Artı Gerçek

Simidinizi kaç günde unutursunuz?

Bütün simit fırınları kapatılsa.. Simitçilerin işsiz kalması fıtrata bağlansa.. Susama uyuşturucu madde muamelesi yapılsa..


Bir sabah aniden memlekette simit bulunmasa.. Yokluk, pahalılık, karaborsa yüzünden değil. Hükümetin aklına öyle estiği için. Simidin yerli ve milli olmadığı ilan edilse.. Bütün simit fırınları kapatılsa.. Simitçilerin işsiz kalması fıtrata bağlansa.. Susama uyuşturucu madde muamelesi yapılsa.. Evde simit yapmaya kalkışanlar terör örgütü iltisakıyla iki yıldan beş yıla HAGBsiz hüküm giyse..

Kaç gün sürer simidi unutmak? Baskı gördük diye hemen vazgeçer miyiz? Simit niyetine yemek zorunda kalacağımız açma, çatal, poğaça her ne ise onu elimize aldığımızda içimizden “ah canım simit” diye geçirir miyiz? Birbirimize simit hikâyeleri anlatmaya devam eder miyiz? Yoksa muhbirlik hane içine dahi sızdığı için güvenilir kişi adlı masal kuşu da simitle beraber kayıplara mı karışır? Açıktan yiyemiyorsak bile gizli gizli yapıp dağıtmanın bir yolunu arar mıyız? Ne yapıp edip bir sonraki kuşağa simit nedir, nasıl yapılır öğretir miyiz?

Aynı akıbet bisikletin başına gelse.. Bir gün bisiklete binmek yasaklansa.. Binenlere kökü dışarıda, karanlık odak, dış mihrak, hain, vesaire denilse.. Bütün bisikletler toplanıp hurdaya verilse.. Bisiklet alan, satan, yapan, tamir eden yine terör örgütü iltisakıyla yine iki yıldan beş yıla yine HAGBsiz hüküm giyse.. 
Bisikleti unutmak kaç gün sürer? Anında hayatımızdan çıkarmaya ne engel olur? Başımıza ne geleceğini bile bile bisikleti elde tutmaya ne sebep buluruz? Onsuz yapamayacağımız bir kıymet midir bisiklet? Başka hiçbirşey tutmaz mı yerini? Ne olursa olsun bisiklete binmeye çalışır mıyız? Bizden sonraki kuşaklar mutlaka bisiklet öğrensin diye bir çabaya girişir miyiz?

Simit, bir kabiliyettir. Ortak bir kabiliyet. Yapıp satma kabiliyeti değildir bu. Herkes simit yapıp satmaz. Buna gerek de yoktur. Ama herkes simitten anlar. Hayatımızdaki yeri ekmeğin, suyun, tuzun yeri gibidir. Simide erişmek ve simitle eyleşmek, özel beceri veya özel yetenek gerektirmez. Kendiliğindendir. Hep bildiğimiz yerde, hep bildiğimiz şekildedir. Simit ilk bakışta bir yiyecektir, fakat kültür varlığı haline gelmiş bir yiyecektir. Ortak tecrübe ve temaşanın vücut bulmuş halidir. Bütün sahnelerini ezbere bildiğiniz halde her seferinde aynı heyecanla izlediğiniz bir filimdir. Neşeli Günler’dir. Hababam Sınıfı’dır. Simit herkesin kabiliyetidir çünkü herkes simitle ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilir. Etrafınızda simitten anlamayan kimse bulamazsınız. Bulabiliyorsanız, işte o sizin kültür dairenizden değildir. Kültür, simit gibi bir kabiliyetin münakaşaya mahal kalmadan ve kesintisiz edinilmesi, paylaşılması, ve hoşlaşılmasıdır. Terennüm diyoruz buna. Kendimizi onunla ifade ettiğimiz şeyleri tekrarlama. Bizden alındığı zaman eksileceğimiz şeylerin neler olduğunu birbirimize hatırlatma.

Bir kabiliyet, başka kabiliyetlerle kaynaşabildiği ölçüde kuvvet kazanır ve devamlılık edinir. Simit-çay-beyaz peynir arasındaki hayretengiz anlaşmanın kaynağı, biraraya gelmeleriyle oluşan bileşkenin kimyasında aranmalıdır. Simit-çay-beyaz peynir kültüründen bahsedebiliyorsak, simit kabiliyetinden, çay kabiliyetinden, beyaz peynir kabiliyetinden bahsedebildiğimiz içindir. Örneğin, bisiklet kültüründen söz edebilmek için de bisiklet kabiliyetinden söz edebilmek gerekir. Özel bir beceri veya özel bir yetenek olarak bisikleti ustaca kullanmak anlamında kabiliyet değildir burada sözü edilen. Bisikletin de simit-çay-beyaz peynir gibi herkes tarafından ve ortaklaşa tanınır-bilinir olup olmadığı meselesidir. Herkes bisiklete binmez belki. Bazıları sevmeyebilir de. Bisikleti tanımak-bilmek için ne sevmek ne de şahsen kullanmak şart değildir. Bisiklet bir yönüyle bir taşıt, fakat başka pek çok yönüyle potansiyel bir kültür varlığıdır.

