikna ederse başarılı olabilir.* İnsanın doğru işi yapmakla edindiği benlik değeri, işi doğru yapmakla edindiği benlik değerinden yüksektir. İkna süreci bilgilenmeyle başlasa da kişinin kendini değerli hissettiği duygu durumunu yakalamadıkça tamamlanmaz.

Boykot konusundaki önemli yanılgılardan biri, boykotun etkili bir cezalandırma olabileceğidir. Oysa boykot, cezalandırmanın üç şartının üçünü de çoğunlukla karşılamaz. 1: Yanlışın hemen ardından yapılamaz, çünkü düzenleme ve örgütlenme için size zaman gerekiyordur. 2: Yanlışın büyüklüğüyle orantılı yapılamaz, çünkü farklı türde ve birikimli yanlışlara tek türde ve bir seferlik bir hamleyle karşılık veriyorsunuzdur. 3: Yanlışı durduracak veya geri aldıracak kalıcı bir hoşnutsuzluk yaratılamaz, çünkü failin bu hoşnutsuzluğu telafi edebileceği diğer manevra alanlarını tıkayamıyorsunuzdur.

Eğer cezalandırmanın üç şartını aynı anda sağlayamıyorsanız, boykot bir cezalandırma işlevi görmez. Üstelik, işin içine cezalandırma isteğini karıştıran boykot, daha başlamadan güç kaybedebilir. Cezalandırma şartlarını sağlamak için verilecek uğraş, boykot örgütlemek için verilecek uğraştan katbekat fazla olabilir. Halbuki siz, iktidarın yarattığı hukuksuzluğu kabul etmediğiniz için, asimetrik bir konuma itilmeyi reddettiğiniz için boykota başvuruyorsunuzdur. Hukuki denkliği yeniden kurup konumunuzu tekrar eş-düzleme taşımak için. Bu motivasyonlar arasında cezalandırmanın yerini ve faydasını hesap etmek hemen hemen imkânsızdır. Siyasi hesaplaşmalarda, cezalandırmanın ne zaman, nerede, nasıl, kim tarafından ve hangi enstrümanlarla yapılacağı başlıbaşına bir metodoloji gerektirir. Boykot bu yolu açabilir ama metodolojinin yerine geçmez. Bu yüzden, cezalandırma kastıyla girişilecek bir boykot, boykot niteliğini hızla kaybeder.**

Bu koşullarda, boykot, bozulan hukuki denkliği yeniden kurmak dışında kullanışlı değildir. Anti-demokratik bir iktidar, hukuku kendi lehine ve başka herkes aleyhine eğip bükerek etik doğruluğu ihlal ettiği içindir ki boykotun ilk hedefi mevcut hukuku yeniden işler hale getirmektir. Bu hukuk, ötedenberi küçüklü büyüklü pek çok mesele barındırıyor olabilir. Burada, hukuku tamir etmek ile iyileştirmek arasındaki hayati ayrım gözden kaçmamalıdır. Bu hukuk bozulmadan önce de var olan aksakları eksikleri gidermek bambaşka işlemler ve örgütlenmeler gerektirir. Boykot bu yolu da açabilir ama bu sürecin yerine geçmez.

Demek ki boykot, bir düzeltme (restorasyon) hareketidir. Bir yenilik (reform) girişimi değildir. Her ne yenilik yapacaksanız bu düzeltmeden sonra yapacaksınızdır. Hem düzeltmeye hem yeniliğe aynı anda kalkışırsanız ikna ediciliğiniz azalabilir. Peşinize takmaya çalıştığınız insanlar, deneyim sahibi olmadıkları konularda sınanmak istemezler. Söylediğiniz yenilikler akla yakın gelse de insanların deneyim dünyalarında karşılıkları yoksa sizi takip etmezler. Yeniliğe kalkışmak her hâl ve şartta bir risktir. Bu risk, boykot başarıya ulaşmadan alınırsa boykot riske girer.