Simidin gıda maddesi özelliği kültür varlığı özelliğinin yanında nasıl sönük kalıyorsa, bisikletin en çarpıcı özelliği de bir ulaşım aracı olmasında aranmaz. Kullanan kullanmayan herkesin hayatına karıştıkça, tanınma-bilinme derecesi arttıkça, giderek etrafta yadırganmayan hatta görülmesi arzu edilen bir nesneye dönüştükçe, taşıt olma özelliği silikleşir, kültür varlığı olma özelliği belirginleşir. 

Bir bisiklet kabiliyetinden söz edebilmek için, kültürün bisiklete alan açmakta zorlanıp zorlanmadığına bakmak gerekir. İnsanlar bu ülkenin herhangi bir köşesinde, parkta, bankta, yol kenarında, meydanda, kaldırımda, oturarak veya ayakta simit yiyebilirler. Kimse karışmaz. Yolda yürürken simit yiyen bir insana kimse çelme takmaz, eline vurup simidini düşürmez. Hiçbir sürücü simit yiyen birinin üstüne arabasını sürmez, sıkıştırmaz, üstüne çıkmaz, ezmez, ölümüne sebep olmaz. Ama bisiklete ve bisikletliye bunların hepsi yapılır. Şimdilerde göstermelik bisiklet yollarının yayalar tarafından sürekli işgal edilmesi ve bisikletliye ısrarla yol verilmemesi cehaletle veya kabalıkla açıklanamaz. Simit hepimizin ortak kabiliyetidir. Bisiklet, henüz ortak kabiliyet sepetimize girmemiştir. Simit kültürümüzün maşallahı vardır. Bisikletin ise uzun bir süre daha büyük dirençlerle boğuşmak zorunda olduğu aşikârdır.

Kabiliyet yoksa kültür olamayacağı, simidin sonsuz hareket alanına karşın bisikletin kendi mecrasında bile rahat nefes alamayışından bellidir. Sıralama, kültürden kabiliyete değil, kabiliyetten kültüre doğrudur. Eğer bir bisiklet kültürü arzu ediliyorsa, bisiklet kabiliyetinin nasıl yaygınlaştırılacağına bakılmalıdır. Her iş önce kafada biter diye birşey yoktur. Kültürün bir kabiliyet oluşu, herkesin yapabileceği bir işi herkesin yapmasından ileri gelir. Herkesin anladığını anlamak, herkesin tanıdığını tanımak, herkesin bildiğini bilmek demektir bu. Kültür, bir kabiliyetin topluca yaşanmasını ve bir hayat alışkanlığı haline gelmesini ifade eder. Bakınız, simit! Öte yandan, asgari düzeyde topluca yaşanmamış bir kabiliyet, bir hayat alışkanlığına dönüşmez. Hayat alışkanlığına dönüşmemiş bir kabiliyetten bir kültür oluşmaz. Bakınız, bisiklet! 

Göğsümüzü gere gere bir simit kültürü olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu yüzden, eğer hükümet şaşırır da gerçekten simit karşıtı bir hareket yapmaya kalkarsa, bunu başaramaz. Geçici bazı kesintilere sebep olabilir belki ama simit kabiliyetinin devam etmesine ve sonraki kuşaklara aktarılmasına engel olamaz. Üstelik kimse evde simit yapanların terörist olduğuna inanmaz. Herkesin yaptığı, yapması gereken, yapılması hoş olan bir şeyi kimse terörle ilişkilendirmez. Herkes bu çelişkiyi açıkça göreceği için bu saçmalıktan simidin zaferiyle çıkılacağı kesindir.

Velâkin bir bisiklet kültürü olmadığımız besbelli. Eğer hükümet bisikleti suç haline getirmek ve yasaklamak isterse, bunu başarabilir. Bisiklete hiç binmemiş olanlar, bisiklete binenlerin ya terörist ya da işbirlikçi hain olduğuna inanmaya dünden hazırdır. Yandaş medyanın da gazlamasıyla, bisiklet ihbarı bisikletçi avına dönüşür. Pek çok kişi elindeki bisikleti kendi rızasıyla hurdalığa götürür. Götürmeyenler hapse atılır. Hükümet bisiklete karşı savaşını birkaç gün içinde alâyıvalâyla kazanır. Birkaç kişi hariç kimsenin canı yanmaz bir daha bisiklete binilmeyecek diye. Daha büyük dertleri vardır herkeslerin. Bisiklete sıra gelinceye kadar!

Sonra hükümet, henüz kabiliyetini topluca edinmediğimiz için bir kültür formunda temellük etmediğimiz başka bir hayat pratiğini daha kaldırır ortadan. Mesela serbestçe denize girilen bir sahil parçası daha paralı plaj haline gelir. Örgütlü karşı çıkan bulunmaz. Örgütsüz karşı çıkanlar kolayca ezilir. Hem daha büyük dertleri vardır herkeslerin. Yüzmeye sıra gelinceye kadar!

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…