Ve son olarak boykot, bir deneme sürüşüdür. Bir testtir. Hasarlı bir test. Test edenden, yani sizden, fedakârlık ister. Sandığa gitmemek, demokratik bir imkândan feragat etmek anlamına gelir. Bu feragat, iktidarı hiç incitmeyeceği gibi, işine de gelebilir. Öte yandan size, hem halihazır gücünüzü deneme fırsatı verir hem de daha büyük bir kitlenin desteğini kazanıp kazanamayacağınızı gösterir. Böylece bir sonraki aşamaya geçtiğinizde gücünüzün neye yetip neye yetmeyeceğini ölçmüş olursunuz. Bu ölçüm sırasında oluşacak hasar, gücünüzü test etmeden eyleme geçtiğiniz duruma göre tahammül edilebilir miktarda bir hasardır. Bu deneyim, size, birlikte hareket ettiğiniz kitleyle kafa kafaya verip bir sonraki seçimi nasıl kazanacağınızı planlama kabiliyeti kazandırır. Böyle bir kabiliyet kazanmayı hedeflemiyorsanız, neyi boykot ettiğinizi ve niye boykot ettiğinizi kimseye anlatamazsınız. Anlatamazsanız, kritik çoğunluğu peşinize takamazsınız. Kritik çoğunluk peşinizden gelmiyorsa, ortada bir boykot yoktur.


* Bir düşünce egzersizi olarak: Türkiye, 16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumu sırasında bir boykot örgütleme fırsatı yakalamıştı. Bu referandum boykot edilseydi, iki önemli sonuç doğuracaktı: Birincisi, rejim değişikliği anlamına gelen bu anayasa değişikliğini meşru kabul etmeyen seçmen yüzdesi net bir rakamla ortaya çıkacaktı. İkincisi, bu değişikliğe göre yapılacak seçime, bu yüzdenin ortak bir adayıyla girmek mümkün olacaktı. Burada bir kez daha boykotun asla tek adımlı bir eylem olamayacağını ve uzun vadeli stratejik bir planın bir aşaması olabileceğini görüyoruz. Referandumda boykot örgütlenmemesinin asıl sebebi olarak ise şunu not edelim: Bu sorumluluk, o sırada kritik çoğunluğa sahip CHP’ye düşerdi. CHP, görünüşte, boykotun doğal olarak yüksek “evet” oranına yol açacak olmasını bahane etti. Oysa bunun düşük “evet” oranına kıyasla neyi değiştireceği hiç tartışılmadı. Bu oylamanın bir seçim değil, bir referandum olduğu göz önüne alınmadı. Bir sonraki aşamada seçime HDP ve diğer tüm demokratik çevrelerle ittifak halinde girme gereğinin yarattığı panikle verildi bütün kararlar. “Hayır” cephesi oluşurken HDP ve diğer demokratik çevre oylarının rolü, arsızca görmezden gelindi. Dokunulmazlıkların kaldırılması gibi parlamenter demokrasi tarihinin en büyük yanlışı, aynı fotoğraf karesine bile girmemekle taçlandırıldı. CHP, aksini yapabilecekken, bu referandumda bir kez daha hem siyasi risk alma kabiliyetinin bulunmadığını kanıtladı hem de iktidarın meşruiyetini kendince tescilledi. Benzer bir düşünce egzersizini 24 Haziran cumhurbaşkanlığı seçimi için de yapmak gerekir. En başarılı icraatı insanları birbirine düşman etmek olan bu iktidarın güdümünde yapılacak herhangi bir seçimin nasıl kazanılacağı, nedense pek az kimsenin kafa yorduğu bir konu olmaya devam ediyor.

** Bazı ticari boykotlar bu sınıftandır. Cezalandırmada kısmen başarıya ulaşmış önemli örnekleri bulunmakla beraber bu boykotların nasıl bir cezalandırma gerçekleştirdiği veya hangi aşamada ne sebeplerle kesildiği başlıbaşına bir araştırma alanı oluşturur. Aralarında, cezalandırmanın yanı sıra hukuki bir düzeltmeyi de amaçlamış ve başarmış olanlar varsa siyasi boykot sınıfına alınabilirler.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…